HADİS

HADİS: Kelime anlamı olarak sonradan ortaya atılan söz demektir.

Istılahı anlamı: Peygamber (S.A.V) Efendimiz'in sözleri ve yaşantısının RİVAYETLERLE ortaya çıkmasıdır.

HADİSLERİN ORTAYA ÇIKMA ZAMANI:

Hicri 100. yıllarda ortaya çıkmaya başlamıştır. Yani Peygamber (S.A.V) Efendimizden 90 yıl sonra Hulefai Raşidin'den 60 yıl sonra Sahabeden ,Tabiinden , Tebea Tabiinden yıllar sonra ortaya çıkmışır.

Peygamber (S.A.V) Efendimiz'den en az üç nesil geçtikten sonra , demek ki RİVAYETTEN RİVAYETE,RİVAYETTEN RİVAYETE ,RİVAYETTEN RİVAYETE..

Bir hikaye anlatılır: Gece takbikatına çıkmış bir bölüğün komutanı en öndeki askerine fısıltıyla kulağına 'Şu anda tatbikattayız sessiz olmamız lazım ileride köprü yıkılmış yapılmasını bekliyoruz' diyerek , 'şimdi yanındaki arkadaşı'nın kulağına bunu fısılda ve bu haberi herkes yanındakine fısıldayarak söylesin bölüğün arkasına kadar bu haber ulasşın.' Yarım saat sonra en arkadaki askerin yanına komutan gelerek 'ne olmuş' diye sorar. Askerin cevabı 'Yarın akşam karavana da KURU FASULYE PİLAV varmış' der.

Görülüyor ki bir haber RİVAYETLE yarım saat içinde ne hale geliyor. Gerisine siz karar verin. Kaldı ki Peygamber (S.A.V) Efendimiz zamanında ve Hulefa-i Raşidin döneminde Kuran’ın dışında yazılı bir şeyde yoktur.

İŞTE KAYNAKLARIYLA KANITLAR:

Peygamber (s.a.v) Efendimiz buyurdu ki; 'BENDEN KURAN DIŞINDA BİR ŞEY YAZMAYIN KİM BENDEN KURAN DIŞINDA BİR ŞEY YAZMIŞSA İMHA ETSİN'

Müslüm –Zühd.72, Darimi-Mukaddime.42, ibni Abdil Ber- Cairülbeyanül-ilm,

Tirmizi –İlim.11

Peygamber (S.A.V) Efendimiz 'Benim tarafımdan TEBLİĞ edilen AYETLERİ herkese ulaştırınız. İsrailoğulları'nın kıssalarınıda anlatmanızda bir beis yoktur.KİM BENDEN BUNUN DIŞINDA BİR ŞEYİ SÖYLERSE ATEŞTEKİ YERİNİ HAZIRLAR' buyurmuş.

SAHİHİ BUHARİ-9.CİLD.148.HADİS

Hz. Ebubekir(r.a) Resullullah’ın vefatından sonra sahabeye 'Sizler çeşitli HADİSLER zikrediyorsunuz . Bu durumda sizden sonrakilerde daha değişik şekilde yorumlara sebep olacak şeyler ZİKREDECEKLER, ANLAŞMAZLIĞA düşecekler onun için HADİS nakletmeyin.'

ZEHEBİ-TEZKİRE.1/3

HZ .Ömer (r.a) döneminde HADİSLER çoğalmaya başlamıştı.Hz .Ömer(R.A) her yana haber göndererek ellerindeki bütün HADİSLERİ İMHA ETMELERİNİ istedi ve şöyle buyurdu;' KİTAP EHLİNİN MİŞNASI gibi sizlerde yalan yanlış şeylere sebep olmak mı istiyorsunuz?'

İbni Sa’d –Lübnan Baskısı 5/140 –Hz. Ömer Bahsi

Hz. Ömer(R.A) zamanında Ebu Derda ,Ebu Mesut El Ensari,İbni Mesut gibi sahabeler HADİS rivayet ediyorlar diye göz hapsinde tutulmuşlardır. Ve Hz Ömer(R.A) şöyle buyurmuştur; 'HADİS RİVAYET EDEREK İNSANLARI YOLDAN ÇIKARMAYIN'

ZEHEBİ-TEZKİRE.1/7, SUYUTİ-TAHZİR.156

Hz . Ali(R.A) döneminde Ebu Cuhayfe <<Ya Ali yanında Resullullah tan , Allah’ın (c.c) kitabından başka yazılı bir şey varmı? diye sorar. Hz. Ali(r.a) 'HAYIR BİLDİĞİM BİR ŞEY VARSA O DA ALLAH’IN KİŞİYE KURANI ANLAMA KABİLİYETİ VERDİĞİDİR'

SAHİHİ BUHARİ-8.CİLD 1272.HADİS

Hz. Ali (R.A) HADİS sayfalarını yok ettirmiş ve 'SİZ HADİS TEDVİN EDİP KURAN HALİNEMİ GETİRMEK İSTİYORSUNUZ' diye buyurmuştur.

EBU SAİD EL HUDRİ-BAĞDADİ TAKYİDUL-İLM.23

Demek oluyor ki Peygamber (s.a.v) Efendimiz zamanında da Hulefa-i Raşidin döneminde de YAZILI TEK BİR HADİS YOK.

O zaman bunlar nereden çıktı ? Biliyorsunuz ki şeytan boş durmuyor. Allah’ın müsadesiyle Kur'an'dan önceki bütün kitapların asıllarında değişiklikler yaptırabilmiş fakat Kuran’ın değiştirilmesinin mümkün olmadığını bilen iblis O’nu (KURAN’I) toptan kaldırmayı düşünerek bir ALTERNATİF oluşturması lazımdı, buna da ortam hazırladı. Hz. Ali ve Muaviye arasındaki tatsız olayın oluşmasını sağladı. Çünkü Müslümanlar arasında yozlaşmalarla birlikte DEJENERASYON başlamıştı. Ve EMEVİ iktidarı döneminde HADİSLER ortaya çıkmaya başladı.

Bir insan ya Allah (c.c ) ile beraberdir ya şeytan ile beraberdir. Eğer Allah (c.c) ile beraber değilseniz hüsni niyetli de olsanız şeytan size SURETİ HAKTAN görünerek kendi istediğini size yaptırır. İşte HADİS ALİMLERİ, FIKIH ALİMLERİ, ortaya çıkan HADİSLER İLE İÇTİHADLARINI yapmış, KİTAPLAR YAZMIŞ. Ancak; Topladıkları hadislerin DOĞRULUĞUNU (SAHİHLİĞİNİ) ölçmede kullandıkları yöntem ise şu şekildedir.

SAHİH HADİSLERİN TAYİNİ

  • Senedinde kesiklik olmayan
  • Senedinde kesiklik olan

Bunlarda aralarında 3 sınıfa ayrılıyor:

1.)SAHİH

2.) HASEN

3.) ZAYIF diye

UYDURMA HADİSLERİN TAYİNİ:

1.)Hadis uyduran kişinin bizzat itirafı

2.)Rivayet edilen sözde gramer hatası veya bir mana bozukluğu olması

3.)Rivayet edilenin te’vili mümkün olmayan olması

4.)Rivayet edilenin basit bir iş yönünden şiddetli ceza veya mükafat görüleceği olması

5.)Ravi’nin yalancılıkta meşhur olması

Bu yöntemlerin doğru olduğunu kabul edelim bir an.. Peki bu ALİMLER YÜZBİNLERCE HADİSİN ravilerini, Ravilerin durumlarını nasıl takip edecek? Hadi onlar kendi dönemlerinde kendilerine göre güvenilir kaynak buldu diyelim ya vatandaş ne bilecek?

BU BÜYÜK BİR ŞAÇMALIK değil mi?

Biz bunları söylemekle HADİSLERE karşı değiliz. Ancak DOĞRU olanla MEVZU (uydurma) olanı ayırma yöntemine karşıyız ve o yöntemler yüzünden bugün İSLAM ALEMİNİN yüzde doksan dokuzu CEHENNEME doğru yol alıyor. Bundan önceki yaşayanlar ha keza.

Bütün HADİS ALİMLERİ bu yöntemle HADİS KİTAPLARINI oluşturmuşlar. FIKIH ALİMLERİDE bu hadislere dayanarak MEZHEPLERİ oluşturmuşlar. Ne olmuş? FIRKALAR ortaya çıkmış öyle FIRKALAR ortaya çıkmış ki birbirleri arasında her dönem savaş olduğu herkesin malumudur.

21 / ENBİYA - 93
Ve tekattaû emrehum beynehum, kullun ileynâ râciûn(râciûne).

Ve emirlerini (uygulamalarını), kendi aralarında böldüler (fırkalara ayrıldılar). Hepsi Bize dönecek olanlardır.

23 / MU'MİNUN - 53
Fe tekattaû emrehum beynehum zuburâ(zuburan), kullu hızbin bimâ ledeyhim ferihûn(ferihûne).

Fakat onlar, (dînin) emirlerini kendi aralarında kısımlara (fırkalara) ayırarak böldüler. Grupların hepsi, kendilerindeki (kabul ettikleri) ile ferahlanırlar.

30 / RUM - 32
Minellezîne ferrakû dînehum ve kânû şiyeâ(şiyean), kullu hızbin bimâ ledeyhim ferihûn(ferihûne).

(O müşriklerden olmayın ki) onlar, dînlerinde fırkalara ayrıldılar ve grup grup oldular. Bütün gruplar, kendilerinde olanla ferahlanırlar.

ŞEYTAN MURADINA ERMİŞ KUR’AN İŞLEMELİ BİR TORBA İÇİNDE DUVARLARA ASILMIŞ

Cenazelerde, Mevlütlerde, Mezarların başında makamıyla kıraat edilmiş. Fallarda Cinci Hocaların büyülerinde kullanılmış. Hiç kimsenin BU ALLAH’IN MUTLULUK DAVETİYESİ, MUTLULUK REÇETESİ, MUTLULUK GARANTİSİ olduğu ve hayata geçirilmesi gerektiği aklına gelmemiş.

Bu son derece normal bir olgumudur? Evet. Yukarıda söylediğimiz gibi insanlar ya Allah ile beraberdir. Hem kendilerini hemde bütün insanları kurtarma gayreti içindedir. Ya da şeytan’ la beraberdir. Hem kendini hemde bütün insanlığı felakete sürükleyecekti. (Bu Alimlerin bir kısmını tenzih ederiz. Sadece emmaniye'yi asıl kabul edenlere sözümüz.)

Allah’u Teala Nisa suresi 118 -119 ve 120. ayetlerinde şöyle buyuruyor:

4 / NİSA - 118
Leanehullâh(leanehullâhu), ve kâle le ettehizenne min ibâdike nasîben mefrûdâ(mefrûdan).

Allah, ona (şeytana) lânet etti. O da dedi ki: “Elbette ben, Senin kullarından belirli bir pay edineceğim.”

4 / NİSA - 119
Ve le udillennehum ve le umenniyennehum ve le âmurennehum fe le yubettikunne âzânel en’âmi, ve le âmurennehum fe le yugayyirunne halkallâh(halkallâhi), ve men yettehıziş şeytâne veliyyen min dûnillâhi fe kad hasire husrânen mubînâ(mubînen).

Onları elbette dalâlette bırakacağım ve onları emaniyyeyi emrederek kuruntulara düşüreceğim ve onlara kesin olarak emredeceğim ve onlar, davarların kulaklarını kesecekler ve onlara emredeceğim, Allah'ın yarattıklarını değiştirecekler. Ve kim, Allah'tan gayrısını, şeytanı dost edinirse şüphesiz o, apaçık bir hüsranla hüsrana uğramıştır.

4 / NİSA - 120
Yeıduhum, ve yumennîhim, ve mâ yeıduhumuş şeytânu illâ gurûrâ(gurûren).

(Şeytan) onlara vaad eder. Onları emmaniye'ye düşürür, kuruntuya düşürür. Oysa ki; şeytanın, onlara vaadi sadece aldatmadır (aldatmaktan başka bir şey vaadetmez).

Peki biz bu Alimlerin neden şeytan ile ilişkili olduklarını söylüyoruz? Çünkü: EMMANİYE'Yİ emreden şeytan; Bunlarda (Alimlerde) istemeyerek te olsa onun akıntısına kapılmışlardır.

NEDİR EMANİYYE:

Bakara suresi'nin 78 ve 79. ayetlerinde tarif ediyor Allah’u Teala:

2 / BAKARA - 78
Ve minhum ummiyyûne lâ ya’lemûnel kitâbe illâ emâniyye ve in hum illâ yezunnûn(yezunnûne).

Onlardan bir kısmı ümmîlerdir. Onlar (Allah'ın) Kitabı'nı bilmezler, sadece emaniyyeyi (kişilerin yazdığı kitapları) bilirler. Ve onlar sadece zannediyorlar.

2 / BAKARA - 79
Fe veylun lillezîne yektubûnel kitâbe bi eydîhim summe yekûlûne hâzâ min indillâhi li yeşterû bihî semenen kalîlâ(kalîlen), fe veylun lehum mimmâ ketebet eydîhim ve veylun lehum mimmâ yeksibûn(yeksibûne).

Yazıklar olsun onlara ki; elleriyle kitap yazarlar, sonra da (emaniyye bilgiler içeren) bu yazdıklarını az bir bedel (para) karşılığında satmak için: “Bu, Allah'ın indindendir.” derler. Yazıklar olsun onlara, elleriyle yazdıkları şeylerden dolayı. Yazıklar olsun onlara, kazandıkları şeyler sebebiyle.

İşte topladıkları kendilerine göre SAHİH ama gerçekte MEVZU olan HADİSLER, bu HADİSlerle yazılan dini KİTAPLAR ve bu HADİSlerle yazılan KURAN MEALLERİ hepsi EMANİYYEYE dayalıdır.

Neden şeytanla ilişki kurdular? Allah(c.c) ile ilişki yoksa otomatik olarak şeytan ile ilişkilidir herkes. Şeytan onlara yaptıklarını güzel gösterir.

6 / EN'AM - 43
Fe lev lâ iz câehum be’sunâ tedarraû ve lâkin kaset kulûbuhum ve zeyyene lehumuş şeytânu mâ kânû ya’melûn(ya’melûne).

Böylece onlara darlığımız geldiği zaman yalvarsalardı olmaz mıydı? Fakat onların kalpleri kasiyet bağladı (katılaştı). Şeytan, onlara yapmış oldukları şeyleri süsledi (güzel gösterdi).

Niçin kalpleri KASİYET bağlamıştır? Çünkü onlar HİDAYET kavramını bilmiyorlar, dolayısıyla Allah’a Ulaşmayı dilemedikleri için Allah (c.c) onları HİDAYETE erdirmeyi murad etmez.

13 / RAD - 27
Ve yekûlullezîne keferû lev lâ unzile aleyhi âyetun min rabbih(rabbihi), kul innallâhe yudillu men yeşâu ve yehdî ileyhi men enâb(enâbe).

Ve kâfirler: “Ona, Rabbinden bir âyet (mucize) indirilse olmaz mı?” derler. De ki: “MUHAKKİ ALLAH DİLEDİĞİNİ DALALETTE BIRAKIR VE O’NA (ALLAH’A)YÖNELENİ KENDİNE ULAŞTIRIR (HİDAYETE ERDİRİR)

42 / ŞURA - 13
Şerea lekum mined dîni mâ vassâ bihî nûhan vellezî evhaynâ ileyke ve mâ vassaynâ bihî ibrâhîme ve mûsâ ve îsâ, en ekîmûd dîne ve lâ teteferrekû fîh(fîhi), kebure alel muşrikîne mâ ted’ûhum ileyh(ileyhi), allâhu yectebî ileyhi men yeşâu ve yehdî ileyhi men yunîb(yunîbu).

(Allah) dînde, onunla Hz. Nuh'a vasiyet ettiği (farz kıldığı) şeyi (şeriati); “Dîni ikame edin (ayakta, hayatta tutun) ve onda (dînde) fırkalara ayrılmayın.” diye Hz. İbrâhîm'e, Hz. Musa'ya ve Hz. İsa'ya vasiyet ettiğimiz şeyi sana da vahyederek, size de şeriat kıldı. Senin onları, kendisine çağırdığın şey (Allah'a ulaşmayı dileme) müşriklere zor geldi. Allah, dilediğini Kendisine seçer ve O'na yöneleni, Kendisine ulaştırır (ruhunu hayatta iken Kendisine ulaştırır).

Dolayısıyla onların göğüslerini şerh etmez:

6 / EN'AM - 125
Fe men yuridillâhu en yehdiyehu yeşrah sadrehu lil islâm(islâmi), ve men yurid en yudıllehu yec’al sadrehu dayyikan haracen, ke ennemâ yassa’adu fîs semâi, kezâlike yec’alûllâhur ricse alâllezîne lâ yu’minûn(yu’minûne).

Öyleyse Allah kimi Kendisine ulaştırmayı dilerse onun göğsünü yarar ve (Allah'a) teslime (İslâm'a) açar. Kimi dalâlette bırakmayı dilerse, onun göğsünü semada yükseliyormuş gibi daralmış, sıkıntılı yapar. Böylece Allah, mü'min olmayanların üzerine pislik (azap, darlık, güçlük) verir.

Göğsü şerh olmayanında kalbine nur girmez.

39 / ZUMER - 22
E fe men şerehallâhu sadrehu lil islâmi fe huve alâ nûrin min rabbih(rabbihi), fe veylun lil kâsiyeti kulûbuhum min zikrillâh(zikrillâhi), ulâike fî dalâlin mubîn(mubînin).

Allah kimin göğsünü İslâm için (Allah'a teslim için) yarmışsa artık o, Rabbinden bir nur üzere olur, değil mi? Allah'ın zikrinden kalpleri kasiyet bağlayanların vay haline! İşte onlar, apaçık dalâlet içindedirler.

Nur girmeyen kalpleri, ZİKİR yapsa da diğer ibadetleri yapsa da KASİYET bağlar. ( katılaşır)

Bu alimler kendilerine şeytanın yardım ettiğinin farkında değiller. Bazılarının sonradan aklı başına gelmiş, Allah’ın yoluna girmiş ve Allah(c.c) ile beraber olabilmiş işte İmam-ı Azam, Ebu Hanife, İmamı Şafi, İmamı Azam’ın esas adı Numan dır ve şöyle söylemiştir.

'Eğer bir tarikata intisap etmemiş olsaydı Numan hali olurdu DUMAN'

Mürşidi Ma’rufu Kerhi idi. İmamı Şafi’nin Mürşidi de Şeybani Rai idi.

Alimlerin hal ve söylemlerinden örnekler verelim.

Zahiri mezhebinin imamlarından Ibnu Hazm en edulisi Hicri (384-456)

  • Ben yalnız Hakka tabi olurum hiçbir mezhebe tabi olmam.
  • Ben hiddette fayda gördüm
  • Allah’a kulları vasıtasıyla yaklaşılamaz.

Mezhepler Tarihi –Muhammed Ebu Zehra

  • Bir mezhebe tabi olmaması normaldir.
  • 'Ben Hiddette Fayda gördüm' sözü tamamen şeytana tabi olduğunu açıkça gösteriyor.

HİDDET, ÖFKE Kavga sebebidir nefret içerir,bunlar tamamen nefsin afetleridir ve şeytana kapılarının daima açık olduğunu gösterir.

Bir sonraki sözü de 'Allah’a Kullar’ı vasıtasıyla yaklaşılmaz' bunu gösteriyor.

3 / AL-İ İMRAN - 112
Duribet aleyhimuz zilletu eyne mâ sukıfû illâ bi hablin minallâhi ve hablin minen nâsi ve bâû bi gadabin minallâhi ve duribet aleyhimul meskeneh(meskenetu), zâlike bi ennehum kânû yekfurûne bi âyâtillâhi ve yaktulûnel enbiyâe bi gayri hakk(hakkın), zâlike bimâ asav ve kânû ya’tedûn(ya’tedûne).

Onların üzerlerine, nerede olurlarsa olsunlar zillet (alçaklık) damgası vurulmuştur. Ancak Allah'ın ipine ( Sıratı Mustakîm) ve insanlardan bir ipe (Allah'a ulaştıracak olan mürşide) sarılanlar (ulaşanlar), müstesna. (Onlar) Allah'ın gazabına uğradılar ve üzerlerine MESKENET (miskinlik) damgası vuruldu. İşte buna sebep; onların kesinlikle Allah'ın âyetlerini inkâr etmiş olmaları ve haksız yere peygamberleri öldürmüş olmalarıdır. İşte bu; onların (Allah'a) isyan etmelerinden ve haddi aşmış olmalarındandı.

Bir çok ayeti kerime de Allah’ın tayin ettiği, Hidayetçilerin'den, Resullerin'den, Mürşidlerin'den Bahsediyor. Bunlar Allah’ın sözleridir. Bunlara itibar etmeyen otomatik olarak şeytan’a itibar edecek ve onun DAVULUNU çalacak o yolda mücadele edecektir.

6 / EN'AM - 121
Ve lâ te’kulû mimmâ lem yuzkerismullâhî aleyhi ve innehu le fısk ( fısk un), ve inneş şeyâtîne le yûhûne ilâ evliyâihim li yucâdilûkum ve in eta’tumûhum innekum le muşrikûn(muşrikûne).

Ve üzerine Allah'ın ismi anılmayan şeylerden yemeyin. Ve muhakkak ki; o fısktır. Ve şeytanlar, mutlaka sizinle mücâdele etmeleri için dostlarına vahyederler. Ve şâyet onlara itaat ederseniz (uyarsanız), mutlaka siz müşrikler olursunuz.

İBNİ TEYMİYE Hicri(661-728) Mezhep imamlarından

  • Öfkeli, Haşin, Kızgın ve düşmanlarına sert
  • Tasavvuf ehline karşı
  • Ruh’un Allah’a vasıl olup yokolmasını, Vahdedi Vücudu, Kadri ve Rufailere verilen özellikleri (Ateşe karşı duyarsızlıklarını) HOKKABAZLIK

Olarak almıştır.

İşte bu Mezhep imamı bütün NEFSİN AFETLERİYLE adeta övünen,Allah’ın VELİLERİNE düşman olan ,Allah’ın Kuranda ki olmazsa olmaz şartı olan ALLAH’A ULAŞMAYI ONA VASIL OLMAYI inkar eden bu Alim’e herhalde Allah’ la beraberdir diyemezsiniz. Peki kiminle beraberdir? ŞEYTANLA...

13 / RAD - 25
Vellezîne yankudûne ahd allâhi min ba’di mîsâkıhi ve yaktaûne mâ emerallâhu bihi en yûsale ve yufsidûne fîl ardı ulâike lehumul la’netu ve lehum sûud dâr(dâri).

Onlar, misaklerinden sonra (Allah'a ruhlarını, vechlerini, nefslerini ve iradelerini teslim edeceklerine dair ezelde Allah'a misak verdikten sonra) Allah'ın ahdini bozarlar (ruhlarını, vechlerini, nefslerini ve iradelerini Allah'a teslim etmezler). Ve Allah'ın, O'na (Allah'a) ulaştırılmasını emrettiği şeyi keserler (ruhlarını Allah'a ulaştırmazlar). Ve yeryüzünde fesat çıkarırlar (başka insanların da Sıratı Mustakîm'e ulaşmalarına mani oldukları için fesat çıkarırlar). Lânet onlar içindir. Ve yurdun kötüsü (cehennem) onlar içindir.

22 / HAC - 3
Ve minen nâsi men yucâdilu fîllâhi bi gayri ilmin ve yettebiu kulle şeytânin merîd(merîdin).

Ve insanlardan öyle kimseler vardır ki; ilmi olmaksızın, Allah hakkında mücâdele eder ve bütün azgın şeytanlara tâbî olur(lar).

Bunlar daima DALALETTE kalacak olanlardır.

28 / KASAS - 50
Fe in lem yestecîbû leke fa’lem ennemâ yettebiûne ehvâehum, ve men edallu mimmenittebea hevâhu bi gayri huden minallâh(minallâhi), innallâhe lâ yehdil kavmez zâlimîn(zâlimîne).

Bundan sonra eğer sana icabet etmezlerse (senin hidayete erdirme davetine uymazlarsa), bil ki onlar heveslerine tâbîdirler. Allah'tan bir hidayetçi olmaksızın ( hidayetçiye değil de) kendi heveslerine tâbî olandan daha çok dalâlette kim vardır? Muhakkak ki Allah, zalimler kavmini hidayete erdirmez.

Ancak bunların hepsinin aynı olmadığı bir gerçektir.

El Kafi ; İmam Caferüs Sadıktan şöyle rivayet eder: 'İKİ KİŞİNİN ÜZERİNDE İHTİLAF ETTİĞİ ŞEYİN ASLI MUTLAKA KURAN’DA MEVCUTTUR.FAKAT İNSAN AKLI ONA ULAŞAMAMAKTADIR.'

Müsnedül İmamı Cafer 1/5 Lübnan Baskısı

Ne demek istiyor İmamı Caferussadık Hz. ?

İnsan, aklı ile Allah’ın gerçeklerini kavrayamaz. Akıl, her olayda (imtihanda) iki müşavirin müşaveresine karar vererek fizik vücudu yönlendirir. Bu müşavirlerin birisi NEFİS tir ve o, daha ziyade şeytanla beraberdir. Onun istediği gibi Müşaveresini bildirir. Diğeri RUH’tur daima Allah ile beraberdir.(Allah’ın Ruhudur) Allah’ın istediği doğrultuda müşaveresini bildirir. Olayları değerlendirmede; ya şükretme(rıza) vardır.Çünkü bu hayırdır.(Bizim irademiz dışında oluşan olaylar ya Allah’ın takdiridir yada Allah’ın Müsadesiyledir.) Yada küfretme (isyan ,örtme ) vardır.

Allah’u Teala Zümer 7 de buyuruyor ki

39 / ZUMER - 7
İn tekfurû fe innallâhe ganiyyun ankum, ve lâ yerdâ li ıbâdihil kufr(kufra), ve in teşkurû yerdahu lekum, ve lâ teziru vâziretun vizra uhrâ, summe ilâ rabbikum merciukum fe yunebbiukum bimâ kuntum ta’melûn(ta’melûne), innehû alîmun bi zâtis sudûr(sudûri).

Eğer inkâr ederseniz, muhakkak ki Allah, sizden Gani'dir (size ihtiyacı yoktur). Ve O, kulları konusunda küfre razı olmaz. Ve eğer şükrederseniz sizden razı olur. (Hiç)bir günahkâr, diğerinin (başkasının) günahını yüklenmez. Sonra dönüşünüz Rabbinizedir. Böylece size yapmış olduklarınızı haber verecek. Muhakkak ki O, sinelerde olanı bilendir.

Akıl nefsin müşaveresi doğrultusunda karar vermişse küfretmiştir ve imtihanı kaybetmiştir. Daha sonraki olaylarla tekrar tekrar imtihan olacaktır. Aklını kullanamadığı için azaba düçar olacaktır.(DÜNYADA)

Eğer ölümüne kadar imtihanları kazanıp Allah’ın yoluna giremezse (Allah’a ulaşmayı dileyip Hidayete eremezse ) Kıyamette de büyük azaba düçar olacaktır.

10 / YUNUS - 100
Ve mâ kâne li nefsin en tu’mine illâ bi iznillâh(iznillâhi), ve yec’alur ricse alellezîne lâ ya’kılûn(ya’kılûne).

Ve Allah'ın izni olmaksızın, bir kimsenin (bir nefsin) mü'min olması (mümkün) olamaz. Ve (Allah), akıl etmeyen kimselerin üzerine ceza (azap, pislik) verir.

Akıl eğer RUH’un müşaveresi doğrultusunda karar vermişse şükretmiştir.Allah’ın rızasını kazanmıştır. (Ön rıza)

Bütün insanlara Allah’a dönüp (Ulaşmayı dileyip) teslim olma daveti (Zumer54) ulaştırılır.

39 / ZUMER - 54
Ve enîbû ilâ rabbikum ve eslimû lehu min kabli en ye’tiyekumul azâbu summe lâ tunsarûn(tunsarûne).

Ve Rabbinize (Allah'a) yönelin (ruhunuzu Allah'a ulaştırmayı dileyin)! Ve size azap gelmeden önce O'na (Allah'a) teslim olun (ruhunuzu, vechinizi, nefsinizi, iradenizi Allah'a teslim edin). (Yoksa) sonra yardım olunmazsınız.

İşte Allah’ın Rızasına tabi olanlar:

5 / MAİDE - 16
Yehdî bihillâhu menittebea rıdvânehu subules selâmi ve yuhricuhum minez zulumâti ilen nûri bi iznihî ve yehdîhim ilâ sırâtın mustakîm(mustakîmin).

Allah (c.c.), rızasına tâbî olan kişiyi onunla (Resûlü ile) teslim yollarına hidayet eder. Kendi izniyle onları karanlıktan aydınlığa (zulmetten nura) çıkarıp Sırât-ı Mustakîm'e hidâyet eder (ulaştırır).

Mutlaka Allah’a teslim olma yolunda işittirilir ve kalplerine İHBAT konularak idrak ettirilir.

22 / HAC - 54
Ve li ya’lemellezîne ûtul ılme ennehul hakku min rabbike fe yu’minû bihî fe tuhbite lehu kulûbuhum, ve innallâhe le hâdillezîne âmenû ilâ sırâtın mustakîm(mustakîmin).

Ve kendilerine ilim verilenlerin, onun (irşad makamının, Velî Resûl'ün, Nebî Resûl'ün) söylediklerinin Rabbinden bir hak olduğunu bilmeleri, O'na îmân etmeleri, onların kalplerinin O'nu (Allah'ı) idrak etmesi (kalplerinden ekinnetin alınıp yerine ihbat sistemi konarak kalplerin mutmain olması) içindir. Muhakkak ki Allah, âmenû olanları (Allah'a ulaşmayı dileyenleri) mutlaka Sıratı Mustakîm'e hidayet edendir.

Ve o zaman şu ilme sahip olur. Allah’a ulaşmak var ,Farz ve benimde Ruhum Allah’a ulaşacaktır. Bu ilme sahip olanlar HİDAYETE adım atmışlardır. Bütün Sahabe bunu gerçekleştirmiş mi? Evet.

39 / ZUMER - 17
Vellezînectenebût tâgûte en ya’budûhâ ve enâbû ilâllâhi lehumul buşrâ, fe beşşir ıbâd(ıbâdi).

Ve onlar ki; taguta (insan ve cin şeytanlara) kul olmaktan içtinap ettiler (kaçındılar, kendilerini kurtardılar). Çünkü Allah'a yöneldiler (Allah'a ulaşmayı dilediler). Onlara müjdeler vardır. Öyleyse kullarımı müjdele!

Sonra ne olmuşlar?

2 / BAKARA - 151
Kemâ erselnâ fîkum resûlen minkum yetlû aleykum âyâtinâ ve yuzekkîkum ve yuallimukumul kitâbe vel hikmete ve yuallimukum mâ lem tekûnû ta’lemûn(ta’lemûne).

Nitekim size içinizde (görev yapmak üzere) sizden bir Resûl (Peygamber) gönderdik ki; âyetlerimizi size tilâvet etsin (okuyup açıklasın) ve sizi (nefsinizi) tezkiye etsin, size kitap ve hikmet öğretsin ve (hikmetin de ötesinde) bilmediğiniz şeyleri öğretsin.

Sahabenin AKLI sadece Allah’a ulaşmayı dilemeye yetti geri kalanı Allah tarafından gerçekleştirildiğini görüyoruz. Ana dili ARAPÇA olan içinde Üniversite mezunu olanlarında var olduğu sahabeye ÜMMİ (okuma yazma bilmeyen ) RESUL Ayetleri açıklayıp onların nefislerini TESKİYE edip RUHLARI Allah’a ulaşınca (Velayete erince-Hidayete erince)KİTABI öğretiyor. Sonra HİKMETİ daha sonra HİKMETİN ÖTESİNİ. Kim öğretiyor? Allah’ın iradesinde (Tasarrufunda) bulunan Peygamber (S.A.V) Efendimiz öğretiyor. İşte burası ALLAH’IN ÜNİVERSİTESİ Profösörü de Allah’ın Tayin ettiği RESUL. Kıyamete kadar da Allah’ın Üniversiteleri hep olacaktır.Tayin ettiği Profösörleri hep olacaktır. Yukarıda bahsi geçen Allah’ın rızasına tabi olup İlim sahibi olan (Allah’a Ulaşmayı dileyen) kişi HACET NAMAZI kılarak Allah’ın Tayin ettiği Mürşidini (Hidayetçişini, Resulünü, İmamını )Allahtan Sorarak bulacaktır.

5 / MAİDE - 35
Yâ eyyuhellezîne âmenû ttekûllâhe vebtegû ileyhil vesîlete ve câhidû fî sebîlihi leallekum tuflihûn(tuflihûne).

Ey âmenû olanlar (Allah'a ulaşmayı, teslim olmayı dileyenler); Allah'a karşı takvâ sahibi olun ve O'na ulaştıracak vesileyi isteyin . Ve O'nun yolunda cihad edin. Umulur ki böylece siz felâha erersiniz.

 2 / BAKARA - 45
Vesteînû bis sabri ves salât(sâlâti), ve innehâ le kebîretun illâ alel hâşiîn(hâşiîne).

(Allah'tan) sabırla ve namazla istiane (yardım) isteyin. Ve muhakkak ki o (hacet namazı ile Allah'a ulaştıracak mürşidini sormak), huşû sahibi olanlardan başkasına elbette ağır gelir.

2 / BAKARA - 46
Ellezîne yezunnûne ennehum mulâkû rabbihim ve ennehum ileyhi râciûn(râciûne).

O (huşû sahipleri) ki; onlar, Rab'lerine (dünya hayatında) muhakkak mülâki olacaklarına ve (sonunda ölümle) O'na döneceklerine yakîn derecesinde inanırlar.

Ona tabi olduğunda nefsi TESKİYE olacak RUHU Allah’a ULAŞACAK (Hidayet erecek –Velayete ulaşacak) o zaman o kişiye KİTAP öğretilir,HİKMET öğretilir.

3 / AL-İ İMRAN - 164
Le kad mennallâhu alel mu’minîne iz bease fîhim resûlen min enfusihim yetlû aleyhim âyâtihî ve yuzekkîhim ve yuallimuhumul kitâbe vel hikmeh(hikmete), ve in kânû min kablu le fî dalâlin mubîn(mubînin).

Andolsun ki mü'minlerin (başlarının) üzerine (devrin imamının ruhu) bir ni'met olmak üzere kendi zamanlarında, kendi içlerinden bir resûl beas ederiz, onların aralarında (kendi kavminin içinde) onlara Allah'ın âyetlerini tilâvet eder, onları tezkiye eder ve onlara kitap ve hikmeti öğretir. Ondan evvel (resûle tâbî olmadan evvel) onlar açık bir dalâlet içinde idiler.

62 / CUMA - 2
Huvellezî bease fîl ummiyyîne resûlen minhum yetlû aleyhim âyâtihî ve yuzekkîhim ve yuallimuhumul kitâbe vel hikmeh(hikmete), ve in kânû min kablu le fî dalâlin mubîn(mubînin).

Ümmîler arasında, kendilerinden bir resûl beas eden (görevlendiren) O'dur. Onlara, O'nun (Allah'ın) âyetlerini okur, onları tezkiye eder (nefslerini temizler), onlara Kitab'ı (Kur'ân-ı Kerim'i) ve hikmeti öğretir. Ve daha önce (resûle tâbî olmadan evvel) elbette onlar, sadece açık bir dalâlet içinde idiler.

Kitabı öğrenen kişi AKLIYLA hareket ederek AYETLERİ anlamaz.Allah ona idrak ettirir. İşte Caferus Sadık Hz. Buyurduğu budur.

Mevlana Celalettin-i Rumi Hz. Buyuruyor ki: 'Ben Şems hazretlerine tabi olduktan sonra aklımı hiç kullanmadım.'

Sahihi Buhari 8.cild. 1272.

Hadiste bahsi geçen Ebu Cuheyfe nin sorusuna karşılık Hz. Ali nin cevabı nasıl yerli yerine oturuyor.

'Ya Ali yanında Resullullah tan , Allah’ın (c.c) kitabından başka yazılı bir şey var mı?'diye sorar. Hz. Ali (r.a) 'HAYIR BİLDİĞİM BİR ŞEY VARSA O DA ALLAH’IN KİŞİYE KURANI ANLAMA KABİLİYETİ VERDİĞİDİR' Hz. Ali Müsliüman olupta Allah’ın yolunda olmayan (Allah’a Ulaşmayı dileyipte Mürşidine tabi olmayan) birini düşünmüyor.

Herkesin Allah’ın yolunda olduğunu düşünerek herkesin Kuranı anlayabileceğini söylüyor.

Çünkü onun döneminde herkes öyleydi.O zaman; HADİSLERİN olması bir hayır dır. Ama içinden mevzu olanlarını ayırma yöntemi: BÜTÜN HADİSLERİN KURAN’I ALLAH’IN ÜNİVERSİTESİN DEN ÖĞRENENLER TARAFINDAN KURAN SÜZGECİNDEN GEÇİRMEKTİR.

Peygamber (S.A.V) Efendimiz, Allah’ın Tasarrufundaydı. Kendiliğinden bir sözü bir hareketi olmazdı.

53 / NECM - 3
Ve mâ yentıku anil hevâ.

Ve o, hevasından (kendiliğinden) konuşmaz.

53 / NECM - 4
İn huve illâ vahyun yûhâ.

(O'nun söyledikleri), sadece O'na vahyolunan vahiydir.

Ayrıca o ayaklı bir Kuran dı.

36 / YASİN - 69
Ve mâ allemnâhuş şi’re ve mâ yenbagî leh(lehu), in huve illâ zikrun ve kur’ânun mubîn(mubînun).

Ve Biz, O'na (Peygamber'e) şiir öğretmedik. Ve (bu), O'na yakışmaz. O (O'na indirilen), sadece zikir ve apaçık Kur'ân'dır.

Dolayısıyla Ondan kaynaklanan bir sözün KURAN’A TERS DÜŞMESİ, ÇELİŞMESİ Mümkün olamaz. Zaten Hadisi şerifte (S.A.V) şöyle buyuruyor.'BENDEN SONRA HADİSLER ORTAYA ÇIKACAK KURAN’A ÖLÇÜN EĞER TERS DÜŞÜYORSA BENDEN DEĞİLDİR.'

Fakat şeytan insanları boş bırakmıyor. Bu kadar Kuran’dan açık beyanlar varken hala Falan hadiste şöyle,filan Alim şöye diyor,Sizin söylediklerinizi hiçbir yerden duymadık, Hiçbir kitapta bunu okumadık gibi sözleri, EMANİYYE YE bağlı ilimlerini hala ön planda tutmalarındandır.

Ve onlara: Allah’ın Kitabında ki gerçekler bunlar diye açıklayınca Onlar sizin yorumlarınız Diyorlar Bizim açıkladığımıza paralel eski Alimlerin de yorumlarını ortaya koyalım kaynaklarıyla.

İmamı Malik , ezberinde bulunan çok sayıda HADİS olmasına rağmen dini bir gerek görmedikçe insanlara HADİS nakletmezdi. İmamı Malike’e: 'İbni Üveyne senden daha çok HADİS biliyor' denildi. Bunun üzerine imamı Malik şu cevabı verdi: 'BENDE SİZE HER DUYDUĞUM HADİSİ NAKİLDEMİ BULUNAYIM? O ZAMAN BİR AHMAK DURUMUNA DÜŞER VE İNSANLARI SAPTIRMA KONUSUNDA BİR ŞEYTAN OLURUM. BENDEN ÖYLE HADİSLER ÇIKMIŞTIR Kİ; O HADİSLERİN HER BİRİ İÇİN BİR KIRBAÇ YİYİP ONLARI RİVAYET ETMEMİŞ OLMAK İSTERDİM'

Elmedarik-Varak.164 mezhepler tarihi 395

İmamı Malik’in oğlu anlatıyor: 'Babam öldüğünde İBNİ ŞAAB ‘ın rivayeti olan (hepsi mevzu) HADİSLERLE dolu yedi sandık vardı. Medine halkından rivayet edilen hadislerde birkaç sandık oluşturuyordu.( Hepsi MEVZU olduğu için ayrılmış) Halk bunlara hucum etti aldı. Ve her yanda RİVAYETLER başladı.'

İBNİ FERHUN-1/113

Ne şaşılacak şeydirki halkın bir kısmı sahabe ve tabiinin rivayet ettikleri SÖZLERİ ALIR VE CEHALETLERİNE YENİK DÜŞEREK HZ. Peygambere (S.A.V) İSNAT edilen HADİS olduğunu zanneder.

SUYUTİ-TAZHİR.1/113

İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki HADİSLER o kadar çoğalacak, KUR’AN tozlar içinde kalacak hiç kimse ona bakmayacaktır.

DAHHAK

Yalan HADİSLER arasında sağlam HADİS ,siyah öküzün derisindeki TEK TÜK BEYAZ KIL kadardır.

DAREKUTNİ-Eneşşatibi-El İslam 215

Bir güzel söz bulduğumda ona bir HADİS SENEDİ uydurmada sakınca görmem Muhammed B. Said Dımaşki.

NEVEVİ ŞERH’ÜLMÜSLİM -1/32

Muhaddislerin çoğu anlayıştan uzaktır. Ne HADİSLERİ tanımak nede yaşamak için bir gayretleri vardır.

ZEHEBİ

HADİSLERDE Hayır olsaydı HAYRIN gittiği gibi(Sahabenin hayatı gibi bir hayat)giderdi.

SUFYAN ES SERVİ 161/117

Ey cemaat HADİSTE ilerledikçe KURAN’DA geriliyorsunuz ve bu HADİS ler sizi ALLAH’I ZİKRETMEKTEN alıkoyuyor.

EBU REYYE -384,385

EL EZHERDE, okutulan ve benzeri kitaplar, var olduğu müddetçe BU ÜMMET ayağa kalkamaz. ÜMMETİ AYAĞA KALDIRACAK OLAN RUH ,İLK DÖNEMDE HAKİM OLAN KUR’AN RUHUDUR.Kur’an dışında her şey KUR’AN la bilmek ve yaşamak arasına konmuş bir engeldir.

EBU REYYE -408

KURAN’IN zahiriyle çelişen bir HADİS veya Sahabi sözünün RAVİLERİ ne kadar güçlü olursa olsun SENEDİNİN sahih olduğuna inanmıyoruz. Çünkü; Peygamber (S.A.V) Efendimiz ve SAHABE döneminde hiç HADİS yazılmamıştır.

M . RAŞİD RAZİ –Tefsirul Menar 6/288

Zındıklık yüzünden boynu vurulan İBNİ EBİL AVCA (ölümü 155/172) son nefesinde 'İÇİNDE HARAMI HELAL, HELALİ HARAM KILAN 4000 HADİS uydurdum' Demiş.

SANANİ- Tavzihul efkar.2/75* SUYUTİ –TAHZİR.215

ZINDIKLAR 12000 HADİS UYDURDU

SUYUTİ –Tahzir.213

İmamı Şafi; Bu devirde çeşitli fırkaların kendi görüşlerini müdafa etmek için (LİSANLA veya KALEMLE) Söylenen sözleri ,yalan hadislerin yayılmasına sebep oldu. Çünkü kendi çıkarlarına HADİS uyduruyorlardı.

İMAMI ŞAFİ; Haberi Resul hususunda bazıları iki yol tutmuştur. Bu iki yolun sahipleri de sapıktır.

  • Hadislerin hiç birini kabul etmezler. Allah’ın Kitabında her şey var derler.
  • Hakkında Kuran’da bir hüküm bulunuyorsa HADİS alınacaktır derler.

Bir rivayet KURAN’A ters düşüyorsa muhakkak ki KURAN TERCİH EDİLECEKTİR.

Üzerinde İCMA edilen konu KURAN ve SÜNNETE aykırı olamaz.

EL UMM-C.7 s.250-252

HADİS UYDURANLAR HAKKINDA Kadı İYAZ şöyle demiştir.

 

  • ZINDIKLAR ve benzerleri:

Peygamberin (S.A.V) hiç söylemediği bir şeyi uydurup söyler,bunu dini küçük düşürmek için yapar.

  • CAHİL SOFULAR :

Bunu dine hizmet sayar ve sevap umar fezail ve rağbet artırmak için yapar.

 

  • FASIKLAR:

Nam kazanmak için yapar.

  • BİD’AT ÇILAR VE MEZHEP MUTAASSIPLARI :

Kendilerine delil bulmak için yapar.

  • DÜNYAYA TAPANLAR:

Emellerine alet olarak onların hevesleri doğrultusunda yaparlar.

*BİR KISMIDA:

Hadis uydurmaz zayıf hadislere senet uydurur. Dinlemediği bir Hadisi dinledim der.

Görmediği bir kimseyi gördüm der. Ashabın sözlerini, Hükemanın sözlerini, Bazı güzel sözleri Peygamber (S.A.V) e isnat eder.

Muhammed HUDARİ- TARİHEL TEŞRİ EL İSLAM S.83

Görülüyorki; Aklı başında olan herkes, HADİSLERE karşı değil fakat MEVZU (uydurma) olanlara karşıdırlar ve bunların halk arasında haddinden fazla olduğu ve Müslümanlarında bu HADİSLER ve bu Hadislere dayalı KİTAPLARA İTİBAR ETTİKLERİ BİR GERÇEKTİR.Ama bu çağ; HİDAYET ÇAĞIDIR, KUR’ANIN BÜTÜN GERÇEKLERİ AÇIKÇA HERKESİN ANLAYABİLECEĞİ ŞEKİLDE HER TARAFA YAYILMAYA BAŞLAMIŞTIR.

Artık farklı düşünceler , saplantılar, Emaniyye ve şeytan taraftarlarının mumları, sönmeye yüz tutmuştur.

9 / TEVBE - 32
Yurîdûne en yutfîû nûrallâhi bi efvâhihim ve ye'ballâhu illâ en yutimme nûrehu ve lev kerihel kâfirûn(kâfirûne).

(Onlar) ağızları ile Allah'ın nurunu söndürmeyi istiyorlar. Ve Allah, kâfirler kerih görseler bile nurunu tamamlamaktan başka bir şey istemez.

9 / TEVBE - 33
Huvellezî ersele resûlehu bil hudâ ve dînil hakkı li yuzhirehu aled dîni kullihî ve lev kerihel muşrikûn(muşrikûne).

Resulünü müşrikler kerih görseler de, hidayetle ve hak dîn ile (bu dîni) bütün dînler üzerine izhar etmesi (hak dîn olduğunu ispat etmesi) için gönderen odur

Çünkü önceden herkes aynı telden çalıyordu. Ve her gurup kendi ellerindekiyle ferahlanıyor.Kendilerinin kurtuluşa ereceğini zannediyor. Başkalarını da düşünmüyor onları da kendileri gibi davranmaya kendi yoluna çevirmeye gerek görmüyordu. Onun için kimse, kimseden şikayetçi değildi.(Ehli Tarik guruplar hariç) ama hepsi dalalette idi.

30 / RUM - 32
Minellezîne ferrakû dînehum ve kânû şiyeâ(şiyean), kullu hızbin bimâ ledeyhim ferihûn(ferihûne).

(O müşriklerden olmayın ki) onlar, dînlerinde fırkalara ayrıldılar ve grup grup oldular. Bütün gruplar, kendilerinde olanla ferahlanırlar.

3 / AL-İ İMRAN - 105
Ve lâ tekûnû kellezîne teferrakû vahtelefû min ba’di mâ câehumul beyyinât(beyyinâtu), ve ulâike lehum azâbun azîm(azîmun).

Kendilerine BEYYİNAT (açıklamalar, ispat vasıtaları) geldikten sonra fırkalara ayrılıp, ihtilâfa düşen o kimseler gibi olmayın. İşte onlar; onlar, için azîm bir azap var.

Ama şimdi öyle değil bizim görevimiz sadece kendimizi kurtarmak değil.BÜTÜN İNSANLIĞI KURTARMAK onun için bütün ŞİMŞEKLER ÜZERİMİZDE ama netice

TAKVA sahiplerinin ve Allah ta TAKVA sahipleriyle beraberdir.

6 / EN'AM - 69
Ve mâ alellezîne yettekûne min hısâbihim min şey’in ve lâkin zikrâ leallehum yettekûn(yettekûne).

Ve takva sahibi olan kimselere, onların hesabından bir şey (sorumluluk) yoktur. Lâkin hatırlatmalıdır (zikretmeleri gerektiği söylenmelidir). Böylece onlar, takva sahibi olurlar.

40 / MU'MİN - 83
Fe lemmâ câethum rusuluhum bil beyyinâti ferihû bimâ indehum minel ilmi ve hâka bihim mâ kânû bihî yestehziûn(yestehziûne).

Onlara resûlleri beyyinelerle geldiği zaman yanlarındaki ilim sebebiyle şımardılar. Ve alay etmiş oldukları şey onları kuşattı.

40 / MU'MİN - 84
Fe lemmâ reev be’senâ kâlû âmennâ billâhi v ahd ehu ve kefernâ bimâ kunnâ bihî muşrikîn(muşrikîne).

Bizim şiddetli azabımızı gördükleri zaman: "Allah'a ve O'nun Tek'liğine îmân ettik. Ve O'na şirk koştuğumuz şeyleri inkâr ettik." dediler.

40 / MU'MİN - 85
Fe lem yeku yenfeuhum îmânuhum lemmâ reev be’senâ, sunnetâllahilletî kad halet fî ibâdih(ibâdihî), ve hasire hunâlikel kâfirûn(kâfirûne).

Şiddetli azabımızı gördükleri zaman artık onların îmânı, onlara bir fayda vermedi. Allah'ın, kulları hakkındaki gelip geçen sünneti (kanunu) budur. Kâfirler orada hüsrana uğradılar.

BİRDE, HADİSLERLE ORTAYA ÇIKARDIKLARI KİTAPLARIYLA, MEZHEPLERE BAKALIM.

Başlangıçta 18 mezhep oluşmuş fakat bir çoğu kabul görmemiş veya sonradan taraftarı azaldığı için unutulmuş ,bazıları da doğruları söyledikleri için REDDEDİLMİŞ.

DOĞUM VEFAT

1.) imamı Zeyd Bin Ali Zeynel Abidin ( 80 - 122 )

2.) Caferus Sadık ( 80 - 148 )

3.) Ebu Hanife ( 80 -150 )

4.) İmam Malik Bin Enes (93 -179 )

5.) İmam Şafi (150 -204 )

6.) İmam Bin Hanbel ( 164 - 241 )