| Gönderildi: 08 March 2008 - 18:16 | IP Kayıtlı
|
|
|
Esselamu Aleykum Ve Rahmetullah Ve Berekatuhu
Sevgili kardeşlerim.
Aylardır kafama takılan bir takım sorular vardı. Bu sorularıma cevap verirseniz çok sevineceğim. Allah hepinizden razı olsun. Hepinizi çok seviyorum...
* İmam İskender Efendimiz, bir sohbetinde ayetlerle delil göstererek başlarının üzerlerine devrin imamının ruhu geldiğini anlattı. Düşünüyorum da, hepimiz (Binlerce kişi) İskender Efendimize tâbi olduk. Bu yaşadığımız 14.yüzyılın imamı İskender Efendimiz olduğuna göre, aklıma şöyle bir soru geliyor. Devrin imamı tek kişi olduğuna göre nasıl oluyor da Allah, Muhterem Efendimizin ruhunu yüzlerce kişinin başının üzerine gelip yerleştirebiliyor? Hepimiz biliyoruz ki, bütün insanlarda tek ruh vardır. Efendimizin de tek ruhu olduğuna göre, nasıl olabiliyor da hepimizin başının üzerine gelip yerleşebiliyor? Çok merak ettim. Bu konuyu açıklar mısınız? Allah razı olsun.
Evet sevgili kardeşim,Cenabı Hakk sonsuz sayıda onun ruhundan yaratıp herkezin başının üzerine gönderiyor inşallah.
* İmam İskender Efendimiz, bir sohbetinde “Ruhta hasletler vardır, nefste afetler vardır.” buyurdu. Aklıma şöyle bir soru geldi. Tâbiyet sırasında ruh vücudumuzdan ayrılırsa, hasletler kalmaz. Hasletler kalmayınca geriye nefsimizin afetleri kalıyor. Ben böyle anlıyorum. Bu konuyu açıklar mısınız? Allah razı olsun.
Kardeşim,ruh vücuttan ayrılınca seyri sülük dediğimiz olay için ayrılır..zikir yaptıkça fazıl ve rahmet ve fazıl ve salavat nurları kalbe girer..rahmet yüzde 2 girer.ama fazıl nurları zikire göre girer..nefsimizin karanlıkları ve afetleri yavaş yavaş azalır azalır ve de daimi zikrle birlikte biter inşallah..
* İmam İskender Efendimiz, bir sohbetinde kendisinin “ŞERİF” olduğunu söyledi. Hz.Hasan evli mi idi? Evli ise eşinin adı nedir? Çocukları kimlerdir? (BU SORU, ARKADAŞIMIN SORUSUDUR)
Evet Hz.hasan evli idi ama eş ve çocuklarının adını bilmiyorum.
* İmam İskender Efendimiz, bir sohbetinde açık bir şekilde “ŞERİF” olduğunu söyledi. Ama “RİSALET NURLARI” kitabına baktığımız zaman “SEN SEYYİTSİN” diye yazıyor. Bu çelişki kafama takıldı.
Evet kardeşim,şeriftir ve aynı zamande seyyittir inşallah.
Efendimizin soy kütüğüne bakacak olursak, “ŞERİF” olduğunu gösteriyor. “RİSALET NURLARI” kitabına bakacak olursak, “SEYYİT” olduğunu yazıyor. İmam İskender Efendimiz, ŞERİF mi? SEYYİT mi?”
Hem seyit hemde şerif inşallah..
“RİSALET NURLARI” ile “SOY KÜTÜĞÜ” arasındaki çelişkiyi açıklar mısınız?
Çelişki yok inşallah..
Hepimiz biliyoruz ki; İmam Hasan(RA)’ın soyundan gelenlere ŞERİF, İman Hüseyin(RA)’in soyundan gelenlere de “SEYYİT” denir. Allah razı olsun.
* Sevgili Muhterem Efendimiz, 1975 yılından beri MEHDİ olduğunuza göre, neden bu dönemin mürşitleri sizin yolunuza tabi olmuyorlar? (BU SORU, ARKADAŞIMIN SORUSUDUR)
Evet bir çok mürşid efendimize tabi inşallah..Ama bir çoğuda Hacet namazı kılıp Allah'a sormadığından tabi değilller.
* Muhterem İskender Efendimize, hangi tarihte MEHDİLİK vazifesi verildi? Gün/Ay/Yıl sıralaması olarak tarihini aşağıya yazar mısınız? Allah razı
olsun... ..
7 Safer 1396
8 Şubat 1976
* İmam İskender Efendimiz, sohbetlerinde ruhumuzun bir emanet olduğunu ayetlerle anlattı. Allah razı olsun. Bebekleri düşünüyordum da, bebekler doğarken hep ağlıyorlar. Hiç gülen bir bebek görmedim. (Gördüysem, Kemal Sunal’ın “GÜLEN ADAM” filminde görmüşümdür)
Acaba kendisine ruh emaneti verildiği için mi ağlıyor yoksa başka nedeni mi var? Bu konuyu açıklar mısınız? Allah razı olsun...
Niçin ağladığını bilemiyoruz.ama ağlaması ciğerleine hava dolmasını ve solumunu tamamlıyor diye biliyorum inşallah.
* Sevgili kardeşlerim. Allah, Hazret-i Adem babamızın fizik vücudunu yarattıktan sonra kendi ruhundan üfürdü. Daha sonra bugünümüze kadar nesiller çoğaldı. Kafama takılan konu ise şu: “Nesiller çoğalırken yani ana rahminden çıkarken RUH bize nasıl üfürülüyor?” Bu konuyu açıklar mısınız? Allah razı olsun...
İnsan doğarken ruh üfleniyor inşallah..
* Sevgili kardeşlerim. Kafama takılan en önemli konulardan biri de, ÖLÜM VE SONRASI. Gerçekten çok merak ediyorum. İnsan ölünce neler oluyor? Ayetlerle, hadislerle ölüm sonrasını (Kıyamet sonrası dahil) anlatır mısınız? Bu konuda Efendimizin video sohbeti var mı? Varsa linki aşağıya ekler misiniz? Allah razı olsun...
..
Ölüm ve Kıyamet
El fatiha meas salevaat,
Sevgili kardeşlerim Allah’a sonsuz hamd ve şükrederiz ki bir defa daha birlikteyiz.
Konumuz : “Ölüm ve kıyamet”.
Bütün canlılar doğarlar, bir canlı hüviyetindedirler ama sonunda ölüm mukadderdir,Mutlaka öleceklerdir.Sadece Allah sonsuzun sahibidir.Zaman Allah’ın bir yaratığıdır. Allah zamandan önce de vardı kıyametin kopması ile zaman adı verilen müessese sona erecek.Ama öndan sonrada Allahu Teala var olmaya devam edecek.Yeni bir dünya kurar mı ?Yeni bir Kainat kurar mı ,onu kimse tahmin edemez.Sevgili kardeşlerim doğum nasıl doğal bir olay ise ölüm de normal bir olaydır.Her insan doğar, büyür,yaşlanır ve ölür.Ölüm nedir ?
Azrail(as) ve onun takımı kontağı kapatırlar.Bunun manası mitekondrilerin artık çalışmamasıdır.Hayat artık devam edemez ve insan ölür.Ölüm fizik vicut için geçerlidir,nefs ve ruh için geçerli değildir.Ruh Allah’ın ruhudur ve bizde yaşadığımız sürece kalır.(Secde-9) Öldüğümüz zaman vicudumuzu terk eder ve sahibi olan Allah’a geri döner.Ruhumuz her zaman vicudumuzda değildir.Ruh için vicudu terk etmek ve tekrar vicuda dönmek her zaman olağan bir işlevdir,dilediği an vicudu terk eder , hiç birimiz ruhumuzun vicudumuzdan ayrıldığını hissedemeyiz.Dilediği an tekrar vicudumuza geri döner bunu gene hissedemeyiz. Ama ruhun Allah’a dönüşü kesindir.Ölümün tahakkuku için Azrail(as) hareketi durdurur.Kontağı kapatıp hayatı oluşturan, devam ettiren mitekondrilerin ölmeleri soz konusu olur.Bu bizim ölümümüzü ibraz eder.Ölüm canlılar için hayatın sona ermesidir.
Ölürsek ne olur ?
Evvela ruhumuz vicudumuzu terk eder.Nefsimiz de vicudumuzdan ayrılır.Nefsimiz berzah alemine ulaşacaktır.Biz öldükten sonra da nefsimiz kıyamete kadar yaşamaya devam edecektir.orada bizden evvel yaşamış olan ailemizle dostlarıyla kişi birlikte olacaktır. Kıyamete kadar bir beraberliği yaşayacaktır.Öyleyse insan için söz konusu olan bu beraberliğin yaşanmasıdır.Sonunda Berzah alemi de, Zahiri alemide her şey yok olacaktır.sadece Allah’aın Zat’ı baki kalacaktır.Allahu Teala kainatı,bir tek noktayı patlatarak yaratmıştır.O bir tek noktadan hareket halinde olan noktalar çıkışlar hayatı ve zamanı başlatmıştır.Kıyamete kadar zaman devam edecektir.Kıyametten sonra zamanın geriye dönmesi söz konusudur.Ta “0” noktasına kadar tekrar geriye dönecektir.Şu anda zaman geçmişten geleceğe doğru hareket halindedir.Zamanın varlığı bir harekete bağlıdır.Kainat büğümekte devam etmektedir.Yılda 500 milyon hızla kainat büğümeye devam etmektedir.Ve Allahu Teala bütün gezegenlere kinetik enerji veriyor.gezegenlerin birbirlerinden ayrılmak süreti ile kainat büyüyor.Kainat büyüdüğü sürece zaman geçmişten geleceğe doğru akmaktadır.Kıyamet günü Allahu Teala kinetik enerjiyi kesecektir.Kinetik (itiş)enerjisi kesildiği zaman evvela bir anda doramayan hareket yavaş bir tempo ile duracaktır.(bir yokuştaki bir araba ile misal verildi).Zaman,Allahu Tealanın kinetik enerjiyi kesmesi ile büyüme duracağı için duracaktır.Zamanın durması uzun sürmeyecektir,çünkü Grevitasyon(yer çekimi kuvveti) başlayacaktır ve zamanın geriye dönmesi söz konusu olacaktır.Geçmişten geleceğe doğru olan bir zaman parçasını şu anda yaşamaktayız.Hayattayız ve bütün insanlar adım adım yaşlanıyorlar.Elbette kıyamet günü de yaşayan insanlar olacak hayatta olan torunlarmız.Kimbilir kaç nesil ötede kıyamet kopacaktır.Kıyametin kopmasının sebebi Allahu Tealanın gezegenlere verdiği kinetik enerjiyi kesmesidir.Kestiği anda başka bir kuvvet olan grevitasyon başlayacaktır.Yani büyük kütlelerin küçük kütleleri kendisine çekme gücü ve de kainat nasıl büyümüşse o şekilde küçülmeye başlayacaktır.Mesela bizim güneş sistemimizde çevrede dönen bütün gezegenler güneşimize yapışacaktır,dünyamız da buna dahildir.Bu arada bazı gezegenlerin ve bizim dünyamızın etrafında ay dönmektedir.Ay’da dünyaya yapışacaktır. Yerçekimi kuvvetinde dengeler bozulduğu zaman Grevitasyon , dünyanın yer çekimi kuvveti ay’ı kendisine çekecektir tabi bu bir çarpma olayıdır ve binlerce insanın ölümüne sebebiyet verecektir. Öbür taraftan dünyamız güneşe çarpacaktır.
Güneş bütün etrafındaki gezegenleri çektiği gibi dünyamızı da çekecektir.Ve ay ile beraber olan dünya çekilerek güneş ile çarpışacaktır.Neticede ne olacaktır ?
- Hayatta olan herkes ölecektir.
Kıyamet günü Sura üç defa üfürülür.Birinci üfürülüşte kıyamet günü yaşayanlar ölür .Daha evvel yaşayanlar zaten ölmüştür.İsrafil(as)’ın Sura birinci defa üfürmesi ile bütün ölenler dirilirler,bu zamanın geriye dönmesini imtac eder.
Nasil Kainat o bir tek noktadan patlayarak büğümeye devam ettiği sürece zaman geçmişten geleceğe doğru devam ediyorsa yer çekimi kuvveti sebebi ile kainat küçülmeye başlayacak ve zaman geriye dönecektir.Sura birinci üfürülüş zamanın geriye dönüşünü ifade eder.Zamanın deriye dönmesi sebebi ile önce kıyamet günü ölenler canlanacaktır sonra geriye doğru giden zaman parçası içerisinde ölen herkes zaman, kendi yaşadıkları devreye geldiğinde zaten canlı olacaklardır.Ve insanlar kendilerini tutabilecek olan bir yer çekimi kuvveti olmayacağı için mezarlarından otomatik olarak yükselerek sonsuz büyüklükte olan ve tek yer çekimi kuvveti olan mahşer meydanında toplanacaklardır.
İsrafil (as)’ın Sura ikinci üfürüşünde ise Mahşer meydanında toplanmış olan herkesin ölmesi söz konusudur.Süra üçüncü üfürülüşte ise ölmüş olanların hepsi aynı yaşta canlanmaları ve berzah aleminde bulunan nefslerin gelerek mahşer meydanında fizik vicutlarla birleşmesi söz konusudur: “vicutlar birleştiği zaman” diyor Allahu Teala .Nefsler ve fizik vicutlar birleştiği zaman ruhun oraya tekrar dönmesi artık söz kunusu değildir.Bütün ruhlar Allah’a geri dönmüş olacaktır.Fizik vicut ve nefsten oluşan ikili Mahşer meydanından ayrılacaklar, gidecekleri yer İndi İlahideki hayat filmleridir.Hayat filmi üç boyutlu bir muhteva içerisinde kişinin gözlerinin önünde hareket halinde olacaktır.Herkes kendi hayat filminin önüne çekilecektir.İki grup melek iki ayrı hayat filmi gösterecektir.
Birinci hayat filmimiz fizik hayatımızdır.Fizik hayatımızda neler yapmışız onu göreceğiz.Bu hayat filminin her saniyesi derecat kazanmamızla veya kaybetmemizle sonuçlanacaktır. Kaybettiğimiz ve kazandığımız bütün dereceler orada görülecektir.Bir kameraman bir de şahitten oluşan iki grup kamera bize bütün hayatımızı gösterecektir. Bizim gibi mercek sistemi ile çalışmayan özel bir kamera sistemi bunlar.O hayatınızın her saniyesinde kaybettiğimiz ve kazandığımız derecelerle devamlı bir kontrolün sahibi kılınacağız. Baktığımız zaman o fiile uygun olan derecatla o fiilin karşılığı olan derece ne kadar ise onu gösteren bir sistem bize teslim edilecektir.Hayatımızın her saniyesinde o sistemin öngürdüğü rakamla bize verilen rakamı karşılaştırdığımız zaman aralarında hiç bir farkın olmadığını gürüyoruz bu sistemin adı “mizandır”.Elimize verilen mizan her an ne kadar derecat kazanmamız veya kaybettmemiz lazım geldiğini ve aynı zamanda hayat filmimize kaydedilende aynı derecededir hiçbir hata oluşması mümkün değildir.Sistemler tamamen otomatik olarak çalışır.Bu muhteva üzerinde insanlar ya derecat kazanırlar yada kaybederler.Kim Allah’ın bir emrini gerçekleştirmişse o kişi derecat kazanacaktır.Kim Allah’ın emrine karşı çıkmış ise o derecat kaybedecektir. Allah’ın yasak ettiği fiilleri işlemeyenler de o fiili işleyecek olan bir olayla karşılaşmalarına rağmen işlememeleri sebebi ile derecat kazanacaklardır.
İkinci hayat filmi düşüncelerimizi filme alan düşünceye özel bir kamera sistemi.
Acaba düşünerek mi işledik yoksa olay bizim tasarladığımız bir şey değildi de öyle mi vicuda geldi.Basit bir misal verelim:
Bir adam ,gecenin bir saatinde elinde silahı ile pusuda bekliyor öldürmek istediği kişinin oradan geçeceğini biliyor ve neticede öldürmek istediği kişiyi orada öldürüyor.İşte bu taammüden işlenmiş bir cinayettir.Onun taammüt olduğunu nereden anlıyoruz.?
Çünkü kişi bunu tasarlamıştır.İşte düşünceleri çeken kamera, bu düşünceyi o kişinin dünyasında varlığını ifade ediyor. (Bahçede tabancasını temizleyen kişinin yolda geçen kişiyi kazara öldürmesi de misal olarak verildi. Bu olayda bir kasıt olmadığı belirtildi).
İşte böyle bir düşüncenin olup olmadığını çeken kamera ikinci kameradır.Olayların vicuda geldiği sistemi çeken kamera ile düşünceleri çeken kamera ayrı ayrı kameralardır.İkinci kamera düşüncelerimizi çektiği için bize derecat verilirken gerçek anlamda neyi tasarladığımız orada kesin olarak bellidir.İnsanların kader veya kaza dedilen sistemlerin oluşması bu statü içinde belli olacaktır.Birinci misalde ölen kişi için olay bir kaderdir,çünkü başka bir irade onun üzerinde bir tesir vicuda getirerek onun ölümünü tebrit etmiştir.Bu kaderdir.Kişi ölmüştür ama kendi iradesi ile ölmemiştir.Kendi iradesi ile ölüm olsaydı ne olacaktı ?
O bir intihar olayı olacaktı.Sevgili kardeşlerim intihar kelimesi geçince dikkatinizi çekerim !
Kim intihar ederek ölürse onun gideceği yer mutlak olarak cehennemdir.Bu sözümüzü dikkate alın!
Peygamber Ef.(sav)’ın savaşlarından birinde gerçekten birçok insan(düşman) öldüren bir sahabe ağır yaralar alıyor sonra da ölüyor.Ve sahabe diyorlar ki “işte Allah’ın cennetine gidecek olan bir kahraman”adam gerçekten bir kahraman . Peygamber Ef.(sav) diyor ki:
“Hayır o Allah’a teslim olarak ölmedi,o şehit değil” o zaman herkes hayretle Peygamber Ef.(sav)’e bakıyor ve “kahramanca savaştı ve o kadar kişiyi öldürdü ,neden?”
yakınında olanlar biliyorlar ki o aldığı yaraların acısına dayanamadı ve intihar etti”diyor.Sevgili kardeşlerim etrafınızda intihar etmek isteyenlere bu uyarıyı yapın.İntihar, bir insanı cehenneme götüren korkunç bir şeydir.
(Efendimiz,kardeşlerimizin akrabalarından birisinin bu düşünceden kıl payı kurtulduğunu açıkladı)
Şimdi olaydaki tahammüd miktarını hesaplayan sistem otomatiktir.
Hayat filmimizi çok kısa bir süre zarfında izleriz vede kimin günahları sevaplarından fazla ise onların gidecekeri yer cehennemdir.Cehennemin kapıları kaldırılır ve cehennemde cezalanacak olanlar o kapıdan burunları yere sürtünerek girerler ve cehennem bekçileri onlara “size yaşadığınız devirlerde Allah’ın resulleri gelipte :Allah’a ulaşmayı dilemediğiniz zaman gideceğiniz yer mutlak olarak cehennemdir” demediler mi?”(Zümer-71,Mülk-8,9,10)
Allah’ın neziri her insan olabilir ,her Peygamber aynı zamanda nezirdir,her resul aynı zamanda nezirdir.Ama bir de Peygamber olmadığı halde insanları nezreden “Allah’a ulaşmayı dilemediğiniz sürece gideceğiniz yer cehennemdir” diyen başka insanlarda olacaktır.İşte bu sualin sonunda cehenneme girenler derler ki :“evet geldi ama biz onları inkar ettik”.Öyleyse kıyamet günü cehennemin o kapılarından cehenneme girenler ateşlerin ,korkunç işkencelerin içine gireceklerdir.Ama cehennemin başka ziyaretçileri de var onlar cennete girecek olanlar . Cennete girecek olanlar için o kapıdan geçmeleri hiçbir zaman mümkün değildir.cehennemin yüksek şeffaf duvarlarından uçarak içeri girerler .O şeffaf duvarlar cennete girecek olanlar için sadece bir görüntüdür daha ötesi de var ,cehennemde bir görüntüdür.Cehennemin içine iç taraftaki bölümünde hiçbir engele karşılaşmadan orada insanlara nasıl işkencelerde bulunulacayını görürler.Bunlar cenete girecek olanlardır.Ve de oradan ayrılırlar ve cennete girerler.Her cennete giren kişi Allahu Tealaya çok hamd ve şükrederler ,çünkü Allahu Teala onlara cehennemin o korkunç azabını göstermiştir.Öyleyse cehennem ,cennete girenler için sadece bir görüntüdür.Hiç bir tesir almazlar orada sıcağı hissetmezler ,çünkü cehennem kendi alemlerine ait değildir.Üç boyutlu bir filmin içinde olduğunuzu düşünün filim size tesir etmez.
Cennetlik olanlar bu görüntüleri gördükten sonra oradan ayrılırlar ve Allah’a sonsuz hamd ve şükrederler ve cennete girerler. Cehennemin kaldırılan o kapısından giren cehennemlikler, önce cenenete gidecek olanların cehennemin gürüntülerini görebilmesi için bir müddet cehennemin dış tarafındaki bahçede diz çökmüş vaziyette bekleyeceklerdir.
Günümüzde hep cennetle cehennem arasında bir köprüden bahsedilir, üzerinden ya uçarak ya kaçarak geçenler varmış, oradan geçemeyen aşağı düşermiş aşağısı da cehennemmiş.
Bu bir saçmalıktır sevgili kardeşlerim ,sırat köprüsü diye bir şey hiç mevcut olmadı,olması da mümkün değildir.
Neden ?
Cehennem ,cennete gidecek olanlar için sadece bir görüntüdür.
Allahu Teala Meryem -71.ayetinde diyor ki: “cehennem insanlar için hazırlandı” o anlatılan şey, cehennemin hiç kimsenin cehenneme girmemesi mümkün değildir.Herkes cehennemi mutlaka görecektir, cennete girecek olanlarda cehenneme girecek olalarda.Ve “aranızdan oraya uyramayacak olan hiç kimse yoktur sonra biz takva sahiplerini kurtaracağız”.Herkes cehenneme girecektir ama bir kısmı o sol tarafında bulunan kapıdan burunları yere sürtünerek girecekler.Onlar için cehennem bir fiziki sistemdir, çünkü kapı yükselmedikçe o insanların oradan girmesi mümkün değil.Sonra ne olur ?
Onlar cennetlikleri beklerler, cennetlikler şeffaf duvarlardan sanki duvar yokmuş gibi uçarak orayı gördükten sonra oradan ayrılarak cennete girecekler.Cehenneme girecek olanların hepsi cehennemde ebedi kalacaklardır,cennete gidecek olanlar da cennete ebedi kalacaklardır.
Sevgili kardeşlerim ,insanlar Kuranı Kerim’e bakmaksızın bir çok masal uydurmuşlardır.
O uydurdukları masallar geçerli değildir.Peki sonra ne olcaktır ?
Sonra cennet ve cehennem sonsuza kadar devam edecektir.Allahu Teala dilerse cenneti de cehennemi de tekrar enerjiye çevirecektir.
Öyleyse önce Allahu Teala enerji partiküllerini yarattı,sonra enerjiyi maddeye çevirdi sonrada o madde ile alemleri vicuda getirdi.Her bir alemin maddesi ayrıdır.Zahiri alem (Fizik vicudumuzun alemi)ayrı bir hüviyette dizayn edilmiştir.Onun zıttı olan berzah alemi nefslerimizin statüsünde vicuda gelmiştir.Bütün alemlerin iç içe olmasına rağmen bu alem içerisinde berzah alemini göremeyiz.Ancak nefsimiz vicudumuzdan ayrılıpta berzah alemine gittiği zaman kendi aleminde olduğu için rüyalarımızda fizik standartlarda yaşarız .Gayp alemi ve emr alemi ,zülmani alem ve rabbani alem ayrı ayrı statülerdedir.Yedi kat gökler yedi kat yerler.Yedi kat cennet ,yedi kat cehennem.İşte insanlar ,fizik vicutları,nefsleri ve ruhları olarak üç alemin mensupları olarak yaşarız.Öyleyse kıyamete kadar süren yaşam ve kıyametten sonra sürecek olan yaşam bu dizayn içerisinde Allahu Teala tarafından vicuda getirilmiştir.Ve Kuran bu boyutların hepsini ayrı ayrı açıklamaktadır.Allah’a sonsuz hamd ve şükrediyoruz ki bu söylediklerimizi bize göstermiştir.
* Sevgili kardeşlerim. Geçen gün sizlerle birlikte hamd ve şükür na
azına kalkarken bir kardeşimiz kâmet getiriyordu. Kâmet okununca şaşırıp kaldım. Burası kafama takıldı. Kâmet, farz namazları kılınacağı zaman okunur diye düşünüyordum. Hamd ve şükür namazı farz mı? Sünnet mi? Açıklar mısınız? Allah razı olsun...
Hamd ve şükür namazı sünnet inşallah.kamet getirmek de sünnet inşallah.
* Sevgili kardeşlerim. Geçenlerde bir kardeşimiz İmam İskender Efendimize şöyle bir soru sordu:
“Mahmut Ustaosmanoğlu Efendi, mürşit mi?”
İmam İskender Efendimiz kardeşimize “Evet, inşaAllah” diye cevabını verdi.
İşte o günden sonra Mahmut Efendinin de eserlerini okumaya başladım. Mahmut Efendinin eserlerinde şöyle yazıyordu:
“Kalbinde zerre kadar imanı olan mümin, Cehennemde günahları kadar cezasını çektikten sonra Cennete girer.” İmam İskender Efendimizin eserlerinde de şöyle yazıyor:
“Cehenneme giren kimse bir daha çıkamaz.”
Sevgili kardeşlerim. İmam İskender Efendi ile Mahmut Efendinin arasındaki çelişkileri beni epey şaşırttı. Yardımcı olur musunuz? Allah razı olsun...
kardeşim 48 tane cehennemle ilgiliayet mevcut hepsinde de ebedi diyor.sadece meryem 71 de kıyametten sonra herkezin cehenneme gireceği ve cennetliklerin ibret alarak ayrılırken,cehennemliklerin diz üstü orada kalacakları yazıyor inşallah..,
Işte Ayetler
3 / AL-İ İMRAN - 86
Keyfe yehdillâhu kavmen keferû ba’de îmânihim ve şehidû enner resûle hakkun ve câehumul beyyinât(beyyinâtu) vallâhu lâ yehdil kavmez zâlimîn(zâlimîne).
Kendilerine beyyineler (açıklayıcı belgeler) geldikten ve hiç şüphesiz Resûl'ün hak olduğuna şahadet getirmelerinden ve îmânlarından sonra kâfir olan (fasık olan) kavmi, Allah nasıl (yeniden) hidayete erdirir? Allah, zalimler kavmini hidayete erdirmez.
3 / AL-İ İMRAN - 87
Ulâike cezâuhum enne aleyhim la’netallâhi vel melâiketi ven nâsi ecmaîn(ecmaîne).
İşte onların cezaları; Allah'ın, meleklerin ve bütün insanların lânetinin onların (fasıkların) üzerlerine olmasıdır.
3 / AL-İ İMRAN - 88
Hâlidîne fîhâ, lâ yuhaffefu anhumul azâbu ve lâ hum yunzarûn(yunzarûne).
(O lânetin) içinde de ebedî kalacaklardır. Onlardan azap hafifletilmeyecek ve onlara nazar edilmeyecektir (bakılmayacaktır).
3 / AL-İ İMRAN - 116
İnnellezîne keferû len tugniye anhum emvâluhum ve lâ evlâduhum minallâhi şey’â(şey’en), ve ulâike ashâbun nâr(nâri), hum fîhâ hâlidûn(hâlidûne).
Hiç şüphesiz o kâfirlerin, ne malları ve ne de evlâtları, onlara; Allah'tan (gelecek bir cezaya) bir şey'e, (karşı koymaya) yetmez. İşte onlar, ateş ehlidir. Orada devamlı kalacaklardır.
33 / AHZAB - 64
İnnallâhe leanel kâfirîne ve eadde lehum saîrâ(saîren).
Muhakkak ki Allah, kâfirleri lânetledi. Onlar için alevli ateşi (cehennemi) hazırladı.
33 / AHZAB - 65
Hâlidîne fîhâ ebedâ(ebeden), lâ yecidûne veliyyen ve lâ nasîrâ(nasîren).
Orada ebediyyen kalıcılardır (kalacak olanlardır). (Orada) bir dost ve bir yardımcı bulamazlar.
7 / A'RAF - 36
Vellezîne kezzebû bi âyâtinâ vestekberû anhâ ulâike ashabun nâr(nâri), hum fîhâ hâlidûn(hâlidûne).
Ve âyetlerimizi yalanlayan kimseler ve onlara karşı kibirlenenler, işte onlar ateş ehlidirler ve onlar, orada devamlı kalanlardır (kalacaklardır).
2 / BAKARA - 39
Vellezîne keferû ve kezzebû bi âyâtinâ ulâike ashâbun nâr(nârı), hum fîhâ hâlidûn(hâlidûne).
Ve inkâr edenler ve âyetlerimizi yalanlayanlar, işte onlar ateş ehlidir, orada ebedî kalacak olanlardır.
2 / BAKARA - 81
Belâ men kesebe seyyieten ve ehâtat bihî hatîetuhu fe ulâike ashâbun nâr(nâri), hum fîhâ hâlidûn(hâlidûne).
Hayır, (sandığınız gibi değil) kim günah kazanmış da hataları kendisini kuşatmışsa; işte onlar, ateş halkıdır ve içinde de devamlı kalacaklardır.
2 / BAKARA - 161
İnnellezîne keferû ve mâtû ve hum kuffârun ulâike aleyhim la’netullâhi vel melâiketi ven nâsi ecmaîn(ecmaîne).
Muhakkak ki (Allah'a ruhun ölmeden ulaşmasını yani hidayeti) küfredip (örtüp gizleyip) kâfir olarak ölenlere, işte onlara, Allah'ın, meleklerin ve insanların hepsinin lâneti onların üstünedir.
2 / BAKARA - 162
Hâlidîne fîhâ, lâ yuhaffefu anhumul azâbu ve lâ hum yunzarûn(yunzarûne).
(Onlar) onun (lânetin) içinde ebediyyen kalacak olanlardır. Onlardan azap hafifletilmez ve onlara bakılmaz.
2 / BAKARA - 167
Ve kâlellezînettebeû lev enne lenâ kerreten fe neteberree minhum kemâ teberreû minnâ kezâlike yurîhimullâhu a’mâlehum haserâtin aleyhim ve mâ hum bi hâricîne minen nâr(nâri).
Ve o (Allah'tan başkasına) tâbî olanlar dedi ki: “Keşke bizim için (dünyaya) bir kere daha dönüş olsaydı. O zaman bizden uzaklaştıkları gibi, biz de onlardan uzaklaşırdık.” Böylece Allah, onlara amellerinin hasara uğradığını (hüsrana düştüklerini) gösterecek. Ve onlar ateşten çıkacak da değiller.
2 / BAKARA - 217
Yes’elûneke aniş şehril harâmi kıtâlin fîh(fîhi), kul kıtâlun fîhi kebîr(kebîrun), ve saddun an sebîlillâhi ve kufrun bihî vel mescidil harâmi ve ihrâcu ehlihî minhu ekberu indallâh(indallâhi), vel fitnetu ekberu minel katl(katli), ve lâ yezâlûne yukâtilûnekum hattâ yeruddûkum an dînikum inistetâû ve men yertedid minkum an dînihî fe yemut ve huve kâfirun fe ulâike habitat a’mâluhum fîd dunyâ vel âhireh(âhireti), ve ulâike ashâbun nâr(nâri), hum fîhâ hâlidûn(hâlidûne).
Sana haram (hürmetli) aydan ve onun içinde yapılan savaştan soruyorlar. De ki: “Onun içinde (o ayda) savaş büyük (günahtır). (Fakat insanları) Allah yolundan saptırmak (alıkoymak) ve O'nu inkâr etmek, (mü'minlere) Mescid-i Haram'ı (yasaklamak) ve onun halkını oradan (Mekke'den sürüp) çıkarmak ise Allah katında daha büyük (günahtır). Ve fitne, (adam) öldürmekten daha da büyük (bir suç ve günahtır). Eğer onların güçleri yetse (yapabilseler), sizi dîninizden döndürünceye kadar sizinle savaşmaktan geri kalmazlar. Sizden kim dîninden dönerse, o taktirde o, kâfir olarak ölür. Bu sebeple işte onlar, onların amelleri dünyada ve ahirette boşa gitmiştir. Ve işte onlar, ateş ehlidir. Ve onlar, orada ebediyyen kalacak olanlardır.”
2 / BAKARA - 257
Allâhu velîyyullezîne âmenû, yuhricuhum minez zulumâti ilen nûr(nûri), vellezîne keferû evliyâuhumut tâgûtu yuhricûnehum minen nûri ilâz zulumât(zulumâti), ulâike ashâbun nâr(nâri), hum fîhâ hâlidûn(hâlidûne).
Allah, âmenû olanların (Allah'a ulaşmayı dileyenlerin) dostudur, onları (onların nefslerinin kalplerini) zulmetten nura çıkarır. Ve kâfirlerin dostları taguttur (onlar, şeytanı dost edinirler, şeytan kimseye dost olmaz), onları (onların nefslerinin kalplerini) nurdan zulmete çıkarırlar. İşte onlar, ateş ehlidir. Onlar, orada ebedî kalacak olanlardır.
2 / BAKARA - 275
Ellezîne ye’kulûner ribâ lâ yekûmûne illâ kemâ yekûmullezî yetehabbetuhuş şeytânu minel mess(messi), zâlike bi ennehum kâlû innemal bey’u mislur ribâ, ve ehallallâhul bey’a ve harramer ribâ fe men câehu mev’izatun min rabbihî fentehâ fe lehu mâ selef(selefe), ve emruhû ilâllâh(ilâllâhi), ve men âde fe ulâike ashâbun nâr(nâri), hum fîhâ hâlidûn(hâlidûne).
Riba (faiz) yiyenler, kabirlerinden ancak şeytan çarpmasından hırpalanmış bir kimse gibi kalkarlar. İşte bu, onların: “Fakat alışveriş faiz gibidir.” demeleri sebebiyledir. Allah, alışverişi helâl; faizi haram kılmıştır. Bundan sonra, Rabbinden kendisine öğüt gelen kimse (ona uyarak) artık (faizden) vazgeçerse, o taktirde geçmiş olan (önceden aldığı faiz) onundur ve onun işi (onun hakkındaki hüküm) Allah'a aittir. Ve kim de (faizciliğe) dönerse, işte onlar, ateş ehlidir. Ve onlar orada ebedî kalacak olanlardır.
98 / BEYYİNE - 6
İnnellezîne keferû min ehlil kitâbi velmuşrikîne fî nâri cehenneme hâlidîne fîhâ, ulâike hum şerrul beriyeh(beriyyeti).
Muhakkak ki kitap ehlinden inkâr edenler ve müşrikler, cehennem ateşindedirler ve orada devamlı kalacak olanlardır. İşte onlar, onlar yaratılmışların şerrli olanlarıdır.
72 / CİN - 23
İllâ belâgan minallâhi ve risâlâtih(risâlâtihî), ve men ya’sıllâhe ve resûlehu fe inne lehu nâre cehenneme hâlidîne fîhâ ebedâ(ebeden).
(Bu) sadece Allah'tan olanı tebliğ ve O'nun risaletidir. Ve kim Allah'a ve O'nun Resûl'üne asi olursa, bundan sonra muhakkak ki onun için, içinde ebediyyen kalacağı cehennem ateşi vardır.
6 / EN'AM - 128
Ve yevme yahşuruhum cemîa(cemîan), yâ ma’şerel cinni kadisteksertum minel ins(insi) ve kâle evliyauhum minel insi rabbenestemtea ba’dunâ biba’dın ve belagnâ ecelenellezî eccelte lenâ, kâlen nâru mesvâkum hâlidîne fîhâ illâ mâ şâallâhu, inne rabbeke hakîmun alîm(alîmun).
Ve onların hepsini biraraya topladığı gün (Allahû Tealâ şöyle buyuracaktır): “Ey cin topluluğu! İnsanlarla sayınızı artırdınız (tagutların arasına insanları da kattınız).” Onlara dost olan insanlardan bir kısmı şöyle dedi: “Rabbimiz, biz birbirimizden faydalandık ve Senin bize takdir ettiğin zamanın bitiş noktasına (sonuna) eriştik.” (Allahû Tealâ): “Allah'ın dilediği şey (cehennemin yok olma zamanı gelmesi hali) hariç; sizin barınacağınız yer ateştir, orada ebedî kalacak olanlarsınız.” buyurdu. Muhakkak ki senin Rabbin, hüküm sahibi ve en iyi bilendir.
21 / ENBİYA - 99
Lev kâne hâulâi âliheten mâ veradûhâ, ve kullun fîhâ hâlidûn(hâlidûne).
Eğer onlar gerçekten ilâhlar olsaydılar, oraya (cehenneme) girmeyeceklerdi. Ve hepsi orada ebediyyen kalacak olanlardır.
25 / FURKAN - 68
Vellezîne lâ yed’ûne meallâhi ilâhen âhara ve lâ yaktulûnen nefselletî harremallâhu illâ bil hakkı ve lâ yeznûn(yeznûne), ve men yef’al zâlike yelka esâmâ(esâmen).
Ve onlar, Allah ile beraber başka bir ilâha tapmazlar. Allah'ın (öldürülmesini) haram kıldığı kişiyi haklı olmadıkça öldürmezler ve zina yapmazlar. Ve kim bunları yaparsa günah cezasıyla karşılaşır.
25 / FURKAN - 69
Yudâaf lehul azâbu yevmel kıyâmeti ve yahlud fîhî muhânâ(muhânen).
Kıyâmet günü onun azabı kat kat artar. Ve orada alçaltılmış olarak ebediyyen kalır.
41 / FUSSİLET - 24
Fe in yasbirû fen nâru mesven lehum ve in yesta’tibû fe mâ hum minel mu’tebîn(mu’tebîne).
Artık sabredebilirlerse artık ateş onların kalacakları yerdir. Ve eğer onlar affedilmek isterlerse, onlar affedilecek olanlardan değillerdir.
41 / FUSSİLET - 28
Zâlike cezâu a’dâillâhin nâr(nârun), lehum fîhâ dârul huld(huldi), cezâen bimâkânû bi âyâtinâ yechadûn(yechadûne).
İşte bu Allah'ın düşmanlarının cezası ateştir. Âyetlerimizi bilerek inkâr etmiş olmaları sebebiyle ceza olarak, onlar için orada ebedîlik yurdu vardır.
59 / HAŞR - 17
Fe kâne âkıbetehumâ ennehumâ fîn nâri hâlideyni fîhâ, ve zâlike cezâûz zâlimîn(zâlimîne).
Böylece ikisinin (münafıkların ve şeytanın) akıbeti orada, ateşin içinde ebediyyen kalmak oldu. Ve işte bu, zalimlerin cezasıdır.
11 / HUD - 39
Fe sevfe ta’lemûne men ye’tîhi azâbun yuhzîhi ve yehıllu aleyhi azâbun mukîm(mukîmun).
Kendisine alçaltacak bir azap gelecek kimseleri artık yakında bileceksiniz. Ve onun üzerine, kalıcı azap nüfuz edecek.
11 / HUD - 107
Hâlidîne fîhâ mâ dâmetis semâvâtu vel'ardu illâ mâ şâe rabbuk(rabbuke), inne rabbeke fe'âlun limâ yurîd(yurîdu).
Onlar, semalar ve yeryüzü (cehennemin semaları ve arzı) durdukça orada ebedî kalanlardır (kalacaklardır). Rabbinin dilediği şey (cehennemi yok etmeyi dilemesi) hariç. Muhakkak ki senin Rabbin, dilediği şeyi yapandır.
82 / İNFİTAR - 14
Ve innel fuccâre lefî cahîm(cahîmın).
Ve muhakkak ki füccar, mutlaka alevli ateş içindedir.
82 / İNFİTAR - 15
Yaslevnehâ yevmed dîn(dîni).
Dîn günü ona (alevli ateşe) yaslanırlar (atılırlar).
82 / İNFİTAR - 16
Ve mâ hum anhâ bi gâibîn(gâibîne).
Ve onlar, ondan (alevli ateşten) gaib olacak (kaybolacak, yanıp bitecek) değillerdir.
5 / MAİDE - 37
Yurîdûne en yahrucû minen nâri ve mâ hum bi hâricîne minhâ, ve lehum azâbun mukîm(mukîmun).
Ateşten çıkmak isterler ve onlar oradan çıkacak değillerdir. Ve, onlar için “daimi azap” vardır.
5 / MAİDE - 80
Terâ kesîran minhum yetevellevnellezîne keferû lebi’se mâ kaddemet lehum enfusuhum en sehıtallâhu aleyhim ve fîl azâbi hum hâlidûn(hâlidûne).
Onlardan bir çoğunun kâfirlere döndüğünü (dost olduğunu) görürsün. Nefislerinin, onlar için takdim ettiği ise “Allâh'ın onlara öfkelenmesi” ki ne kötü şey. Ve onlar azâb içinde devamlı kalacak olanlardır.
58 / MUCADELE - 17
Len tugniye anhum emvâluhum ve lâ evlâduhum min allâhi şey’â(şey’en), ulâike ashâbun nâr(nâri), hum fîhâ hâlidûn(hâlidûne).
Onların malları ve evlâtları, Allah'tan bir şeye (azaba) karşı onlara asla fayda vermez. İşte onlar, ateş ehlidir, orada ebediyen kalacak olanlardır.
47 / MUHAMMED - 15
Meselul cennetilletî vuidel muttekûn(muttekûne), fîhâ enhârun min mâin gayri âsin(âsinin), ve enhârun min lebenin lem yetegayyer ta’muh(ta’muhu), ve enhârun min hamrin lezzetin liş şâribîn(şâribîne), ve enhârun min aselin musaffâ(musaffen), ve lehum fîhâ min kullis semerâti ve magfiretun min rabbihim, ke men huve hâlidun fîn nâri ve sukû mâen hamîmen fe kattaa em’âehum.
Takva sahiplerine vaadedilen cennetin durumu şudur ki; içinde kokusu değişmeyen sudan nehirler, tadı bozulmayan sütten nehirler, içenlere lezzet veren şaraptan nehirler ve saf (süzülmüş) baldan nehirler bulunur. Onlar için orada her çeşit meyve bulunur ve (onlar için) Rab'lerinden mağfiret vardır. (Bunların durumu), ateşte devamlı kalacak olan ve hamîm (sıcak kaynar su) içirilen, bu sebeple bağırsakları parçalanan kimsenin durumu gibi midir?
23 / MU'MİNUN - 103
Ve men haffet mevâzînuhu fe ulâikellezîne hasirû enfusehum fî cehenneme hâlidûn(hâlidûne).
Ve kimin mizanı (sevap tartıları), hafif gelirse işte onlar, nefslerini hüsrana düşürenlerdir. Onlar, cehennemde ebediyyen kalacak olanlardır.
40 / MU'MİN - 76
Udhulû ebvâbe cehenneme hâlidîne fîhâ, fe bi’se mesvel mutekebbirîn(mutekebbirîne).
Ebediyyen orada kalmak üzere cehennemin kapılarından girin. Artık kibirlenenlerin kalacakları yer ne kötü.
16 / NAHL - 29
Fedhulû ebvâbe cehenneme hâlidîne fîhâ fe lebi’se mesvel mutekebbirîn(mutekebbirîne).
Haydi, orada ebediyyen kalmak üzere cehennemin kapılarından girin. Kibirlenenlerin (büyüklük taslayanların) kaldığı yer ne kötüdür.
78 / NEBE - 21
İnne cehenneme kânet mirsâdâ(mirsâden).
Muhakkak ki cehennem mirsad olmuştur.
78 / NEBE - 22
Lit tâgîne meâbâ(meâben).
Azgınlar için meab (sığınılacak yer) olarak.
78 / NEBE - 23
Lâbisîne fîhâ ahkâbâ(ahkâben).
(Onlar) orada bütün zamanlar boyunca kalacak olanlardır.
4 / NİSA - 14
Ve men ya’sıllâhe ve resûlehu ve yeteadde hudûdehu yudhılhu nâren hâliden fîhâ ve lehu azâbun muhîn(muhînun).
Kim Allah'a ve peygamberine isyan eder ve O'nun sınırlarını aşarsa, daimî kalmak üzere ateşe atılır. Onun için alçaltıcı bir azap vardır.
4 / NİSA - 93
Ve men yaktul mu’minen muteammiden fe cezâuhu cehennemu hâliden fîhâ ve gadıballâhu aleyhi ve leanehu ve eadde lehu azâben azîmâ(azîmen).
Ve kim, bir mü'mini taammüden (kastederek) öldürürse, onun cezası, içinde ebediyyen kalacağı cehennemdir ve Allah'ın gazabı ve lâneti onun üzerinedir. Allah, onun için büyük azap hazırlamıştır.
4 / NİSA - 169
İllâ tarîka cehenneme hâlidîne fîhâ ebedâ(ebeden), ve kâne zâlike alâllâhi yesîrâ(yesîren).
Sadece cehennem yoluna ulaştırır. Onlar orada ebediyyen kalacaklardır. Ve bu, Allah için kolaydır.
13 / RAD - 5
Ve in ta’ceb fe acebun kavluhum e izâ kunnâ turâben e innâ le fî halkın cedîd(cedîdin), ulâikellezîne keferû bi rabbihim, ve ulâikel aglâlu fî a’nâkıhim, ve ulâike ashâbun nâr(nâri), hum fîhâ hâlidûn(hâlidûne).
Eğer acayip buluyorsan (şaşıyorsan) (bil ki;) asıl onların: “Biz toprak olduğumuz zaman mı, gerçekten, mutlaka yeniden mi halkedileceğiz (yaratılacağız)?" sözleri acayip (şaşılacak şey)dir. İşte onlar, Rab'lerini inkâr eden kimselerdir. Ve işte onlar, boyunlarında demir halkalar olanlardır ve işte onlar ateş ehlidir. Onlar orada ebedî kalanlardır.
37 / SAFFAT - 9
Duhûran ve lehum azâbun vâsib(vâsibun).
Kovulmuş olarak, onlar için kesilmeyen sürekli azap vardır.
32 / SECDE - 14
Fe zûkû bi mâ nesîtum likâe yevmikum hâzâ, innâ nesînâkum ve zûkû azâbel huldi bi mâ kuntum ta’melûn(ta’melûne).
Öyleyse bu "likâe" (Allah'a ulaşma) gününüzü, unutmanızdan dolayı (azabı) tadın. Muhakkak ki Biz de sizi unuttuk. Ve yaptıklarınız sebebiyle ebedî azabı tadın.
32 / SECDE - 20
Ve emmellezîne fesekû fe me’vâhumun nâr(nâru), kulle mâ erâdû en yahrucû minhâ uîdû fîhâ, ve kîle lehum zûkû azâben nârillezî kuntum bihî tukezzibûn(tukezzibûne).
Ve fakat fasık olanlar, onların mevası (barınağı) ateştir. Oradan her çıkmak istediklerinde oraya iade edilirler (geri döndürülürler). Ve onlara: "Ateşin azabını tadın! Ki onu tekzip etmiştiniz (yalanlamıştınız)." denir.
42 / ŞURA - 45
Ve terâhum yu’redûne aleyhâ hâşiîneminez zulli yenzurûne min tarfin hafîy(hafîyyin), ve kâlellezîne âmenû innel hâsirînellezîne hasirû enfusehum ve ehlîhim yevmel kıyâmeh(kıyâmeti), e lâ innez zâlimîne fî azâbin mukîm(mukîmin).
Ve onları zilletten boyun eğmiş olarak, ona (azaba) arz olunurken, gizli gizli (yan gözle) baktıklarını görürsün. Âmenû olanlar dediler ki: “Muhakkak ki hüsranda olanlar, kıyâmet günü, kendilerini ve ailelerini hüsrana düşürenlerdir.” Muhakkak ki zalimler, mukîm (devamlı) azabın içindedirler, değil mi?
20 / TAHA - 101
Hâlidîne fîh(fîhi), ve sâe lehum yevmel kıyâmeti hımlâ(hımlen).
Onlar, onda (o yükün getireceği azabın içinde) ebedî kalacak olanlardır. Ve kıyâmet günü yüklendikleri, onlar için ne kötü (yük)tür.
20 / TAHA - 127
Ve kezâlike neczî men esrefe ve lem yu’min bi âyâti rabbih(rabbihî), ve le azâbul âhıreti eşeddu ve ebkâ.
İsraf edenleri (haddi aşanları) ve Rabbinin âyetlerine inanmayanları işte böyle cezalandırırız. Ve ahiret azabı daha şiddetli ve bâkidir (devamlıdır).
64 / TEGABUN - 10
Vellezîne keferû ve kezzebû bi âyâtinâ ulâike ashâbun nâri hâlidîne fîhâ ve bi’sel masîr(masîru).
Âyetlerimizi inkâr edenler ve yalanlayanlar; işte onlar, ateş ehlidirler, orada (cehennemde) ebediyyen kalacak olanlardır. Ve (o) ne kötü varış yeri (ulaşılacak yer).
9 / TEVBE - 17
Mâ kâne lil muşrikîne en ya'murû mesâcidallâhi şâhidîne alâ enfusihim bil kufr(kufri), ulâike habitat a'mâluhum ve fîn nâri hum hâlidûn (hâlidûne).
Müşriklerin, Allah'ın mescidlerini imar etmeleri olmaz. Kendilerinin (nefslerinin) küfürlerine (inkârlarına, kâfirliklerine) şahitler iken. İşte onların amelleri heba olmuştur. Ve onlar, ateşte ebedî kalacak olanlardır.
9 / TEVBE - 63
E lem ya’lemû ennehu men yuhâdidillâhe ve resûlehu fe enne lehu nâre cehenneme hâliden fîhâ, zâlikel hızyul azîm(azîmu).
Allah ve O'nun resûlüne karşı, kim haddi aşarsa, artık onun için mutlaka orada ebediyyen kalacağı cehennem ateşinin olduğunu bilmiyorlar mı? İşte bu, büyük rüsvalıktır (rezilliktir).
9 / TEVBE - 68
Vaadallâhul munâfikîne vel munâfikâti vel kuffâre nâre cehenneme hâlidîne fîhâ hiye hasbuhum, ve leanehumullâh(leanehumullâhu) ve lehum azâbun mukîm (mukîmun).
Allah, münafık erkeklere ve münafık kadınlara ve kâfirlere, orada ebedî kalacakları cehennem ateşini vaadetti. O (cehennem), onlara yeter. Ve Allah, onlara lânet etti. Ve onlar için ikâme edilmiş olan (devamlı kılınan) bir azap vardır.
10 / YUNUS - 27
Vellezîne kesebûs seyyiâti cezâu seyyietin bi mislihâ ve terhekuhum zilleh(zilletun), mâ lehum minallâhi min âsim(âsimin), ke ennemâ ugsîyet vucûhuhum kita'an minel leyli muzlimâ(muzlimen), ulâike ashâbun nâr(nâri), hum fîhâ hâlidûn(hâlidûne).
Seyyiat kazanan kimselerin seyyiatlerinin cezası, onun misli kadardır. Ve onları bir zillet kaplar. Ve onların Allah'a karşı bir koruyucusu yoktur. Onların yüzleri karanlık geceden bir parça ile kaplanmış gibidir. İşte onlar, ateş halkıdır. Onlar, orada devamlı kalanlardır (kalacak olanlardır).
10 / YUNUS - 52
Summe kîle lillezîne zalemû zûkû azâbel huld(huldi), hel tuczevne illâ bimâ kuntum teksibûn(teksibûne).
Sonra zulmedenlere: “Ebedî (devamlı) azabı tadın!” denildi. Kazandıklarınızdan başkası ile mi cezalandırılacaksınız?
39 / ZUMER - 40
Men ye’tîhi azâbun yuhzîhi ve yahıllu aleyhi azâbun mukîm(mukîmun).
Kendisini rezil edecek azap, kime gelecekse (ona ulaşır) ve mukim (sürekli) azap onun üstüne iner.
39 / ZUMER - 72
Kîledhulû ebvâbe cehenneme hâlidîne fîhâ, fe bi’se mesvel mutekebbirîn(mutekebbirîne).
(Onlara): "Orada ebediyyen kalmak üzere cehennemin kapılarından girin!" denildi. Artık kibirlenenlerin mesvası (kalacağı yer) ne kötü.
43 / ZUHRUF - 74
İnnel mucrimîne fî azâbi cehenneme hâlidûn(hâlidûne).
Muhakkak ki mücrimler (suçlular), cehennem azabı içinde ebediyyen kalacak olanlardır.
43 / ZUHRUF - 75
Lâ yufetteru anhum ve hum fîhi mublisûn(mublisûne).
(Azap) onlardan hafifletilmez. Ve onlar, orada (Allah'ın rahmetinden) ümit kesmiş olanlardır.
* Sevgili kardeşlerim. www.hidayetcagi.com sitesinde gezinirken bir yazı okudum. Şöyle yazıyordu: “Mezar başında Fatiha okuduktan sonra ölenin ruhuna bağışlanmaz. Ruh, Allah’ın emanetidir. Azrail (AS) ve yardımcıları Ruhu alıp Allah’a teslim ederler. Fatiha okunduktan sonra ölen kimsenin Nefsine bağışlanır, ruhuna değil.”
Evet,ruh değil cehenneme,cennete ve kabre giren nefis inşallah.evet nefse okunması doğru olan..ama hala insanlar nefsi bilmiyor ki kuranda da nefsi dizayn ettik ve insanın içine sevva ettik,yerleştirdik diyorken..ama insanlar insani ruh,hayvani ruh diye söylediklerinden böyle hata yapıyorlar inş.
Bu yazıyı okuyunca şaşırdım. Çünkü ben şimdiye kadar Fatiha Sureleri ölenlerin Ruhu için okumuştum. Bu konuyu açıklar mısınız? Allah razı olsun...
Biz de öyle yapıyorduk ama şimdi ölenlerin nefsine bağışlıyoruz inşallah..Aeo
__________________
Radyo hidayetcagi dinlemek için tıklayın
Sizi sevmeyenide sevmek,gerçek sevgidir.. Efendi Hz.
& nbsp;
|