HADİS

HADİS: Kelime anlamı olarak sonradan ortaya atılan söz demektir.

Istılahı anlamı: Peygamber (S.A.V) Efendimiz'in sözleri ve yaşantısının RİVAYETLERLE ortaya çıkmasıdır.

HADİSLERİN ORTAYA ÇIKMA ZAMANI:

Hicri 100. yıllarda ortaya çıkmaya başlamıştır. Yani Peygamber (S.A.V) Efendimizden 90 yıl sonra Hulefai Raşidin'den 60 yıl sonra Sahabeden ,Tabiinden , Tebea Tabiinden yıllar sonra ortaya çıkmışır.

Peygamber (S.A.V) Efendimiz'den en az üç nesil geçtikten sonra , demek ki RİVAYETTEN RİVAYETE,RİVAYETTEN RİVAYETE ,RİVAYETTEN RİVAYETE..

Bir hikaye anlatılır: Gece takbikatına çıkmış bir bölüğün komutanı en öndeki askerine fısıltıyla kulağına 'Şu anda tatbikattayız sessiz olmamız lazım ileride köprü yıkılmış yapılmasını bekliyoruz' diyerek , 'şimdi yanındaki arkadaşı'nın kulağına bunu fısılda ve bu haberi herkes yanındakine fısıldayarak söylesin bölüğün arkasına kadar bu haber ulasşın.' Yarım saat sonra en arkadaki askerin yanına komutan gelerek 'ne olmuş' diye sorar. Askerin cevabı 'Yarın akşam karavana da KURU FASULYE PİLAV varmış' der.

Görülüyor ki bir haber RİVAYETLE yarım saat içinde ne hale geliyor. Gerisine siz karar verin. Kaldı ki Peygamber (S.A.V) Efendimiz zamanında ve Hulefa-i Raşidin döneminde Kuran’ın dışında yazılı bir şeyde yoktur.

İŞTE KAYNAKLARIYLA KANITLAR:

Peygamber (s.a.v) Efendimiz buyurdu ki; 'BENDEN KURAN DIŞINDA BİR ŞEY YAZMAYIN KİM BENDEN KURAN DIŞINDA BİR ŞEY YAZMIŞSA İMHA ETSİN'

Müslüm –Zühd.72, Darimi-Mukaddime.42, ibni Abdil Ber- Cairülbeyanül-ilm,

Tirmizi –İlim.11

Peygamber (S.A.V) Efendimiz 'Benim tarafımdan TEBLİĞ edilen AYETLERİ herkese ulaştırınız. İsrailoğulları'nın kıssalarınıda anlatmanızda bir beis yoktur.KİM BENDEN BUNUN DIŞINDA BİR ŞEYİ SÖYLERSE ATEŞTEKİ YERİNİ HAZIRLAR' buyurmuş.

SAHİHİ BUHARİ-9.CİLD.148.HADİS

Hz. Ebubekir(r.a) Resullullah’ın vefatından sonra sahabeye 'Sizler çeşitli HADİSLER zikrediyorsunuz . Bu durumda sizden sonrakilerde daha değişik şekilde yorumlara sebep olacak şeyler ZİKREDECEKLER, ANLAŞMAZLIĞA düşecekler onun için HADİS nakletmeyin.'

ZEHEBİ-TEZKİRE.1/3

HZ .Ömer (r.a) döneminde HADİSLER çoğalmaya başlamıştı.Hz .Ömer(R.A) her yana haber göndererek ellerindeki bütün HADİSLERİ İMHA ETMELERİNİ istedi ve şöyle buyurdu;' KİTAP EHLİNİN MİŞNASI gibi sizlerde yalan yanlış şeylere sebep olmak mı istiyorsunuz?'

İbni Sa’d –Lübnan Baskısı 5/140 –Hz. Ömer Bahsi

Hz. Ömer(R.A) zamanında Ebu Derda ,Ebu Mesut El Ensari,İbni Mesut gibi sahabeler HADİS rivayet ediyorlar diye göz hapsinde tutulmuşlardır. Ve Hz Ömer(R.A) şöyle buyurmuştur; 'HADİS RİVAYET EDEREK İNSANLARI YOLDAN ÇIKARMAYIN'

ZEHEBİ-TEZKİRE.1/7, SUYUTİ-TAHZİR.156

Hz . Ali(R.A) döneminde Ebu Cuhayfe <<Ya Ali yanında Resullullah tan , Allah’ın (c.c) kitabından başka yazılı bir şey varmı? diye sorar. Hz. Ali(r.a) 'HAYIR BİLDİĞİM BİR ŞEY VARSA O DA ALLAH’IN KİŞİYE KURANI ANLAMA KABİLİYETİ VERDİĞİDİR'

SAHİHİ BUHARİ-8.CİLD 1272.HADİS

Hz. Ali (R.A) HADİS sayfalarını yok ettirmiş ve 'SİZ HADİS TEDVİN EDİP KURAN HALİNEMİ GETİRMEK İSTİYORSUNUZ' diye buyurmuştur.

EBU SAİD EL HUDRİ-BAĞDADİ TAKYİDUL-İLM.23

Demek oluyor ki Peygamber (s.a.v) Efendimiz zamanında da Hulefa-i Raşidin döneminde de YAZILI TEK BİR HADİS YOK.

O zaman bunlar nereden çıktı ? Biliyorsunuz ki şeytan boş durmuyor. Allah’ın müsadesiyle Kur'an'dan önceki bütün kitapların asıllarında değişiklikler yaptırabilmiş fakat Kuran’ın değiştirilmesinin mümkün olmadığını bilen iblis O’nu (KURAN’I) toptan kaldırmayı düşünerek bir ALTERNATİF oluşturması lazımdı, buna da ortam hazırladı. Hz. Ali ve Muaviye arasındaki tatsız olayın oluşmasını sağladı. Çünkü Müslümanlar arasında yozlaşmalarla birlikte DEJENERASYON başlamıştı. Ve EMEVİ iktidarı döneminde HADİSLER ortaya çıkmaya başladı.

Bir insan ya Allah (c.c ) ile beraberdir ya şeytan ile beraberdir. Eğer Allah (c.c) ile beraber değilseniz hüsni niyetli de olsanız şeytan size SURETİ HAKTAN görünerek kendi istediğini size yaptırır. İşte HADİS ALİMLERİ, FIKIH ALİMLERİ, ortaya çıkan HADİSLER İLE İÇTİHADLARINI yapmış, KİTAPLAR YAZMIŞ. Ancak; Topladıkları hadislerin DOĞRULUĞUNU (SAHİHLİĞİNİ) ölçmede kullandıkları yöntem ise şu şekildedir.

SAHİH HADİSLERİN TAYİNİ

  • Senedinde kesiklik olmayan
  • Senedinde kesiklik olan

Bunlarda aralarında 3 sınıfa ayrılıyor:

1.)SAHİH

2.) HASEN

3.) ZAYIF diye

UYDURMA HADİSLERİN TAYİNİ:

1.)Hadis uyduran kişinin bizzat itirafı

2.)Rivayet edilen sözde gramer hatası veya bir mana bozukluğu olması

3.)Rivayet edilenin te’vili mümkün olmayan olması

4.)Rivayet edilenin basit bir iş yönünden şiddetli ceza veya mükafat görüleceği olması

5.)Ravi’nin yalancılıkta meşhur olması

Bu yöntemlerin doğru olduğunu kabul edelim bir an.. Peki bu ALİMLER YÜZBİNLERCE HADİSİN ravilerini, Ravilerin durumlarını nasıl takip edecek? Hadi onlar kendi dönemlerinde kendilerine göre güvenilir kaynak buldu diyelim ya vatandaş ne bilecek?

BU BÜYÜK BİR ŞAÇMALIK değil mi?

Biz bunları söylemekle HADİSLERE karşı değiliz. Ancak DOĞRU olanla MEVZU (uydurma) olanı ayırma yöntemine karşıyız ve o yöntemler yüzünden bugün İSLAM ALEMİNİN yüzde doksan dokuzu CEHENNEME doğru yol alıyor. Bundan önceki yaşayanlar ha keza.

Bütün HADİS ALİMLERİ bu yöntemle HADİS KİTAPLARINI oluşturmuşlar. FIKIH ALİMLERİDE bu hadislere dayanarak MEZHEPLERİ oluşturmuşlar. Ne olmuş? FIRKALAR ortaya çıkmış öyle FIRKALAR ortaya çıkmış ki birbirleri arasında her dönem savaş olduğu herkesin malumudur.

21 / ENBİYA - 93
Ve tekattaû emrehum beynehum, kullun ileynâ râciûn(râciûne).

Ve emirlerini (uygulamalarını), kendi aralarında böldüler (fırkalara ayrıldılar). Hepsi Bize dönecek olanlardır.

23 / MU'MİNUN - 53
Fe tekattaû emrehum beynehum zuburâ(zuburan), kullu hızbin bimâ ledeyhim ferihûn(ferihûne).

Fakat onlar, (dînin) emirlerini kendi aralarında kısımlara (fırkalara) ayırarak böldüler. Grupların hepsi, kendilerindeki (kabul ettikleri) ile ferahlanırlar.

30 / RUM - 32
Minellezîne ferrakû dînehum ve kânû şiyeâ(şiyean), kullu hızbin bimâ ledeyhim ferihûn(ferihûne).

(O müşriklerden olmayın ki) onlar, dînlerinde fırkalara ayrıldılar ve grup grup oldular. Bütün gruplar, kendilerinde olanla ferahlanırlar.

ŞEYTAN MURADINA ERMİŞ KUR’AN İŞLEMELİ BİR TORBA İÇİNDE DUVARLARA ASILMIŞ

Cenazelerde, Mevlütlerde, Mezarların başında makamıyla kıraat edilmiş. Fallarda Cinci Hocaların büyülerinde kullanılmış. Hiç kimsenin BU ALLAH’IN MUTLULUK DAVETİYESİ, MUTLULUK REÇETESİ, MUTLULUK GARANTİSİ olduğu ve hayata geçirilmesi gerektiği aklına gelmemiş.

Bu son derece normal bir olgumudur? Evet. Yukarıda söylediğimiz gibi insanlar ya Allah ile beraberdir. Hem kendilerini hemde bütün insanları kurtarma gayreti içindedir. Ya da şeytan’ la beraberdir. Hem kendini hemde bütün insanlığı felakete sürükleyecekti. (Bu Alimlerin bir kısmını tenzih ederiz. Sadece emmaniye'yi asıl kabul edenlere sözümüz.)

Allah’u Teala Nisa suresi 118 -119 ve 120. ayetlerinde şöyle buyuruyor:

4 / NİSA - 118
Leanehullâh(leanehullâhu), ve kâle le ettehizenne min ibâdike nasîben mefrûdâ(mefrûdan).

Allah, ona (şeytana) lânet etti. O da dedi ki: “Elbette ben, Senin kullarından belirli bir pay edineceğim.”

4 / NİSA - 119
Ve le udillennehum ve le umenniyennehum ve le âmurennehum fe le yubettikunne âzânel en’âmi, ve le âmurennehum fe le yugayyirunne halkallâh(halkallâhi), ve men yettehıziş şeytâne veliyyen min dûnillâhi fe kad hasire husrânen mubînâ(mubînen).

Onları elbette dalâlette bırakacağım ve onları emaniyyeyi emrederek kuruntulara düşüreceğim ve onlara kesin olarak emredeceğim ve onlar, davarların kulaklarını kesecekler ve onlara emredeceğim, Allah'ın yarattıklarını değiştirecekler. Ve kim, Allah'tan gayrısını, şeytanı dost edinirse şüphesiz o, apaçık bir hüsranla hüsrana uğramıştır.

4 / NİSA - 120
Yeıduhum, ve yumennîhim, ve mâ yeıduhumuş şeytânu illâ gurûrâ(gurûren).

(Şeytan) onlara vaad eder. Onları emmaniye'ye düşürür, kuruntuya düşürür. Oysa ki; şeytanın, onlara vaadi sadece aldatmadır (aldatmaktan başka bir şey vaadetmez).

Peki biz bu Alimlerin neden şeytan ile ilişkili olduklarını söylüyoruz? Çünkü: EMMANİYE'Yİ emreden şeytan; Bunlarda (Alimlerde) istemeyerek te olsa onun akıntısına kapılmışlardır.

NEDİR EMANİYYE:

Bakara suresi'nin 78 ve 79. ayetlerinde tarif ediyor Allah’u Teala:

2 / BAKARA - 78
Ve minhum ummiyyûne lâ ya’lemûnel kitâbe illâ emâniyye ve in hum illâ yezunnûn(yezunnûne).

Onlardan bir kısmı ümmîlerdir. Onlar (Allah'ın) Kitabı'nı bilmezler, sadece emaniyyeyi (kişilerin yazdığı kitapları) bilirler. Ve onlar sadece zannediyorlar.

2 / BAKARA - 79
Fe veylun lillezîne yektubûnel kitâbe bi eydîhim summe yekûlûne hâzâ min indillâhi li yeşterû bihî semenen kalîlâ(kalîlen), fe veylun lehum mimmâ ketebet eydîhim ve veylun lehum mimmâ yeksibûn(yeksibûne).

Yazıklar olsun onlara ki; elleriyle kitap yazarlar, sonra da (emaniyye bilgiler içeren) bu yazdıklarını az bir bedel (para) karşılığında satmak için: “Bu, Allah'ın indindendir.” derler. Yazıklar olsun onlara, elleriyle yazdıkları şeylerden dolayı. Yazıklar olsun onlara, kazandıkları şeyler sebebiyle.

İşte topladıkları kendilerine göre SAHİH ama gerçekte MEVZU olan HADİSLER, bu HADİSlerle yazılan dini KİTAPLAR ve bu HADİSlerle yazılan KURAN MEALLERİ hepsi EMANİYYEYE dayalıdır.

Neden şeytanla ilişki kurdular? Allah(c.c) ile ilişki yoksa otomatik olarak şeytan ile ilişkilidir herkes. Şeytan onlara yaptıklarını güzel gösterir.

6 / EN'AM - 43
Fe lev lâ iz câehum be’sunâ tedarraû ve lâkin kaset kulûbuhum ve zeyyene lehumuş şeytânu mâ kânû ya’melûn(ya’melûne).

Böylece onlara darlığımız geldiği zaman yalvarsalardı olmaz mıydı? Fakat onların kalpleri kasiyet bağladı (katılaştı). Şeytan, onlara yapmış oldukları şeyleri süsledi (güzel gösterdi).

Niçin kalpleri KASİYET bağlamıştır? Çünkü onlar HİDAYET kavramını bilmiyorlar, dolayısıyla Allah’a Ulaşmayı dilemedikleri için Allah (c.c) onları HİDAYETE erdirmeyi murad etmez.

13 / RAD - 27
Ve yekûlullezîne keferû lev lâ unzile aleyhi âyetun min rabbih(rabbihi), kul innallâhe yudillu men yeşâu ve yehdî ileyhi men enâb(enâbe).

Ve kâfirler: “Ona, Rabbinden bir âyet (mucize) indirilse olmaz mı?” derler. De ki: “MUHAKKİ ALLAH DİLEDİĞİNİ DALALETTE BIRAKIR VE O’NA (ALLAH’A)YÖNELENİ KENDİNE ULAŞTIRIR (HİDAYETE ERDİRİR)

42 / ŞURA - 13
Şerea lekum mined dîni mâ vassâ bihî nûhan vellezî evhaynâ ileyke ve mâ vassaynâ bihî ibrâhîme ve mûsâ ve îsâ, en ekîmûd dîne ve lâ teteferrekû fîh(fîhi), kebure alel muşrikîne mâ ted’ûhum ileyh(ileyhi), allâhu yectebî ileyhi men yeşâu ve yehdî ileyhi men yunîb(yunîbu).

(Allah) dînde, onunla Hz. Nuh'a vasiyet ettiği (farz kıldığı) şeyi (şeriati); “Dîni ikame edin (ayakta, hayatta tutun) ve onda (dînde) fırkalara ayrılmayın.” diye Hz. İbrâhîm'e, Hz. Musa'ya ve Hz. İsa'ya vasiyet ettiğimiz şeyi sana da vahyederek, size de şeriat kıldı. Senin onları, kendisine çağırdığın şey (Allah'a ulaşmayı dileme) müşriklere zor geldi. Allah, dilediğini Kendisine seçer ve O'na yöneleni, Kendisine ulaştırır (ruhunu hayatta iken Kendisine ulaştırır).

Dolayısıyla onların göğüslerini şerh etmez:

6 / EN'AM - 125
Fe men yuridillâhu en yehdiyehu yeşrah sadrehu lil islâm(islâmi), ve men yurid en yudıllehu yec’al sadrehu dayyikan haracen, ke ennemâ yassa’adu fîs semâi, kezâlike yec’alûllâhur ricse alâllezîne lâ yu’minûn(yu’minûne).

Öyleyse Allah kimi Kendisine ulaştırmayı dilerse onun göğsünü yarar ve (Allah'a) teslime (İslâm'a) açar. Kimi dalâlette bırakmayı dilerse, onun göğsünü semada yükseliyormuş gibi daralmış, sıkıntılı yapar. Böylece Allah, mü'min olmayanların üzerine pislik (azap, darlık, güçlük) verir.

Göğsü şerh olmayanında kalbine nur girmez.

39 / ZUMER - 22
E fe men şerehallâhu sadrehu lil islâmi fe huve alâ nûrin min rabbih(rabbihi), fe veylun lil kâsiyeti kulûbuhum min zikrillâh(zikrillâhi), ulâike fî dalâlin mubîn(mubînin).

Allah kimin göğsünü İslâm için (Allah'a teslim için) yarmışsa artık o, Rabbinden bir nur üzere olur, değil mi? Allah'ın zikrinden kalpleri kasiyet bağlayanların vay haline! İşte onlar, apaçık dalâlet içindedirler.

Nur girmeyen kalpleri, ZİKİR yapsa da diğer ibadetleri yapsa da KASİYET bağlar. ( katılaşır)

Bu alimler kendilerine şeytanın yardım ettiğinin farkında değiller. Bazılarının sonradan aklı başına gelmiş, Allah’ın yoluna girmiş ve Allah(c.c) ile beraber olabilmiş işte İmam-ı Azam, Ebu Hanife, İmamı Şafi, İmamı Azam’ın esas adı Numan dır ve şöyle söylemiştir.

'Eğer bir tarikata intisap etmemiş olsaydı Numan hali olurdu DUMAN'

Mürşidi Ma’rufu Kerhi idi. İmamı Şafi’nin Mürşidi de Şeybani Rai idi.

Alimlerin hal ve söylemlerinden örnekler verelim.

Zahiri mezhebinin imamlarından Ibnu Hazm en edulisi Hicri (384-456)

  • Ben yalnız Hakka tabi olurum hiçbir mezhebe tabi olmam.
  • Ben hiddette fayda gördüm
  • Allah’a kulları vasıtasıyla yaklaşılamaz.

Mezhepler Tarihi –Muhammed Ebu Zehra

  • Bir mezhebe tabi olmaması normaldir.
  • 'Ben Hiddette Fayda gördüm' sözü tamamen şeytana tabi olduğunu açıkça gösteriyor.

HİDDET, ÖFKE Kavga sebebidir nefret içerir,bunlar tamamen nefsin afetleridir ve şeytana kapılarının daima açık olduğunu gösterir.

Bir sonraki sözü de 'Allah’a Kullar’ı vasıtasıyla yaklaşılmaz' bunu gösteriyor.

3 / AL-İ İMRAN - 112
Duribet aleyhimuz zilletu eyne mâ sukıfû illâ bi hablin minallâhi ve hablin minen nâsi ve bâû bi gadabin minallâhi ve duribet aleyhimul meskeneh(meskenetu), zâlike bi ennehum kânû yekfurûne bi âyâtillâhi ve yaktulûnel enbiyâe bi gayri hakk(hakkın), zâlike bimâ asav ve kânû ya’tedûn(ya’tedûne).

Onların üzerlerine, nerede olurlarsa olsunlar zillet (alçaklık) damgası vurulmuştur. Ancak Allah'ın ipine ( Sıratı Mustakîm) ve insanlardan bir ipe (Allah'a ulaştıracak olan mürşide) sarılanlar (ulaşanlar), müstesna. (Onlar) Allah'ın gazabına uğradılar ve üzerlerine MESKENET (miskinlik) damgası vuruldu. İşte buna sebep; onların kesinlikle Allah'ın âyetlerini inkâr etmiş olmaları ve haksız yere peygamberleri öldürmüş olmalarıdır. İşte bu; onların (Allah'a) isyan etmelerinden ve haddi aşmış olmalarındandı.

Bir çok ayeti kerime de Allah’ın tayin ettiği, Hidayetçilerin'den, Resullerin'den, Mürşidlerin'den Bahsediyor. Bunlar Allah’ın sözleridir. Bunlara itibar etmeyen otomatik olarak şeytan’a itibar edecek ve onun DAVULUNU çalacak o yolda mücadele edecektir.

6 / EN'AM - 121
Ve lâ te’kulû mimmâ lem yuzkerismullâhî aleyhi ve innehu le fısk ( fısk un), ve inneş şeyâtîne le yûhûne ilâ evliyâihim li yucâdilûkum ve in eta’tumûhum innekum le muşrikûn(muşrikûne).

Ve üzerine Allah'ın ismi anılmayan şeylerden yemeyin. Ve muhakkak ki; o fısktır. Ve şeytanlar, mutlaka sizinle mücâdele etmeleri için dostlarına vahyederler. Ve şâyet onlara itaat ederseniz (uyarsanız), mutlaka siz müşrikler olursunuz.

İBNİ TEYMİYE Hicri(661-728) Mezhep imamlarından

  • Öfkeli, Haşin, Kızgın ve düşmanlarına sert
  • Tasavvuf ehline karşı
  • Ruh’un Allah’a vasıl olup yokolmasını, Vahdedi Vücudu, Kadri ve Rufailere verilen özellikleri (Ateşe karşı duyarsızlıklarını) HOKKABAZLIK

Olarak almıştır.

İşte bu Mezhep imamı bütün NEFSİN AFETLERİYLE adeta övünen,Allah’ın VELİLERİNE düşman olan ,Allah’ın Kuranda ki olmazsa olmaz şartı olan ALLAH’A ULAŞMAYI ONA VASIL OLMAYI inkar eden bu Alim’e herhalde Allah’ la beraberdir diyemezsiniz. Peki kiminle beraberdir? ŞEYTANLA...

13 / RAD - 25
Vellezîne yankudûne ahd allâhi min ba’di mîsâkıhi ve yaktaûne mâ emerallâhu bihi en yûsale ve yufsidûne fîl ardı ulâike lehumul la’netu ve lehum sûud dâr(dâri).

Onlar, misaklerinden sonra (Allah'a ruhlarını, vechlerini, nefslerini ve iradelerini teslim edeceklerine dair ezelde Allah'a misak verdikten sonra) Allah'ın ahdini bozarlar (ruhlarını, vechlerini, nefslerini ve iradelerini Allah'a teslim etmezler). Ve Allah'ın, O'na (Allah'a) ulaştırılmasını emrettiği şeyi keserler (ruhlarını Allah'a ulaştırmazlar). Ve yeryüzünde fesat çıkarırlar (başka insanların da Sıratı Mustakîm'e ulaşmalarına mani oldukları için fesat çıkarırlar). Lânet onlar içindir. Ve yurdun kötüsü (cehennem) onlar içindir.

22 / HAC - 3
Ve minen nâsi men yucâdilu fîllâhi bi gayri ilmin ve yettebiu kulle şeytânin merîd(merîdin).

Ve insanlardan öyle kimseler vardır ki; ilmi olmaksızın, Allah hakkında mücâdele eder ve bütün azgın şeytanlara tâbî olur(lar).

Bunlar daima DALALETTE kalacak olanlardır.

28 / KASAS - 50
Fe in lem yestecîbû leke fa’lem ennemâ yettebiûne ehvâehum, ve men edallu mimmenittebea hevâhu bi gayri huden minallâh(minallâhi), innallâhe lâ yehdil kavmez zâlimîn(zâlimîne).

Bundan sonra eğer sana icabet etmezlerse (senin hidayete erdirme davetine uymazlarsa), bil ki onlar heveslerine tâbîdirler. Allah'tan bir hidayetçi olmaksızın ( hidayetçiye değil de) kendi heveslerine tâbî olandan daha çok dalâlette kim vardır? Muhakkak ki Allah, zalimler kavmini hidayete erdirmez.

Ancak bunların hepsinin aynı olmadığı bir gerçektir.

El Kafi ; İmam Caferüs Sadıktan şöyle rivayet eder: 'İKİ KİŞİNİN ÜZERİNDE İHTİLAF ETTİĞİ ŞEYİN ASLI MUTLAKA KURAN’DA MEVCUTTUR.FAKAT İNSAN AKLI ONA ULAŞAMAMAKTADIR.'

Müsnedül İmamı Cafer 1/5 Lübnan Baskısı

Ne demek istiyor İmamı Caferussadık Hz. ?

İnsan, aklı ile Allah’ın gerçeklerini kavrayamaz. Akıl, her olayda (imtihanda) iki müşavirin müşaveresine karar vererek fizik vücudu yönlendirir. Bu müşavirlerin birisi NEFİS tir ve o, daha ziyade şeytanla beraberdir. Onun istediği gibi Müşaveresini bildirir. Diğeri RUH’tur daima Allah ile beraberdir.(Allah’ın Ruhudur) Allah’ın istediği doğrultuda müşaveresini bildirir. Olayları değerlendirmede; ya şükretme(rıza) vardır.Çünkü bu hayırdır.(Bizim irademiz dışında oluşan olaylar ya Allah’ın takdiridir yada Allah’ın Müsadesiyledir.) Yada küfretme (isyan ,örtme ) vardır.

Allah’u Teala Zümer 7 de buyuruyor ki

39 / ZUMER - 7
İn tekfurû fe innallâhe ganiyyun ankum, ve lâ yerdâ li ıbâdihil kufr(kufra), ve in teşkurû yerdahu lekum, ve lâ teziru vâziretun vizra uhrâ, summe ilâ rabbikum merciukum fe yunebbiukum bimâ kuntum ta’melûn(ta’melûne), innehû alîmun bi zâtis sudûr(sudûri).

Eğer inkâr ederseniz, muhakkak ki Allah, sizden Gani'dir (size ihtiyacı yoktur). Ve O, kulları konusunda küfre razı olmaz. Ve eğer şükrederseniz sizden razı olur. (Hiç)bir günahkâr, diğerinin (başkasının) günahını yüklenmez. Sonra dönüşünüz Rabbinizedir. Böylece size yapmış olduklarınızı haber verecek. Muhakkak ki O, sinelerde olanı bilendir.

Akıl nefsin müşaveresi doğrultusunda karar vermişse küfretmiştir ve imtihanı kaybetmiştir. Daha sonraki olaylarla tekrar tekrar imtihan olacaktır. Aklını kullanamadığı için azaba düçar olacaktır.(DÜNYADA)

Eğer ölümüne kadar imtihanları kazanıp Allah’ın yoluna giremezse (Allah’a ulaşmayı dileyip Hidayete eremezse ) Kıyamette de büyük azaba düçar olacaktır.

10 / YUNUS - 100
Ve mâ kâne li nefsin en tu’mine illâ bi iznillâh(iznillâhi), ve yec’alur ricse alellezîne lâ ya’kılûn(ya’kılûne).

Ve Allah'ın izni olmaksızın, bir kimsenin (bir nefsin) mü'min olması (mümkün) olamaz. Ve (Allah), akıl etmeyen kimselerin üzerine ceza (azap, pislik) verir.

Akıl eğer RUH’un müşaveresi doğrultusunda karar vermişse şükretmiştir.Allah’ın rızasını kazanmıştır. (Ön rıza)

Bütün insanlara Allah’a dönüp (Ulaşmayı dileyip) teslim olma daveti (Zumer54) ulaştırılır.

39 / ZUMER - 54
Ve enîbû ilâ rabbikum ve eslimû lehu min kabli en ye’tiyekumul azâbu summe lâ tunsarûn(tunsarûne).

Ve Rabbinize (Allah'a) yönelin (ruhunuzu Allah'a ulaştırmayı dileyin)! Ve size azap gelmeden önce O'na (Allah'a) teslim olun (ruhunuzu, vechinizi, nefsinizi, iradenizi Allah'a teslim edin). (Yoksa) sonra yardım olunmazsınız.

İşte Allah’ın Rızasına tabi olanlar:

5 / MAİDE - 16
Yehdî bihillâhu menittebea rıdvânehu subules selâmi ve yuhricuhum minez zulumâti ilen nûri bi iznihî ve yehdîhim ilâ sırâtın mustakîm(mustakîmin).

Allah (c.c.), rızasına tâbî olan kişiyi onunla (Resûlü ile) teslim yollarına hidayet eder. Kendi izniyle onları karanlıktan aydınlığa (zulmetten nura) çıkarıp Sırât-ı Mustakîm'e hidâyet eder (ulaştırır).

Mutlaka Allah’a teslim olma yolunda işittirilir ve kalplerine İHBAT konularak idrak ettirilir.

22 / HAC - 54
Ve li ya’lemellezîne ûtul ılme ennehul hakku min rabbike fe yu’minû bihî fe tuhbite lehu kulûbuhum, ve innallâhe le hâdillezîne âmenû ilâ sırâtın mustakîm(mustakîmin).

Ve kendilerine ilim verilenlerin, onun (irşad makamının, Velî Resûl'ün, Nebî Resûl'ün) söylediklerinin Rabbinden bir hak olduğunu bilmeleri, O'na îmân etmeleri, onların kalplerinin O'nu (Allah'ı) idrak etmesi (kalplerinden ekinnetin alınıp yerine ihbat sistemi konarak kalplerin mutmain olması) içindir. Muhakkak ki Allah, âmenû olanları (Allah'a ulaşmayı dileyenleri) mutlaka Sıratı Mustakîm'e hidayet edendir.

Ve o zaman şu ilme sahip olur. Allah’a ulaşmak var ,Farz ve benimde Ruhum Allah’a ulaşacaktır. Bu ilme sahip olanlar HİDAYETE adım atmışlardır. Bütün Sahabe bunu gerçekleştirmiş mi? Evet.

39 / ZUMER - 17
Vellezînectenebût tâgûte en ya’budûhâ ve enâbû ilâllâhi lehumul buşrâ, fe beşşir ıbâd(ıbâdi).

Ve onlar ki; taguta (insan ve cin şeytanlara) kul olmaktan içtinap ettiler (kaçındılar, kendilerini kurtardılar). Çünkü Allah'a yöneldiler (Allah'a ulaşmayı dilediler). Onlara müjdeler vardır. Öyleyse kullarımı müjdele!

Sonra ne olmuşlar?

2 / BAKARA - 151
Kemâ erselnâ fîkum resûlen minkum yetlû aleykum âyâtinâ ve yuzekkîkum ve yuallimukumul kitâbe vel hikmete ve yuallimukum mâ lem tekûnû ta’lemûn(ta’lemûne).

Nitekim size içinizde (görev yapmak üzere) sizden bir Resûl (Peygamber) gönderdik ki; âyetlerimizi size tilâvet etsin (okuyup açıklasın) ve sizi (nefsinizi) tezkiye etsin, size kitap ve hikmet öğretsin ve (hikmetin de ötesinde) bilmediğiniz şeyleri öğretsin.

Sahabenin AKLI sadece Allah’a ulaşmayı dilemeye yetti geri kalanı Allah tarafından gerçekleştirildiğini görüyoruz. Ana dili ARAPÇA olan içinde Üniversite mezunu olanlarında var olduğu sahabeye ÜMMİ (okuma yazma bilmeyen ) RESUL Ayetleri açıklayıp onların nefislerini TESKİYE edip RUHLARI Allah’a ulaşınca (Velayete erince-Hidayete erince)KİTABI öğretiyor. Sonra HİKMETİ daha sonra HİKMETİN ÖTESİNİ. Kim öğretiyor? Allah’ın iradesinde (Tasarrufunda) bulunan Peygamber (S.A.V) Efendimiz öğretiyor. İşte burası ALLAH’IN ÜNİVERSİTESİ Profösörü de Allah’ın Tayin ettiği RESUL. Kıyamete kadar da Allah’ın Üniversiteleri hep olacaktır.Tayin ettiği Profösörleri hep olacaktır. Yukarıda bahsi geçen Allah’ın rızasına tabi olup İlim sahibi olan (Allah’a Ulaşmayı dileyen) kişi HACET NAMAZI kılarak Allah’ın Tayin ettiği Mürşidini (Hidayetçişini, Resulünü, İmamını )Allahtan Sorarak bulacaktır.

5 / MAİDE - 35
Yâ eyyuhellezîne âmenû ttekûllâhe vebtegû ileyhil vesîlete ve câhidû fî sebîlihi leallekum tuflihûn(tuflihûne).

Ey âmenû olanlar (Allah'a ulaşmayı, teslim olmayı dileyenler); Allah'a karşı takvâ sahibi olun ve O'na ulaştıracak vesileyi isteyin . Ve O'nun yolunda cihad edin. Umulur ki böylece siz felâha erersiniz.

 2 / BAKARA - 45
Vesteînû bis sabri ves salât(sâlâti), ve innehâ le kebîretun illâ alel hâşiîn(hâşiîne).

(Allah'tan) sabırla ve namazla istiane (yardım) isteyin. Ve muhakkak ki o (hacet namazı ile Allah'a ulaştıracak mürşidini sormak), huşû sahibi olanlardan başkasına elbette ağır gelir.

2 / BAKARA - 46
Ellezîne yezunnûne ennehum mulâkû rabbihim ve ennehum ileyhi râciûn(râciûne).

O (huşû sahipleri) ki; onlar, Rab'lerine (dünya hayatında) muhakkak mülâki olacaklarına ve (sonunda ölümle) O'na döneceklerine yakîn derecesinde inanırlar.

Ona tabi olduğunda nefsi TESKİYE olacak RUHU Allah’a ULAŞACAK (Hidayet erecek –Velayete ulaşacak) o zaman o kişiye KİTAP öğretilir,HİKMET öğretilir.

3 / AL-İ İMRAN - 164
Le kad mennallâhu alel mu’minîne iz bease fîhim resûlen min enfusihim yetlû aleyhim âyâtihî ve yuzekkîhim ve yuallimuhumul kitâbe vel hikmeh(hikmete), ve in kânû min kablu le fî dalâlin mubîn(mubînin).

Andolsun ki mü'minlerin (başlarının) üzerine (devrin imamının ruhu) bir ni'met olmak üzere kendi zamanlarında, kendi içlerinden bir resûl beas ederiz, onların aralarında (kendi kavminin içinde) onlara Allah'ın âyetlerini tilâvet eder, onları tezkiye eder ve onlara kitap ve hikmeti öğretir. Ondan evvel (resûle tâbî olmadan evvel) onlar açık bir dalâlet içinde idiler.

62 / CUMA - 2
Huvellezî bease fîl ummiyyîne resûlen minhum yetlû aleyhim âyâtihî ve yuzekkîhim ve yuallimuhumul kitâbe vel hikmeh(hikmete), ve in kânû min kablu le fî dalâlin mubîn(mubînin).

Ümmîler arasında, kendilerinden bir resûl beas eden (görevlendiren) O'dur. Onlara, O'nun (Allah'ın) âyetlerini okur, onları tezkiye eder (nefslerini temizler), onlara Kitab'ı (Kur'ân-ı Kerim'i) ve hikmeti öğretir. Ve daha önce (resûle tâbî olmadan evvel) elbette onlar, sadece açık bir dalâlet içinde idiler.

Kitabı öğrenen kişi AKLIYLA hareket ederek AYETLERİ anlamaz.Allah ona idrak ettirir. İşte Caferus Sadık Hz. Buyurduğu budur.

Mevlana Celalettin-i Rumi Hz. Buyuruyor ki: 'Ben Şems hazretlerine tabi olduktan sonra aklımı hiç kullanmadım.'

Sahihi Buhari 8.cild. 1272.

Hadiste bahsi geçen Ebu Cuheyfe nin sorusuna karşılık Hz. Ali nin cevabı nasıl yerli yerine oturuyor.

'Ya Ali yanında Resullullah tan , Allah’ın (c.c) kitabından başka yazılı bir şey var mı?'diye sorar. Hz. Ali (r.a) 'HAYIR BİLDİĞİM BİR ŞEY VARSA O DA ALLAH’IN KİŞİYE KURANI ANLAMA KABİLİYETİ VERDİĞİDİR' Hz. Ali Müsliüman olupta Allah’ın yolunda olmayan (Allah’a Ulaşmayı dileyipte Mürşidine tabi olmayan) birini düşünmüyor.

Herkesin Allah’ın yolunda olduğunu düşünerek herkesin Kuranı anlayabileceğini söylüyor.

Çünkü onun döneminde herkes öyleydi.O zaman; HADİSLERİN olması bir hayır dır. Ama içinden mevzu olanlarını ayırma yöntemi: BÜTÜN HADİSLERİN KURAN’I ALLAH’IN ÜNİVERSİTESİN DEN ÖĞRENENLER TARAFINDAN KURAN SÜZGECİNDEN GEÇİRMEKTİR.

Peygamber (S.A.V) Efendimiz, Allah’ın Tasarrufundaydı. Kendiliğinden bir sözü bir hareketi olmazdı.

53 / NECM - 3
Ve mâ yentıku anil hevâ.

Ve o, hevasından (kendiliğinden) konuşmaz.

53 / NECM - 4
İn huve illâ vahyun yûhâ.

(O'nun söyledikleri), sadece O'na vahyolunan vahiydir.

Ayrıca o ayaklı bir Kuran dı.

36 / YASİN - 69
Ve mâ allemnâhuş şi’re ve mâ yenbagî leh(lehu), in huve illâ zikrun ve kur’ânun mubîn(mubînun).

Ve Biz, O'na (Peygamber'e) şiir öğretmedik. Ve (bu), O'na yakışmaz. O (O'na indirilen), sadece zikir ve apaçık Kur'ân'dır.

Dolayısıyla Ondan kaynaklanan bir sözün KURAN’A TERS DÜŞMESİ, ÇELİŞMESİ Mümkün olamaz. Zaten Hadisi şerifte (S.A.V) şöyle buyuruyor.'BENDEN SONRA HADİSLER ORTAYA ÇIKACAK KURAN’A ÖLÇÜN EĞER TERS DÜŞÜYORSA BENDEN DEĞİLDİR.'

Fakat şeytan insanları boş bırakmıyor. Bu kadar Kuran’dan açık beyanlar varken hala Falan hadiste şöyle,filan Alim şöye diyor,Sizin söylediklerinizi hiçbir yerden duymadık, Hiçbir kitapta bunu okumadık gibi sözleri, EMANİYYE YE bağlı ilimlerini hala ön planda tutmalarındandır.

Ve onlara: Allah’ın Kitabında ki gerçekler bunlar diye açıklayınca Onlar sizin yorumlarınız Diyorlar Bizim açıkladığımıza paralel eski Alimlerin de yorumlarını ortaya koyalım kaynaklarıyla.

İmamı Malik , ezberinde bulunan çok sayıda HADİS olmasına rağmen dini bir gerek görmedikçe insanlara HADİS nakletmezdi. İmamı Malike’e: 'İbni Üveyne senden daha çok HADİS biliyor' denildi. Bunun üzerine imamı Malik şu cevabı verdi: 'BENDE SİZE HER DUYDUĞUM HADİSİ NAKİLDEMİ BULUNAYIM? O ZAMAN BİR AHMAK DURUMUNA DÜŞER VE İNSANLARI SAPTIRMA KONUSUNDA BİR ŞEYTAN OLURUM. BENDEN ÖYLE HADİSLER ÇIKMIŞTIR Kİ; O HADİSLERİN HER BİRİ İÇİN BİR KIRBAÇ YİYİP ONLARI RİVAYET ETMEMİŞ OLMAK İSTERDİM'

Elmedarik-Varak.164 mezhepler tarihi 395

İmamı Malik’in oğlu anlatıyor: 'Babam öldüğünde İBNİ ŞAAB ‘ın rivayeti olan (hepsi mevzu) HADİSLERLE dolu yedi sandık vardı. Medine halkından rivayet edilen hadislerde birkaç sandık oluşturuyordu.( Hepsi MEVZU olduğu için ayrılmış) Halk bunlara hucum etti aldı. Ve her yanda RİVAYETLER başladı.'

İBNİ FERHUN-1/113

Ne şaşılacak şeydirki halkın bir kısmı sahabe ve tabiinin rivayet ettikleri SÖZLERİ ALIR VE CEHALETLERİNE YENİK DÜŞEREK HZ. Peygambere (S.A.V) İSNAT edilen HADİS olduğunu zanneder.

SUYUTİ-TAZHİR.1/113

İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki HADİSLER o kadar çoğalacak, KUR’AN tozlar içinde kalacak hiç kimse ona bakmayacaktır.

DAHHAK

Yalan HADİSLER arasında sağlam HADİS ,siyah öküzün derisindeki TEK TÜK BEYAZ KIL kadardır.

DAREKUTNİ-Eneşşatibi-El İslam 215

Bir güzel söz bulduğumda ona bir HADİS SENEDİ uydurmada sakınca görmem Muhammed B. Said Dımaşki.

NEVEVİ ŞERH’ÜLMÜSLİM -1/32

Muhaddislerin çoğu anlayıştan uzaktır. Ne HADİSLERİ tanımak nede yaşamak için bir gayretleri vardır.

ZEHEBİ

HADİSLERDE Hayır olsaydı HAYRIN gittiği gibi(Sahabenin hayatı gibi bir hayat)giderdi.

SUFYAN ES SERVİ 161/117

Ey cemaat HADİSTE ilerledikçe KURAN’DA geriliyorsunuz ve bu HADİS ler sizi ALLAH’I ZİKRETMEKTEN alıkoyuyor.

EBU REYYE -384,385

EL EZHERDE, okutulan ve benzeri kitaplar, var olduğu müddetçe BU ÜMMET ayağa kalkamaz. ÜMMETİ AYAĞA KALDIRACAK OLAN RUH ,İLK DÖNEMDE HAKİM OLAN KUR’AN RUHUDUR.Kur’an dışında her şey KUR’AN la bilmek ve yaşamak arasına konmuş bir engeldir.

EBU REYYE -408

KURAN’IN zahiriyle çelişen bir HADİS veya Sahabi sözünün RAVİLERİ ne kadar güçlü olursa olsun SENEDİNİN sahih olduğuna inanmıyoruz. Çünkü; Peygamber (S.A.V) Efendimiz ve SAHABE döneminde hiç HADİS yazılmamıştır.

M . RAŞİD RAZİ –Tefsirul Menar 6/288

Zındıklık yüzünden boynu vurulan İBNİ EBİL AVCA (ölümü 155/172) son nefesinde 'İÇİNDE HARAMI HELAL, HELALİ HARAM KILAN 4000 HADİS uydurdum' Demiş.

SANANİ- Tavzihul efkar.2/75* SUYUTİ –TAHZİR.215

ZINDIKLAR 12000 HADİS UYDURDU

SUYUTİ –Tahzir.213

İmamı Şafi; Bu devirde çeşitli fırkaların kendi görüşlerini müdafa etmek için (LİSANLA veya KALEMLE) Söylenen sözleri ,yalan hadislerin yayılmasına sebep oldu. Çünkü kendi çıkarlarına HADİS uyduruyorlardı.

İMAMI ŞAFİ; Haberi Resul hususunda bazıları iki yol tutmuştur. Bu iki yolun sahipleri de sapıktır.

  • Hadislerin hiç birini kabul etmezler. Allah’ın Kitabında her şey var derler.
  • Hakkında Kuran’da bir hüküm bulunuyorsa HADİS alınacaktır derler.

Bir rivayet KURAN’A ters düşüyorsa muhakkak ki KURAN TERCİH EDİLECEKTİR.

Üzerinde İCMA edilen konu KURAN ve SÜNNETE aykırı olamaz.

EL UMM-C.7 s.250-252

HADİS UYDURANLAR HAKKINDA Kadı İYAZ şöyle demiştir.

 

  • ZINDIKLAR ve benzerleri:

Peygamberin (S.A.V) hiç söylemediği bir şeyi uydurup söyler,bunu dini küçük düşürmek için yapar.

  • CAHİL SOFULAR :

Bunu dine hizmet sayar ve sevap umar fezail ve rağbet artırmak için yapar.

 

  • FASIKLAR:

Nam kazanmak için yapar.

  • BİD’AT ÇILAR VE MEZHEP MUTAASSIPLARI :

Kendilerine delil bulmak için yapar.

  • DÜNYAYA TAPANLAR:

Emellerine alet olarak onların hevesleri doğrultusunda yaparlar.

*BİR KISMIDA:

Hadis uydurmaz zayıf hadislere senet uydurur. Dinlemediği bir Hadisi dinledim der.

Görmediği bir kimseyi gördüm der. Ashabın sözlerini, Hükemanın sözlerini, Bazı güzel sözleri Peygamber (S.A.V) e isnat eder.

Muhammed HUDARİ- TARİHEL TEŞRİ EL İSLAM S.83

Görülüyorki; Aklı başında olan herkes, HADİSLERE karşı değil fakat MEVZU (uydurma) olanlara karşıdırlar ve bunların halk arasında haddinden fazla olduğu ve Müslümanlarında bu HADİSLER ve bu Hadislere dayalı KİTAPLARA İTİBAR ETTİKLERİ BİR GERÇEKTİR.Ama bu çağ; HİDAYET ÇAĞIDIR, KUR’ANIN BÜTÜN GERÇEKLERİ AÇIKÇA HERKESİN ANLAYABİLECEĞİ ŞEKİLDE HER TARAFA YAYILMAYA BAŞLAMIŞTIR.

Artık farklı düşünceler , saplantılar, Emaniyye ve şeytan taraftarlarının mumları, sönmeye yüz tutmuştur.

9 / TEVBE - 32
Yurîdûne en yutfîû nûrallâhi bi efvâhihim ve ye'ballâhu illâ en yutimme nûrehu ve lev kerihel kâfirûn(kâfirûne).

(Onlar) ağızları ile Allah'ın nurunu söndürmeyi istiyorlar. Ve Allah, kâfirler kerih görseler bile nurunu tamamlamaktan başka bir şey istemez.

9 / TEVBE - 33
Huvellezî ersele resûlehu bil hudâ ve dînil hakkı li yuzhirehu aled dîni kullihî ve lev kerihel muşrikûn(muşrikûne).

Resulünü müşrikler kerih görseler de, hidayetle ve hak dîn ile (bu dîni) bütün dînler üzerine izhar etmesi (hak dîn olduğunu ispat etmesi) için gönderen odur

Çünkü önceden herkes aynı telden çalıyordu. Ve her gurup kendi ellerindekiyle ferahlanıyor.Kendilerinin kurtuluşa ereceğini zannediyor. Başkalarını da düşünmüyor onları da kendileri gibi davranmaya kendi yoluna çevirmeye gerek görmüyordu. Onun için kimse, kimseden şikayetçi değildi.(Ehli Tarik guruplar hariç) ama hepsi dalalette idi.

30 / RUM - 32
Minellezîne ferrakû dînehum ve kânû şiyeâ(şiyean), kullu hızbin bimâ ledeyhim ferihûn(ferihûne).

(O müşriklerden olmayın ki) onlar, dînlerinde fırkalara ayrıldılar ve grup grup oldular. Bütün gruplar, kendilerinde olanla ferahlanırlar.

3 / AL-İ İMRAN - 105
Ve lâ tekûnû kellezîne teferrakû vahtelefû min ba’di mâ câehumul beyyinât(beyyinâtu), ve ulâike lehum azâbun azîm(azîmun).

Kendilerine BEYYİNAT (açıklamalar, ispat vasıtaları) geldikten sonra fırkalara ayrılıp, ihtilâfa düşen o kimseler gibi olmayın. İşte onlar; onlar, için azîm bir azap var.

Ama şimdi öyle değil bizim görevimiz sadece kendimizi kurtarmak değil.BÜTÜN İNSANLIĞI KURTARMAK onun için bütün ŞİMŞEKLER ÜZERİMİZDE ama netice

TAKVA sahiplerinin ve Allah ta TAKVA sahipleriyle beraberdir.

6 / EN'AM - 69
Ve mâ alellezîne yettekûne min hısâbihim min şey’in ve lâkin zikrâ leallehum yettekûn(yettekûne).

Ve takva sahibi olan kimselere, onların hesabından bir şey (sorumluluk) yoktur. Lâkin hatırlatmalıdır (zikretmeleri gerektiği söylenmelidir). Böylece onlar, takva sahibi olurlar.

40 / MU'MİN - 83
Fe lemmâ câethum rusuluhum bil beyyinâti ferihû bimâ indehum minel ilmi ve hâka bihim mâ kânû bihî yestehziûn(yestehziûne).

Onlara resûlleri beyyinelerle geldiği zaman yanlarındaki ilim sebebiyle şımardılar. Ve alay etmiş oldukları şey onları kuşattı.

40 / MU'MİN - 84
Fe lemmâ reev be’senâ kâlû âmennâ billâhi v ahd ehu ve kefernâ bimâ kunnâ bihî muşrikîn(muşrikîne).

Bizim şiddetli azabımızı gördükleri zaman: "Allah'a ve O'nun Tek'liğine îmân ettik. Ve O'na şirk koştuğumuz şeyleri inkâr ettik." dediler.

40 / MU'MİN - 85
Fe lem yeku yenfeuhum îmânuhum lemmâ reev be’senâ, sunnetâllahilletî kad halet fî ibâdih(ibâdihî), ve hasire hunâlikel kâfirûn(kâfirûne).

Şiddetli azabımızı gördükleri zaman artık onların îmânı, onlara bir fayda vermedi. Allah'ın, kulları hakkındaki gelip geçen sünneti (kanunu) budur. Kâfirler orada hüsrana uğradılar.

BİRDE, HADİSLERLE ORTAYA ÇIKARDIKLARI KİTAPLARIYLA, MEZHEPLERE BAKALIM.

Başlangıçta 18 mezhep oluşmuş fakat bir çoğu kabul görmemiş veya sonradan taraftarı azaldığı için unutulmuş ,bazıları da doğruları söyledikleri için REDDEDİLMİŞ.

DOĞUM VEFAT

1.) imamı Zeyd Bin Ali Zeynel Abidin ( 80 - 122 )

2.) Caferus Sadık ( 80 - 148 )

3.) Ebu Hanife ( 80 -150 )

4.) İmam Malik Bin Enes (93 -179 )

5.) İmam Şafi (150 -204 )

6.) İmam Bin Hanbel ( 164 - 241 )

7.) İbni Hazm (384 - 486)

8.) Takiyüddin Bin Teymiye (661 - 728 )

İMAM MALİK

İMAM MALİK : Hadisler konusunda çok titiz davranmasına rağmen Kuran’a Ters düşen çok İÇTİHATLARI vardır.

  • İman ; Söz , inanç ve ameldir. İman artabilir.
  • Hayrıyla şerriyle KADERE inanırız.
  • Kader konusunda tartışan kimseler düşük kimselerdir.
  • Eğer Allah İSYAN edilmesini dilemesydi iblisi yaratmazdı.Secde 13.ayeti mesnet olarak veriyor.

32 / SECDE - 13
Ve lev şi’nâ le âteynâ kulle nefsin hudâhâ ve lâkin hakkal kavlu minnî le emleenne cehenneme minel cinneti ven nâsi ecmaîn(ecmaîne).

Ve eğer dileseydik, bütün nefslere kendi hidayetlerini elbette verirdik (herkesi hidayete erdirirdik). Fakat Benim: "Mutlaka cehennemi, tamamen cinlerden ve insanlardan dolduracağım." sözü(m) hak oldu.

  • Büyük günahları işleyenler ,Günahı nisbetince yanacak,dilerse Allah bağışlar. Şirk koşanları bağışlamaz. Nisa-48 i örnek olarak veriyor.

4 / NİSA - 48
İnnallâhe lâ yagfiru en yuşreke bihî ve yagfiru mâ dûne zâlike li men yeşâu ve men yuşrik billâhi fe kadifterâ ismen azîmâ(azîmen).

Muhakkak ki; Allah, O'na şirk koşulmasını bağışlamaz. Bunun dışındaki şeyleri dilediği kimse için bağışlar. Andolsun ki; Allah'a şirk koşan, iftira ederek büyük bir günah işlemiştir.

  • Kitabı ön plana almış bazı Hadisler Kitaba ters düşüyor diye almamış.

EL MUVATTA- Mezhepler Tarihi.Muhammed Ebu Zehra

İMAMI HANBEL(164-241)

  • Kitap ve sünnet dışında dini ilimleri yazmak ve gelecek nesillere aktarmak doğru değildir.ALİMLER ve KİŞİLER,isimlerine göre TAKLİT edilmemelidir.
  • İman ; Kesin olarak inanmak, İz’an ve amelden ibarettir artarda, eksilirde .
  • İman dil ile ikrar kalp ile tastik organlarla ameldir.
  • İslam; Tasdik ve ikrardan Sonra
  • Hayır ve Şer Allah’ın kaza ve kaderiyle oluşur.

Kendisi kitap yazmamış oğlu bazı ilavelerle sonradan yazmıştır.

Mezhepler tarihi M.Ebu Zehra Ehli sünnet Alimleri(Mezhep Alimleri); İslami bilgilerden hiç birine akıl Erdiremedikleri için karşı gelmediler.

Böylece:

  • Kabir azabına ,kabirde Münker ve Nekir denilen iki meleğin sorgusuna
  • Sırat köprüsüne
  • Kıyametteki teraziye (hadislerdeki rivayetlere göre).Aynen kabul ettiler

İnandılar.

Ahmet Faruki Mezhepler Tarihi M.Ebu zehep Ehli Sünnet(Ehli Hak) Mezhep alimlerinin ortak görüşü;

  • Meydana getirilen her şey Allah’u Tealanın iradesi, kaza ve kaderiyle olur.Ayn olsun,araz olsun,hayır olsun, şer olsun.

Mezhepler Tarihi M.Ebu Zehra.

  • Ehli Sunnet(Mezhep imamları) Allah Kullarının bütün fiillerini yaratmıştır.
  • Mu’tezile (Ehli Sünnet denilen Mezhep alimlerinin reddettiği Mezhep doğruları söylediği için) İnsanlar kendi fiillerini kendileri oluşturur.

Mezhepler Tarihi M.Ebu Zehra

SÜNNETLE delil getirmek Müslümanlarca kabul edilen bir olgudur. Ancak Basrada bazı kişiler buna karşı çıkmışlar, sadeca KURAN’A dayanmışlardır.Fakat bunlar BOZGUNCU kişilerdir. TARİHİN DERİNLİKLERİNE GÖMÜLMÜŞLERDİR.

MEZHEPLER TARİHİ- M.EBU ZEHRA

  • Ehli sünnete(Mezhep alimlerine)göre KURAN Sünnetle TEFSİR edilir.

Konu hakkında Sünnet bulunamazsa Arap edebiyatını,şeriatı onun amaç ve gayelerini iyi bilen kimseler,KUR’ANI anlama konusunda İCTİHAD eder.

MEZHEPLER TARİHİ.M.EBU ZEHRA

  • Ebu Hanife ve bazı fakihler KURAN’ın genel Hükümlerinin olduğu gibi kalacağını ancak SÜNNET ,CUZ’İ mütevatir ve meşhur bir şekilde o na muhalif olarak gelmişse bu taktirde KURAN’IN HÜKMÜNÜ TAHSİS EDEBİLECEĞİNİ (Değiştirebileceğini) söylemişlerdir.Söz konusu HADİS mütavatir değilse KURAN HÜKÜMLERİ aynen kalır.

MEZHEPLER TARİHİ- M.EBU ZEHRA -289-290

  • Peygamber(S.A.V) Bazen inen Kuran ayetleriyle bazen Vahiy ile bazen de kendi içtihatıyla cevap veriyordu.Verdiği içtihad ŞER’İ hüküm içeriyorsa Allah bunu onaylamıyordu. Tam tersine işin hakikatını söylüyordu.

MEZHEPLER TARİHİ- M.EBU ZEHRA-259

  • Peygamber(S.A.V) in hatası Allah tarafından düzeltiliyordu.
  • Bazende Peygamber(S.A.V) hata yapıyordu MEZHEPLER TARİHİ
  • Peygamber(S.A.V) kendisinin hata yapabileceğini söylüyordu.MEZ TAR.

HİDAYET

  • Hidayet : Doğru yolda bulunma , Allah’ın razı olduğu yolda bulunma,doğru yolu gösterme.

Türkiye Gazetesi Dini Terimler sözlüğü

  • İnsan yaratılışında HİDAYET ve DALALET OLMAK üzere iki taraflıdır. O na HİDAYET (Üstünlük ) tarafını tanıtabilmek ve bunu kuvvetlendirmeye çalışmasını sağlamak için bir HOCA bir ÜSTAD lazımdır.

MUHAMMED MASUM

*Ehli sünnet:(Alimler) Allah dilediğini DALALETE düşürür dilediğiniHİDAYETE erdirir gibi sözlerin manası ,DALALETE düşürme ve HİDAYETE erdirme fiilini Allah yaratır.

ŞERHÜL AKAİD –S.45

  • Ehli sünnet şöyle dedi.(Mezhep Alimleri)<<Allah’u Tealanın HİDAYETE erdirmesi demek kulun nefsinde HİDAYETLENMEYİ yaratması demektir.SAPTIRMAK (Dalalet) de onda DALALETİ meydana getirmesi demektir.

MATURİDİ –S.157

EŞARİLER

Hicri 3. Asırda ortaya çıkmış ve MU’TEZİLE imamlarından EBU ALİ CUBBAİ’NİN talebesi olan EBUL HASAN EL EŞARİDİR sonradan Mu’tezile mezhebinden ayrılmış sebebide ; BU KADAR TEVATÜR HADİS VARKEN bunlar:

  • Şefaati inkar ediyorlar(Kıyamette Peygamber (S.A.V) Efendimizin )
  • Hayrın ve Şerrin Allah’tan geldiğine inanmıyorlar.Ayrı şeyler olduğunu söylüyorlar.

( Hayır Allah’tan Şer Kişinin kendindendir,diyorlar)

* Kendi kendilerine zarar veya menfaat sağalayabileceklerine inanıyorlar.(Araf 188’i) İnkar ediyorlar.

7 / A'RAF - 188
Kul lâ emliku li nefsî nef’an ve lâ darran illâ mâşaallâh(mâşaallâhu), ve lev kuntu a’lemul gaybe lesteksertu minel hayri ve mâ messeniyes sûu in ene illâ nezîrun ve beşîrun li kavmin yu’minûn(yu’minûne).

De ki: “Allah'ın dilemesi hariç, ben kendime fayda veya zarar verecek güce malik değilim. Eğer ben gaybı bilseydim, hayrı mutlaka çoğaltırdım, bana bir kötülük dokunmazdı. Ben ancak mü'min olan kavim için bir nezir (uyaran) ve müjdeleyiciyim.

  • Ateşe girenin bir daha çıkamayacağına inanıyorlar.(Nisa:116) ya karşı çıkıyorlar.

4 / NİSA - 116
İnnallâhe lâ yagfiru en yuşreke bihî ve yagfiru mâdûne zâlike li men yeşâu ve men yuşrik billâhi fe kad dalle dalâlen baîdâ(baîdan).

Muhakkak ki; Allah, kendisine şirk koşulmasını affetmiyor. Bunun dışında olanları ise (onlardan) dilediği kimse için bağışlar. Kim Allah'a şirk koşarsa artık o elbette o uzak bir dalâlete sapmıştır.

  • Allah ateşteki bir kavmide çıkarır cennet ehli ile birlikte olur hadisine karşı çıkıyorlar

    (BUHARİ.RİKAK -52, MÜSLİM –iman-302)

AYRICA KENDİ GÖRÜŞLERİ (EŞ’ARİNİN):

* Müşriklerin çocukları için Allah bir ateş yakarak bu ateşten geçiniz der.

Gelen rivayet böyledir.

  • Sünnetin AKAİD namına kapsadığı her konuyu her vesile ile delil kabul eder.
  • Bazı Salih kullarına Allah’ın AYETLER vereceğine inanır.(EŞARİ .175)
  • Kulların tüm fiilleri Allah tarafından yaratılır ve takdir edilir.(Saffat-96) yı delil gösterir.

37 / SAFFAT - 96
Vallâhu halakakum ve mâ ta’melûn(ta’melûne).

Ve (oysaki) sizi de, yaptığınız şeyleri de Allah yarattı.

  • Cehennemde yanan kavim Peygamber(s.a.v) efendimizin ŞEFAATİ İLE çıkarılır.

MEZHEPLER TARİHİ M.EBU ZEHRA

MATURİDİ (ölümü h.333)

  • Kuran’ı kerimin kapsadığı İNANÇ konularını AKIL ve MANTIK delilleriyle ıspata yönelmiştir. Ve KURAN’ I AKAİDE bağlamıştır.
  • Allah’ı bilmek şeriattır.
  • Şeriatın İRŞADIYLA AKLA dayanmakta NAKLE dayanmamaktadır. Ve bunu reddetmiştir.(nakli)
  • Kuran’a göre AKIL ; Arzulardan ve taklitten uzak bir şekilde doğru bir istikamet tutturabilirse, ALLAH’A İMANA ve BİLMEYE ulaştıracaktır.
  • Allah’u Tealanın vaad ettiği bir cezadan vazgeçebileceğini söylemiştir.
  • Allah ancak ahrette görülebilir.(Kıyame 22-23 dayanıyor) MEZ.TARİHİ M.EBU ZEH.

75 / KIYAME - 22
Vucûhun yevme izin nâdıreh(nâdıretun).

İzin günü pırıl pırıl yüzler vardır.

75 / KIYAME - 23
İlâ rabbihâ nâzıreh(nâziretun).

Rab'lerine bakan

Kur’anın gercek anlamını kavrayamadıkları için o nu askıya alıp,çoğunluğu,UYDURMA olan HADİSLER, mezhep alimlrini de, hadis alimlerini de, itikat imamlarını da, BÜYÜK HATALARA DÜŞÜRMÜŞTÜR.

Peki nedir ? bu alimlerin hataları;

ÖNCE MEZHEP İMİMLARININ HATALARI NEDİR?

  • İmanın Tarifleri.

Doğrusu nedir? :İmanın yedi şartı vardır

1.)Allah’a İman .Var olduğuna,Tek olduğuna

2.)Meleklere iman

3.)
Allah’ Mülaki olmaya
(Sahihi Buhari 1.cild 47 nolu hadis-HUD .29 AYET)

4.) Resullerine iman

5.)Kitaplarına iman

6.) Hayrın Allah’tan Şerrin Kendisinden olduğuna (Nisa 79)

7.)Öldükten sonra dirilmeye iman

HUD-29
Ve yâ kavmi lâ es’elukum aleyhi mâlâ(mâlen), in ecriye illâ alâllâhi ve mâ ene bi târidillezîne âmenû , innehum mulâkû rabbihim ve lâkinnî erâkum kavmen techelûn(techelûne).

Ve ey kavmim! Buna (tebliğ ettiğim şeylere) karşılık sizden mal olarak (bir şey) istemiyorum. Eğer ücretim (ecrim) varsa ancak Allah'a aittir. Ve ben âmenû olanları ((Allah'a ulaşmayı dileyenleri) tardedecek (uzaklaştıracak, kovacak) değilim. Muhakkak ki onlar, Rab'lerine mülâki olacaklar (ulaşacaklar). Ve lâkin ben, sizi cahillik eden bir kavim olarak görüyorum.

4 / NİSA - 79
Mâ esâbeke min hasenetin fe minallâh(minallâhi), ve mâ esâbeke min seyyietin fe min nefsik(nefsike), ve erselnâke lin nâsi resûlâ(resûlen), ve kefâ billâhi şehîdâ(şehîden).

Sana ne iyilik (hasenat) isabet ederse, Allah'tandır. Sana ne kötülük (seyyiat) isabet ederse, kendi nefsindendir. (Eğer derecat kaybedecek bir şey yapmış olsaydın.) Ve seni, insanlar için Resûl olarak gönderdik ve Allah şahit olarak yeter.

*İnsanların BÜTÜN FİİLLERİNİ ALLAH YARATIR (HAYRIDA ŞERRİDE)

O zaman insanlar sorumlu olmazdı. Allah ADL esmasının sahibidir.Şer; Derecat kaybetmektir yani günah kazanmaktır. Günaha sokacak olayları Allah yaratsaydı o zaman Allah (Haşa) insanlara zulmetmiş olmazmıydı.?

Kuran’ı kavrayamayan insanlar için Algılamada, şeytanın yardımıyla böyle olacaktır.

Allah insanları ve cinleri serbest iradeyle yaratmıştır ve sorumlu kılmıştır.Hem kendisi hem de hidayetcileri serbest iradeye müdahale etmiyor.

16 / NAHL - 35
Ve kâlellezîne eşrekû lev şâallâhu mâ abednâ min dûnihî min şey’in nahnu ve lâ âbâunâ ve lâ harremnâ min dûnihi min şey’(şey’in), kezâlike fe alellezîne min kablihim, fe hel aler rusuli illel belâgul mubîn(mubînu).

Şirk koşanlar: “Eğer Allah dileseydi, biz O'ndan başka bir şeye kul olmazdık. Ve babalarımız da (kul) olmazdı. Ve O'ndan (O'nun emrinden) başka bir şeyi haram kılmazdık.” dediler. Onlardan öncekiler de böyle yaptı. Artık resûllerin üzerinde apaçık tebliğden başka (bir sorumluluk) var mı?

30 / RUM - 44
Men kefere fe aleyhi kufruh(kufruhu), ve men amile sâlihan fe li enfusihim yemhedûn(yemhedûne).

Kim inkâr ederse küfrü (inkârı), kendi aleyhinedir. Ve kim salih amel (nefs tezkiyesi) yaparsa onlar, böylece kendi nefsleri için hazırlık yaparlar.

45 / CASİYE - 15
Men amile sâlihan fe li nefsih(nefsihî), ve men esâe fe aleyhâ summe ilâ rabbikum turceûn(turceûne).

Kim salih amel (nefs tezkiyesi) yaparsa, kendi nefsi içindir (lehinedir). Ve kim kötülük yaparsa, o da kendi aleyhinedir. Sonra Rabbinize döndürüleceksiniz.

41 / FUSSİLET - 46
Men amile sâlihan fe li nefsihî ve men esâe fe aleyhâ, ve mâ rabbuke bi zallâmin lil abîd(abîdi).

Kim salih amel (nefs tezkiyesi) işlerse, kendisi içindir. Ve kim kötülük yaparsa, o da onun aleyhinedir. Ve senin Rabbin kullar(ın)a zulmedici değildir.

7 / A'RAF - 30
Ferîkan hadâ ve ferîkan hakka aleyhimud dalâlet u, innehumuttehazûş şeyâtîne evliyâe min dûnillâhi ve yahsebûne ennehum muhtedûn(muhtedûne).

Bir kısmı hidayete erdi ve bir kısmının üzerine dalâlet hak oldu. Muhakkak ki; onlar, Allah'tan başka şeytanları dostlar edindiler. Ve onlar kendilerinin hidayete erdiklerini zannediyorlar (hesap ediyorlar).

YUKARIDAKİ AYETİ KERİMELER ONLARIN BU KONUDAKİ YANLIŞLARINI ORTAYA ÇIKARMAYA YETER SANIRIM.

CEHENNEMDEN CENNETE DÖNÜŞ:

Kuran’da bir tek ayette bile cehennemde cezasını çekip, ister şefaatle ister, Allah’ın affı ile isterse cezası tamamlandığı için CENNETE DÖNÜŞ YOKTUR. Ancak devamlı kalacağına dair 53 Ayeti Kerime var.

2 / BAKARA - 80
Ve kâlû len temessenen nâru illâ eyyâmen ma’dûdeh(ma’dûdete), kul ettehaztum indallâhi ahd en fe len yuhlifallâhu ahd ehu( ahd ehû) em tekûlûne alâllâhi mâ lâ ta’lemûn(ta’lemûne).

Ve (o emaniyyeye tâbî olanlar): “Ateş bize ancak sayılı birkaç gün dokunacak (günahlarımız kadar yanıp cennete gireceğiz).” dediler. De ki: “Allah katından bir ahd mi edindiniz?” (Eğer böyle bir ahd, almışsanız) Allah, ahdinden asla dönmez (Allah'ın ahdinde hilâf olmaz). Yoksa Allah'a karşı bilmediğiniz bir şey mi söylüyorsunuz?

2 / BAKARA - 81
Belâ men kesebe seyyieten ve ehâtat bihî hatîetuhu fe ulâike ashâbun nâr(nâri), hum fîhâ hâlidûn(hâlidûne).

Hayır, (sandığınız gibi değil) kim günah kazanmış da hataları kendisini kuşatmışsa; işte onlar, ateş halkıdır ve içinde de devamlı kalacaklardır.

2 / BAKARA - 257
Allâhu velîyyullezîne âmenû , yuhricuhum minez zulumâti ilen nûr(nûri), vellezîne keferû evliyâuhumut tâgûtu yuhricûnehum minen nûri ilâz zulumât(zulumâti), ulâike ashâbun nâr(nâri), hum fîhâ hâlidûn(hâlidûne).

Allah, âmenû olanların (Allah'a ulaşmayı dileyenlerin) dostudur, onları (onların nefslerinin kalplerini) zulmetten nura çıkarır. Ve kâfirlerin dostları taguttur (onlar, şeytanı dost edinirler, şeytan kimseye dost olmaz), onları (onların nefslerinin kalplerini) nurdan zulmete çıkarırlar. İşte onlar, ateş ehlidir. Onlar, orada ebedî kalacak olanlardır

3 / AL-İ İMRAN - 116
İnnellezîne keferû len tugniye anhum emvâluhum ve lâ evlâduhum minallâhi şey’â(şey’en), ve ulâike ashâbun nâr(nâri), hum fîhâ hâlidûn(hâlidûne).

Hiç şüphesiz o kâfirlerin, ne malları ve ne de evlâtları, onlara; Allah'tan (gelecek bir cezaya) bir şey'e, (karşı koymaya) yetmez. İşte onlar, ateş ehlidir. Orada devamlı kalacaklardır.

4 / NİSA - 14
Ve men ya’sıllâhe ve resûlehu ve yeteadde hudûdehu yudhılhu nâren hâliden fîhâ ve lehu azâbun muhîn(muhînun).

Kim Allah'a ve peygamberine isyan eder ve O'nun sınırlarını aşarsa, daimî kalmak üzere ateşe atılır. Onun için alçaltıcı bir azap vardır.

7 / A'RAF - 36
Vellezîne kezzebû bi âyâtinâ vestekberû anhâ ulâike ashabun nâr(nâri), hum fîhâ hâlidûn(hâlidûne).

Ve âyetlerimizi yalanlayan kimseler ve onlara karşı kibirlenenler, işte onlar ateş ehlidirler ve onlar, orada devamlı kalanlardır (kalacaklardır).

3 / AL-İ İMRAN - 24
Zâlike bi ennehum kâlû len temessenen nâru illâ eyyâmen ma’dûdât(ma’dûdâtin), ve garrahum fî dînihim mâ kânû yefterûn(yefterûne).

Bu (döneklik), hiç şüphesiz onların: “Bize asla ateş dokunmaz ancak sayılı (birkaç gün) günler hariç.” demelerinden ve uydurdukları şeylerin dînlerinde kendilerini aldatmış olmasındandır.

10 / YUNUS - 27
Vellezîne kesebûs seyyiâti cezâu seyyietin bi mislihâ ve terhekuhum zilleh(zilletun), mâ lehum minallâhi min âsim(âsimin), ke ennemâ ugsîyet vucûhuhum kita'an minel leyli muzlimâ(muzlimen), ulâike ashâbun nâr(nâri), hum fîhâ hâlidûn(hâlidûne).

Seyyiat kazanan kimselerin seyyiatlerinin cezası, onun misli kadardır. Ve onları bir zillet kaplar. Ve onların Allah'a karşı bir koruyucusu yoktur. Onların yüzleri karanlık geceden bir parça ile kaplanmış gibidir. İşte onlar, ateş halkıdır. Onlar, orada devamlı kalanlardır (kalacak olanlardır).

23 / MU'MİNUN - 103
Ve men haffet mevâzînuhu fe ulâikellezîne hasirû enfusehum fî cehenneme hâlidûn(hâlidûne).

Ve kimin mizanı (sevap tartıları), hafif gelirse işte onlar, nefslerini hüsrana düşürenlerdir. Onlar, cehennemde ebediyyen kalacak olanlardır.

SIRAT KÖPRÜSÜ

  • Kuran da sırat köprüsü diye bir terim yok böyle bir şeyin olmasıda mümkün değil .Kıyametten sonra 2. ve 3. sur’a üflendiğini ve herkesin filimlerinin karşılarında seyredildiğini ve hesabın görüldüğünü buyuruyor Allah’u Teala.

    36 / YASİN – 65
    El yevme nahtimu alâ efvâhihim ve tukellimunâ eydîhim ve teşhedu erculuhum bimâ kânû yeksibûn(yeksibûne).

Bugün onların ağızlarını mühürleriz. Kazanmış olduklarını (yaptıklarını) Bize, onların elleri anlatır, ayakları şahitlik eder.

39 / ZUMER - 68
Ve nufiha fîs sûri fe saıka men fîs semâvâti ve men fîl ardı illâ men şâallâh(şâallâhu), summe nufiha fîhi uhrâ fe izâhum kıyâmun yanzurûn(yanzurûne).

Ve sur'a üfürülmüş, Allah'ın diledikleri hariç, göklerde ve yerde olanlar ölmüşlerdir. Sonra ona (sur'a) bir defa daha üfürüldüğü zaman onlar ayağa kalkarak bakınırlar.

39 / ZUMER - 69
Ve eşrekatil ardu bi nûri rabbihâ ve vudıal kitâbu ve cîe bin nebiyyîne veş şuhedâi ve kudıye beynehum bil hakkı ve hum lâ yuzlemûn(yuzlemûne).

Ve Rabbinin nuru ile yeryüzü aydınlandı. Ve kitap ortaya kondu. Peygamberler ve şahitler getirildi. Ve onların aralarında onlara zulmedilmeksizin hak ile hüküm verildi.

39 / ZUMER - 70
Ve vuffiyet kullu nefsin mâ amilet ve huve a’lemu bimâ yef’alûn(yef’alûne).

Ve her nefse (herkese) yaptığının karşılığı ödendi. Ve O (Allah), onların yaptıklarını çok iyi bilir.

Herkesin Cehenneme gideceği Cennetliklerin orayı göreceği ve oradan cennete gideceği, cehennemliklerin orada kalacağı beyan edilmiştir.

19 / MERYEM - 71
Ve in minkum illâ vâriduhâ, kâne alâ rabbike hatmen makdıyyâ(makdıyyen).

Ve sizden biriniz (bile hariç olmamak üzere hepiniz), illâ (muhakkak) ona (cehenneme) varacaksınız. (Bu), senin Rabbinin üzerine (aldığı) kesinleşmiş bir hükümdür.

19 / MERYEM - 72
Summe nuneccîllezînettekav ve nezeruz zâlimîne fîhâ cisiyyâ(cisiyyen).

Sonra takva sahiplerini kurtaracağız. Ve zalimleri, diz üstü çökmüş olarak bırakacağız.

Dolayısıyla Sırat köprüsü gibi bir yere uğrayıp geçmek yoktur.

  • SÜNNETİN (HADİSLERİN) ASIL OLDUĞU KURAN’A DAYALI OLMAYACAĞI HATTA KURAN AYETLERİNİN HÜKMÜNÜ KALDIRABİLECEĞİ HADİSLERİ, yukarıda açıkladık çoğunun uydurma olduğunu. KURAN ise bir tek noktası bile değişmeyen Allah’ın sözü olduğu inkar edilemez.

Allah’u Teala bu olayları ezelde bildiği için cevabını da Kuran da önceden hazırlamış . Allah’ın yolundakilerle mücadelede hep emaniyye ilimlerle (Hadis, Fıkıh, Mezhep, İtikat vs) karşı çıkan insanlar daima şeytandan yardım alırlar.

6 / EN'AM - 121
Ve lâ te’kulû mimmâ lem yuzkerismullâhî aleyhi ve innehu le fısk ( fısk un), ve inneş şeyâtîne le yûhûne ilâ evliyâihim li yucâdilûkum ve in eta’tumûhum innekum le muşrikûn(muşrikûne).

Ve üzerine Allah'ın ismi anılmayan şeylerden yemeyin. Ve muhakkak ki; o fısktır. Ve şeytanlar, mutlaka sizinle mücâdele etmeleri için dostlarına vahyederler. Ve şâyet onlara itaat ederseniz (uyarsanız), mutlaka siz müşrikler olursunuz.

22 / HAC - 3
Ve minen nâsi men yucâdilu fîllâhi bi gayri ilmin ve yettebiu kulle şeytânin merîd(merîdin).

Ve insanlardan öyle kimseler vardır ki; ilmi olmaksızın, Allah hakkında mücâdele eder ve bütün azgın şeytanlara tâbî olur(lar).

Allah’u Teala da onların gösterdikleri HADİS delilinin Allah’ın ilminin karşısında boş söz olduğunu buyuruyor.

31 / LOKMAN - 6
Ve minen nâsi men yeşterî lehvelhadîsi li yudılle an sebîlillâhi bi gayri ilmin ve yettehızehâ huzuvâ(huzuven), ulâike lehum azâbun muhîn(muhînun).

Ve insanlardan bir kısmı boş sözleri(HADİS) satın alırlar, ilimleri olmaksızın Allah'ın yolundan saptırmak için. Ve onu eğlence (alay konusu) edinirler. İşte onlar için muhin (aşağılayıcı) bir azap vardır.

31 / LOKMAN - 7
Ve izâ tutlâ aleyhi âyâtunâ vellâ mustekbiren ke en lem yesma’hâ ke enne fî uzuneyhi vakrâ(vakran), fe beşşirhu bi azâbin elîm(elîmin).

Ve ona âyetlerimiz okunduğu zaman onu işitmemiş gibi kibirlenerek döner (gider), onun kulaklarında vakra (işitme engeli) varmış gibi. Öyleyse onu elîm azapla müjdele (ikaz et, uyar).

45 / CASİYE - 6
Tilke âyâtullahi netlûhâ aleyke bil hakk(hakkı), fe bi eyyi hadîsin ba’dallâhi ve âyâtihî yû’minûn(yû’minûne).

İşte bunlar, Allah'ın âyetleridir. Sana hak olarak onları okuyoruz. O halde Allah'tan ve O'nun âyetlerinden sonra hangi söze (HADİS’E) inanacaklar?

Boş söz denilen Arapça aslı Hadis tir. Hangi söze denilen Arapça aslı Hadis tir.

  • Peygamber(S.A.V)Efendimizin Hata yapabileceğini söylüyorlar.

30 / RUM - 7
Ya’lemûne zâhiren minel hayâtid dunyâ, ve hum anil âhıreti hum gâfilûn(gâfilûne).

Onlar, dünya hayatının zahirini (görünen kısmını) bilirler. Ve onlar, ahiretten gâfil olanlardır.

30 / RUM - 8
E ve lem yetefekkerû fî enfusihim, mâ halakallâhus semâvâti vel arda ve mâ beynehumâ illâ bil hakkı ve ecelin musemmâ(musemmen) ve inne kesîran minen nâsi bi likâi rabbihim le kâfirûn(kâfirûne).

Onlar, kendi nefsleri hakkında tefekkür etmiyorlar mı (düşünmüyorlar mı)? Allah gökleri ve yeri ve ikisinin arasındaki şeyleri ancak hak ile ve belirlenmiş bir süre ile yarattı. Ve muhakkak ki insanların çoğu, Rab'lerine mülâki olmayı (hayatta iken ruhlarını Allah'a ulaştırmayı) inkar edenlerdir.

Bir defa Peygamberler iradeleriyle birlikte Akıllarını da Allah’a teslim etmişlerdir.Kendi serbest iradeleri yoktur.Bize göre hata gibi görünen olayları da Allah bir ibret ve imtihanımız için gerçekleştirir.

48 / FETİH - 10
İnnellezîne yubâyiûneke innemâ yubâyiûnallâh(yubâyiûnallâhe), yedullâhi fevka eydîhim, fe men nekese fe innemâ yenkusu alâ nefsih(nefsihî), ve men evfâ bi mâ âhede aleyhullâhe fe se yu’tîhi ecren azîmâ(azîmen).

Muhakkak ki onlar, sana tâbî oldukları zaman Allah'a tâbî olurlar. Onların ellerinin üzerinde (Allah senin bütün vücudunda tecelli ettiği için ellerinde de tecelli etmiş olduğundan) Allah'ın eli vardır. Bundan sonra kim ( ahdini) bozarsa, o taktirde sadece kendi nefsi aleyhine bozar (Allah'a verdiği yeminleri, ahdleri yerine getirmediği için derecesini nakısa düşürür). Ve kim de Allah'a olan ahdlerine vefa ederse ( yeminini, misakini ve ahdini yerine getirirse), o zaman ona en büyük mükâfat (ecir) verilecektir (cennet saadetine ve dünya saadetine erdirilecektir).

8 / ENFAL - 17
Fe lem taktulûhum ve lâkinnallâhe katelehum, ve mâ remeyte iz remeyte ve lâkinnallâhe remâ, ve li yubliyel mu’minîne minhu belâen hasenâ(hasenen), innallâhe semîun alîm(alîmun).

Onları siz öldürmediniz ama onları Allah öldürdü. Ve attığın zaman da sen atmadın ama Allah attı. Ve Allah, mü'minleri Kendisinden ahsen belâ ile imtihan eder. Muhakkak ki Allah, işitendir ve bilendir.

28 / KASAS - 68
Ve rabbuke yahluku mâ yeşâu ve yahtâr(yahtâru), mâ kâne lehumul hıyarat(hıyaratu), subhânallâhi ve teâlâ ammâ yuşrikûn(yuşrikûne).

Ve Rabbin, dilediğini yaratır ve seçer. Ve seçim hakkı onlara ait değildir. Allah Sübhan'dır (münezzehtir) ve (onların) şirk koştukları şeylerden yücedir.

53 / NECM - 3
Ve mâ yentıku anil hevâ.

Ve o, hevasından (kendiliğinden) konuşmaz.

53 / NECM - 4
İn huve illâ vahyun yûhâ.

(O'nun söyledikleri), sadece O'na vahyolunan vahiydir

7 / A'RAF - 188
Kul lâ emliku li nefsî nef’an ve lâ darran illâ mâşaallâh(mâşaallâhu), ve lev kuntu a’lemul gaybe lesteksertu minel hayri ve mâ messeniyes sûu in ene illâ nezîrun ve beşîrun li kavmin yu’minûn(yu’minûne).

De ki: “Allah'ın dilemesi hariç, ben kendime fayda veya zarar verecek güce malik değilim. Eğer ben gaybı bilseydim, hayrı mutlaka çoğaltırdım, bana bir kötülük dokunmazdı. Ben ancak mü'min olan kavim için bir nezir (uyaran) ve müjdeleyiciyim.

HİDAYET

HİDAYET : Hidayet ne doğru yoldur ,nede” kişinin kendi iradesinin dışında Allah’ın HİDAYETE erdirmesidir. Bir defa HİDAYET yol değildir. Ulaşma vasıl olmadır. Allah’ın kendine ulaştırmasıdır. (Kişinin Allah’a ulaşmayı dilemesiyle) Münib=Allah’a yönelme,Allah’a ulaşmayı dilemektir.

13 / RAD - 27
Ve yekûlullezîne keferû lev lâ unzile aleyhi âyetun min rabbih(rabbihi), kul innallâhe yudillu men yeşâu ve yehdî ileyhi men enâb(enâbe).

Ve kâfirler: “Ona, Rabbinden bir âyet (mucize) indirilse olmaz mı?” derler. De ki: “Muhakkak ki Allah, dilediği kimseyi dalâlette bırakır ve O'na yönelen kimseyi Kendine ulaştırır ( hidayete erdirir).”

42 / ŞURA - 13
Şerea lekum mined dîni mâ vassâ bihî nûhan vellezî evhaynâ ileyke ve mâ vassaynâ bihî ibrâhîme ve mûsâ ve îsâ, en ekîmûd dîne ve lâ teteferrekû fîh(fîhi), kebure alel muşrikîne mâ ted’ûhum ileyh(ileyhi), allâhu yectebî ileyhi men yeşâu ve yehdî ileyhi men yunîb(yunîbu).

(Allah) dînde, onunla Hz. Nuh'a vasiyet ettiği (farz kıldığı) şeyi (şeriati); “Dîni ikame edin (ayakta, hayatta tutun) ve onda (dînde) fırkalara ayrılmayın.” diye Hz. İbrâhîm'e, Hz. Musa'ya ve Hz. İsa'ya vasiyet ettiğimiz şeyi sana da vahyederek, size de şeriat kıldı. Senin onları, kendisine çağırdığın şey (Allah'a ulaşmayı dileme) müşriklere zor geldi. Allah, dilediğini Kendisine seçer ve O'na yöneleni, Kendisine ulaştırır (ruhunu hayatta iken Kendisine ulaştırır).

  • DALALETTE bırakma ise ;kişinin Allah’a ulaşmayı dilememesi ve şeytanı dost edinmesi ile Allahın onunla ilglenmemesidir. Bütün insanlar başlangıçta delalettedir.Peygamberler de buna dahildir. Taki Hidayete adım atıncaya kadar. Dalalete düşürme diye bir şey yoktur.

Hz. İbrahim:

6 / EN'AM - 77 : Ay'ı doğarken görünce: “Benim Rabbim bu.” dedi. Fakat kaybolunca: “Eğer Rabbim beni hidayete erdirmezse, mutlaka dalâletteki kavimden olurum.” dedi

Peygamber (S.A.V) Efendimiz:

93 / DUHA – 7: Ve seni dalâlette buldu sonra hidayete erdirdi.

Hz.Musa:

26 / ŞUARA - 20: Musa (A.S): “Onu yaptığım zaman ben, dalâlette olanlardandım.” dedi.

  • MEZHEPLERDEN doğruyu söyleyenler şeytanın kışkırtmasıyla diğer mezhepler ve Alimler tarafından kabul görmemiş,halktan fazla rağbet Görmemiş çünkü; onların dini EMANİYYE üzerine kurulmuş. Bunlar CAFERİ MEZHEBİ VE MU’TEZİLE MEZHEBİDİR. Çünkü bunlar Kuran’ı anlayabilen ve ona göre hareket edenlerdi. Yukarıda EŞARİ’nin MU’TEZİLEDEN ayrılma sebebi kendisine göre (kendi dinine göre) doğru, ancak HAKİKATA göre yanlış.

EŞARİ AKAİDİ

  • Tamamen uydurma HADİSLERLE oluşan bir AKAİD.

* Şefaat :YANLIŞ

2 / BAKARA - 48
Vettekû yevmen lâ teczî nefsun an nefsin şey’en ve lâ yukbelu minhâ şefâatun ve lâ yu’hazu minhâ adlun ve lâ hum yunsarûn(yunsarûne).

Ve hiç kimseden bir kimseye bir şeyin ödenmediği ve ondan (hiç kimseden) bir şefaatin kabul olunmadığı ve hiç kimseden bir fidye alınmadığı ve onlara yardım da edilmediği günden sakının.

  • Hayrında şerrinde Allah’tan olduğuna inanmak: YANLIŞ (yukarıda izahı yapıldı.)
  • Kişinin fiillerini kendi oluşturmaz inancı :YANLIŞ (yukarıda izah edildi)
  • Kulların Tüm Fiilleri Allah’a aittir inancı : YANLIŞ (yukarıda izah edildi.)

MATURİDİ AKAİDİ

Maturidi de bir itikad alimi oda EŞARİ nin tam tersine HADİSLER yerine Kuran’a dayalı olarak hazırlamış AKAİDİNİ. Fakat akıl ile çözmeye çalışmış. Akıl ile dinin yaşanacağına inanmış ancak çoğu yanlış olan bir itikat oluşturmuş. Onun itikadına göre hiç kimsenin kurtuluşu gerçekleşmez çünkü akıl sadece imtihanların başarılmasında geçerlidir. Ondan sonra Allah’ın üniversitesine talebe olacak orada yetiştikten sonra KURAN’I öğrenip o zaman Allah’a a’rif olacaktır.

ŞERİAT : Kuran’ın Ayetlerinin bütünüdür.Ve oda Allah’a kul olmaktır, Köle olmaktır.. İRADESİZ köle olmaktır.

98 / BEYYİNE - 5
Ve mâ umirû illâ li ya’budûllâhe muhlisîne lehud dîne hunefâe ve yukîmûs salâte ve yu’tûz zekâte ve zâlike dînul kayyimeh(kayyimeti).

Ve onlar, Allah için hanifler olarak dînde halis kullar olmaktan (nefslerini halis kılmaktan) ve namazı ikame etmekten ve zekâtı vermekten başka bir şeyle emrolunmadılar. İşte kayyum dîn (kıyâmete kadar devam edecek dîn) budur.

51 / ZARİYAT - 56
Ve mâ halaktul cinne vel inse illâ li ya'budûn(ya'budûni).

Ve Ben, insanları ve cinleri, Bana kul olsunlar diye yarattım.

39 / ZUMER - 29
Daraballâhu meselen raculen fîhi şurekâu muteşâkisûne ve raculen selemen li racul(raculin), hel yesteviyâni mesel(meselen), el hamdulillâh(el hamdulillâhi), bel ekseruhum lâ ya’lemûn(ya’lemûne).

Allah, şu meseleyi örnek verdi. Aralarında anlaşamayan birkaç ortağa (birden) bağlı kişi ile tek bir adama teslim olan kişinin durumu bir olur mu? Hamd, Allah'a mahsustur. Ama onların çoğu bilmezler.

Özet olarak Kuran’ı bilmeden sadece HADİSLERLE dini yapılandırmaya kalkışmak :

  • ŞEYTANA DOST OLMAKTIR.
  • DALALETTE KALMAKTIR.
  • ŞİRKTE KALMAKTIR.
  • BAŞKALARININ KURTULUŞUNU ENGELLEMEKTİR.
  • CEHENNEMLİK OLMAKTIR.
  • FIRKALARA AYRILMAKTIR.
  • KENDİ GÜNAHI İLE BİRLİKTE BAŞKALARININ GÜNAHINI YÜKLENMEKTİR.
  • ALLAH’IN VE BÜTÜN MELEKLERİN LANETİNE UĞRAMAKTIR.
  • HÜSRANDA OLMAKTIR.

HADİSLERİN çoğunun uydurma olduğunu : Mezhep imamları, İtikat imamları, Hadis Alimleri ve İlahiyat Fakülteleri de kabul etmektedir. Ancak kendi yöntemleriyle MEVZU (uydurma) olanlarını HADİS ALİMLERİNİN ayırdıklarını ve KÜTÜBİ SİTTE olarak altı alimin adını alan SAHİH HADİSLER demişlerdir.

Sahihi-Buhari, Sahihi- Müslüm, Tirmizi, Ebu Davut,İbni Mace ve Nesai

Biz bunlarıda araştırdık SAHİHİ-BUHARİ’yi bütünüyle taradık 2189 adet HADİSTEN oluşan 12 Ciltlik bir eser. Üçte biri MEVZU, Üçte birinin metini doğru ,meali yanlış, üçte birinin de teferruat içeren HADİSLER olduğunu gördük.

Burada MEVZU HADİSLERDEN örnekler veriyoruz.

  • Kıyamet günü ilk sual namazdandır. O nu geçerse ne ala geçemezse hali perişandır.RİSALETİ –MUNİRE
  • Unutulmuş bir sünneti meydana çıkarana 100 Şehid sevabı verilir. HADİKA
  • Şefaatime inanmayan ona kavuşamaz. SİRRETÜL-İSLAM
  • Ümmetimden büyük günah işleyenlere şefaat edeceğim. MUSNET- AHMET BİN HANBEL
  • Kıyamet günü Peygamberler,Alimler,Şehidler,şefaat edecekler. IHYA-ULUMİDDİN
  • Küçük çocuklar ana babasına (hatta düşük olsa bile) şefaat edecektir. İMAM BİRGİVİ
  • La ilahe illallah diyenlere mezarlarında VAHŞET mahşerde DEHŞET yoktur. TABARANİ
  • Ümmetimin görüş ayrılıkları RAHMETTİR. Ö.Nasuhi BİLMEN
  • Cehennemden cennete geçiş HADİSLERİ. Buhari-Rikak.52 ,Müslüm –İman.302
  • SAHİHİ BUHARİ 1.CİLD21.hadis: Cennet ehli cennete ehli cehennem cehenneme girdikten sonra Allahu Teala buyurur: 'kimin kalbinde hardal tanesi kadar iman varsa çıkarınız'
  • 1.cild.41.hadis: La ilahe illallah deyip kalbinde bir arpa tanesi kadar hayır olan kimse cehennemden çıkarılır.
  • 1.cild.87.hadis: Kadınlara vaiz eden peygamber Efendimiz: 'Hiçbir kadın yoktur ki kendinden evvel 3 evladını göndersinde kıyamette onlar cehenneme karşı siper olmasın.' Sorarlar: '2 de olsada mı? 1 de olsa da mı? 'evet' der.
  • 2.cild.343.hadis: Ebumusa(el eşari): 'Salatı berdeyni yani sabah ve ikindi namazlarını herkim kılarsa cennete girer' buyurduğunu rivayet eder.
  • 3.cild.493. hadis: Kim cuma namazına giderken ayakları tozlanırsa Allah onu cehennemine haram kılar.
  • 3.cild.506.hadis: Cuma günü hutbe okunurken arkadaşına 'DİNLE' diyen lanetlenmiş olur.
  • 4.cild.640.hadis: Hangi ölüye figan ile (ağlanırsa) o figan sebebiyle ölüye azap edilir.

Yukarıda Mezhep Alimlerinden, Hadis alimlerinden, Fıkıh Alimlerinden bahsederken alıntıların (Kitaplardan) hepsi asıldır. İlave yoktur. Dikkat ettiyseniz O ALİMLERE, MEZHEPLERE münferit veya gurup olsun hep EHLİ SÜNNET veya EHLİ HAK olarak bir sıfat verildiğini görüyoruz. Gerçekten bu kişiler veya guruplar EHLİ SÜNNET Mİ?

SÜNNET NEDİR: Peygamber(s.a.v) Efendimizin ve O nu örnek alan sahabenin yaşantısıdır.

EHLİ SÜNNET KİMDİR: Peygamber Efendimizin sahabesinin yaşantısını , kendi hayatına uygulayandır.

EHLİ HAK: Yine sahabenin hayatını kendi hayatına uygulayıp İnsanların HAK’ka (Allah’a) HİDAYET olmasına Vesile olandır. Yani MÜRŞİD olandır.

Peki Sahabe ne yapmıştır? Yedi safhada 4 teslimi gerçekleştirmiştir.

1- Allah ‘a Ulaşmayı Dilediler (1.SAFHA)

39 / ZUMER - 17
Vellezînectenebût tâgûte en ya’budûhâ ve enâbû ilâllâhi lehumul buşrâ, fe beşşir ıbâd(ıbâdi).

Ve onlar ki; taguta (insan ve cin şeytanlara) kul olmaktan içtinap ettiler (kaçındılar, kendilerini kurtardılar). Çünkü Allah'a yöneldiler (Allah'a ulaşmayı dilediler). Onlara müjdeler vardır. Öyleyse kullarımı müjdele!

2- Kainatın en büyük Mürşidine tabi oldular.(2.SAFHA)

7 / A'RAF - 157
Ellezîne yettebiûner resûlen nebiyyel ummiyyellezî yecidûnehu mektûben indehum fît tevrâti vel incîli ye’muruhum bil ma’rûfi ve yenhâhum anil munkeri ve yuhıllu lehumut tayyibâti ve yuharrimu aleyhimul habâise ve yedau anhum ısrahum vel aglâlelletî kânet aleyhim, fellezîne âmenû bihî ve azzerûhu ve nasarûhu vettebeûn nûrellezî unzile meahu ulâike humul muflihûn(muflihûne).

Onlar ki, yanlarındaki Tevrat'ta ve İncil'de yazılı buldukları ümmî, nebî, resûle tâbî olurlar. Onlara ma'ruf ile (irfanla) emreder, onları münkerden nehyeder ve onlara tayyib olanları (temiz ve güzel olan şeyleri), helâl kılar. Habis olanları (kötü ve pis şeyleri), onlara haram kılar. Ve onların, ağırlıklarını (günahlarını sevaba çevirip, günahlarının ağırlığını) kaldırır. Ve üzerlerindeki zincirleri, (ruhu vücuda bağlayan bağ ve fetih kapısının üzerindeki 7 baklalı altın zincir) kaldırır. Artık onlar, O'na îmân ettiler ve O'na saygı gösterdiler ve O'na yardım ettiler ve O'nunla beraber indirilen Nur'a (Kur'ân-ı Kerim'e) tâbî oldular. İşte onlar, onlar felâha (kurtuluşa, cennet mutluluğuna ve dünya mutluluğuna) erenlerdir.

3- Hepsi Peygamber (S.A.V) Efendimize tabi olup hidayete erdiler.(3.SAHFA) 1.TESLİM

7 / A'RAF - 158

Kul yâ eyyuhen nâsu innî resûlullâhi ileykum cemîanillezî lehu mulkus semâvâti vel ard(ardı), lâ ilâhe illâ huve yuhyî ve yumît(yumîtu), fe âminû billâhi ve resûlihin nebiyyil ummiyyillezî yu’minu billâhi ve kelimâtihî vettebiûhu leallekum tehtedûn(tehtedûne).

De ki: “Ey insanlar! Muhakkak ki; ben, sizin hepinize (gönderilen) Allah'ın resûlüyüm. O ki; semaların ve arzın mülkü, O'nundur. O'ndan başka ilâh yoktur. O, hayat verir (yaşatır) ve öldürür. Öyleyse Allah'a ve O'nun ümmî, nebî, resûlüne îmân edin ki; O, Allah'a ve O'nun kelimelerine (sözlerine) inanır (îmân eder). Ve O'na tâbî olun ki; böylece siz, hidayete eresiniz.”

39 / ZUMER - 18
Ellezîne yestemiûnel kavle fe yettebiûne ahseneh(ahsenehu), ulâikellezîne hedâhumullâhu ve ulâike hum ulûl elbâb(elbâbi).

Onlar, sözü işitirler, böylece onun ahsen olanına tâbî olurlar. İşte onlar, Allah'ın hidayete erdirdikleridir. Ve işte onlar; onlar ulûl'elbabtır (daimî zikrin sahipleri).

4- Hepsi Peygamber (S.A.V) Efendimize tabi olup Fizik vücutlarınıda Allah’a teslim ettiler.

DÖRDÜNCÜ SAFHA –İKİNCİ TESLİM

3 / AL-İ İMRAN - 20
Fe in hâccûke fe kul eslemtu vechiye lillâhi ve menittebean(menittebeani), ve kul lillezîne ûtûl kitâbe vel ummiyyîne e eslemtum, fe in eslemû fe kadihtedev, ve in tevellev fe innemâ aleykel belâg(belâgu), vallâhu basîrun bil ibâd(ibâdi).

Eğer seninle tartışmaya kalkarlarsa, o zaman de ki: “Ben ve bana tâbî olanlar vechimizi (fizik vücudumuzu) Allah'a teslim ettik.” O kitap verilenlere ve ÜMMÎ'lere de ki: “Siz de (fizik vücudunuzu Allah'a) teslim ettiniz mi?” Eğer teslim ettilerse o zaman (onlar) andolsun ki; hidayete ermişlerdir. Eğer yüz çevirirlerse, o zaman sana düşen (görev) ancak tebliğdir. Allah kullarını BASÎR'dir (görendir).

5- Hepsi nefslerinide tavsiye edip Allah’a teslim ettiler. (BEŞİNCİ SAFHA- ÜÇÜNCÜ TESLİM)

2 / BAKARA - 136

Kûlû âmennâ billâhi ve mâ unzile ileynâ ve mâ unzile ilâ ibrâhîme ve ismâîle ve ishâka ve ya’kûbe vel esbâtı ve mâ ûtiye mûsâ ve îsâ ve mâ ûtiyen nebiyyûne min rabbihim, lâ nuferriku beyne ehadin minhum ve nahnu lehu muslimûn(muslimûne).

Deyin ki: “Biz Allah'a, bize indirilenlere, İbrâhîm'e İsmail'e, İshak'a, Yâkub ve torunlarına indirilenlere, Musa ve İsa'ya verilenlere ve (diğer) nebîlere, Rab'leri (tarafı)ndan verilenlere (sahife, kitap ve vahiylere) îmân ettik. Onların arasında hiçbir ayırım yapmayız (fark gözetmeyiz). zaten biz, O'na teslim olanlarız.”

6- Hepsi İrşada ulaşıp Muhsinlerden oldular. (ALTINCI SAFHA)

49 / HUCURAT - 7
Va’lemû enne fîkum resûlallâh(resûlallâhi), lev yutîukum fî kesîrin minel emri le anittum ve lâkinnallâhe habbebe ileykumul îmâne ve zeyyenehu fî kulûbikum, ve kerrehe ileykumul kufre vel fusûka vel isyân(isyâne), ulâike humur râşidûn(râşidûne).

Ve aranızda Allah'ın Resûlü olduğunu biliniz. Eğer işlerin çoğunda size itaat etseydi, mutlaka sıkıntıya düşerdiniz. Fakat Allah, size îmânı sevdirdi ve onu kalplerinizde müzeyyen kıldı. Küfrü, fıskı ve isyanı size kerih gösterdi. İşte onlar, onlar irşad olanlardır.

2 / BAKARA - 139
Kul e tuhâccûnenâ fîllâhi ve huve rabbunâ ve rabbukum, ve lenâ â’mâlunâ ve lekum a’mâlukum ve nahnu lehu muhlisûn(muhlisûne).

De ki: “Allah hakkında bizimle mücâdele mi ediyorsunuz? O, bizim de Rabbimizdir sizin de Rabbinizdir. Bizim amellerimiz bize, sizin amelleriniz de size aittir. Ve biz, onun için ihlâs sahibi (muhlis) (kul)larız.”

7- Hepsi Hakka Tukatihi Takvaya ulaştılar.İradelerini de teslim edip İrşada memur ve mezun kılındılar. (DÖRDÜNCÜ TESLİM.)

3 / AL-İ İMRAN - 102
Yâ eyyuhellezîne âmenû ttekullâhe hakka tukâtihî ve lâ temûtunne illâ ve entum muslimûn(muslimûne).

Ey îmân edenler! Hakkıyla takva sahibi olanlar (nasıl bir takvanın sahibi ise aynı onlar) gibi, Allah'a karşı takva sahibi olun ve (ölmeden önce) Allah'a teslim olun.

9 / TEVBE - 100
Ves sâbikûnel evvelûne minel muhâcirîne vel ensâri vellezînettebeûhum bi ıhsânin radıyallâhu anhum ve radû anhu ve eadde lehum cennâtin tecrî tahtehel enhâru hâlidîne fîhâ ebedâ(ebeden), zâlikel fevzul azîm(azîmu).

O sabikûn-el evvelîn (evvelki hayırlarda yarışanlardan salâh makamında iradesini Allah'a teslim ederek irşada memur ve mezun kılınanlar): Onların bir kısmı muhacirînden (Mekke'den Medine'ye göç edenlerden) bir kısmı ensardan (Medine'deki yardımcılardan) ve bir kısmı da onlara (ensar ve muhacirîne) ihsanla tâbî olanlardandı. (Sahâbe irşad makamına sahip oldukları için onlara tâbî olundu). Allah, onlardan razı ve onlar da O'ndan (Allah'tan) razıdır. Onlara Allah, altlarından ırmaklar akan cennetler hazırladı ve orada ebediyyen kalacaklardır. İşte bu, en büyük (azîm) mükâfattır.

3 / AL-İ İMRAN - 110
Kuntum hayra ummetin uhricet lin nâsi te’murûne bil ma’rûfi ve tenhevne anil munkeri ve tu’minûne billâh(billâhi), ve lev âmene ehlul kitâbi le kâne hayran lehum, minhumul mu’minûne ve ekseruhumul fâsikûn(fâsikûne).

Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı bir ümmet oldunuz. Ma'ruf ile emreder, münkerden (kötülükten) alıkoyarsınız (nefslerindeki kötü afetlerden kurtulmalarına yardım edersiniz). Allah'a îmân edersiniz. Eğer kitap ehli de îmân etmiş olsaydı kendileri için elbette hayırlı olurdu. Onlardan mü'min olanlar da var ama onların çoğu fasıklardır.

ŞİMDİ GELELİM BU ALİMLERE..

Sahabenin ibadetlerden evvel ilk gerçekleştirdikleri Allah’a Ulaşmayı dilemek hiçbir alimin kitabında yer almamış. Bu istikamette hiçbir hadisi de zikretmemişler. Bu konuda ARAPÇA aslını muhafaza eden birkaç HADİSİ aslına ilaveler yaparak konuyu saptırmaya çalışmışlar yada farklı yorumlayarak farklı Kur’an meallaerine sebep olmuşlardır.

İki misal vermek istiyorum.

  • Sahihi- BUHARİ DE 1. Cilt-58. Sayfa 47. hadisin Arapça metini şöyle:

Kale mal imani Ya Resullullah (Cebrail a.s soruyor.)
Peygamber (S.A.V) Efendimiz buyurdu ki: 'Kalel imanu amenu billahi ve melaiketihi ve LİKAİHİ ve Rusulihi ve tu’minu bilba’s'

Meallerinde (Cebrail a.s soruyor) 'İman nedir Ya Resullullah?'
(Peygamber Efendimiz buyuruyorki) 'İman odur ki: Allah’a ,Meleklerine, öldükten sonra Allah’ı görmeye Peygamberlerine ve öldükten sonra dirilmeye inanmaktır.'

Peki aslı nedir?

Allaha, Meleklerine, O’na Mülaki Olmaya (yani dünya hayatını yaşarken Ruhunu Allaha ulaştırmaya-ölünce herkesin ruhu ulaşacak), Resullerine ve öldükten sonra dirilmeye inanmaktı. Burada olmazsa olmaz şartı MÜLAKİ olmayı özellikle gizlediklerini görüyoruz. Sebebi ne olabilir acaba

  • Dini Kuran’dan öğrenmemiş olmalarından.
  • Allah ile beraber olmamalarındandır.

Sahihi- Buhari 12.cilt 2043 nolu Hadisin Arapça metni Hz. Aişe den rivayet:

Kale Resulullah Men habbebe LİKAALLAH e habbeballahü LİKAİHİ men kerihe LİKAALLAH kerihallahu LİKAİHİ…

Meali: Resullullah buyurdu ki Kim Allah’a Kavuşmak isterse (ölümle) Allah onu kendisine alır,ölümle kimde O na kavuşmak istemezse onu kendisine almaz,öldürmez zamanını bekler.

Devamınada ilaveler yapılmış: Ya Resullullah kim ölmeyi ister? 'Bir an önce ölüp Allah’a kavuşmayı isteyenlerde vardır' diye

Peki bu Hadisin aslı nedir?

Kim Allah’a ulaşmayı (Mülaki olmayı) muhabbetle arzu ederse, Allah’ta onu muhabbetle kendisine ulaştırır (Mülaki kılar.) Kimde ulaşmayı kerih görürse (Ulaşmayı arzu etmezse,yalanlarsa , inkar ederse ) Allah‘ta onu kendisine ulaştırmaz. (Kerih Görür) Ruhunu ölmeden evvel kendisine Hidayet etmez.

(Hucurat -13) ve ( Rad-7) de ki münib olma, enab olma, Allah’a ulaşma fiiliyle nasıl çakıştığını görüyoruz. Dilemeyenlerinde KERİH görmesi DALALETTE kalmalarına sebep oluyor. Şeytan insanları o kadar ahmaklaştırıyorki, ölümü dilemenin veya dilememenin geçerli olduğunu zannediyorlar.

3 / AL-İ İMRAN - 145
Ve mâ kâne li nefsin en temûte illâ bi iznillâhi kitâben mueccelâ(mueccelen), ve men yurid sevâbed dunyâ nu’tihî minhâ, ve men yurid sevâbel âhirati nu’tihî minhâ, ve se neczîş şâkirîn(şâkirîne).

Ve Allah'ın izni olmadan, hiç kimse için ölmek yoktur. (Ölüm), süresi tayin edilmiş bir yazıdır. Kim dünya sevabı isterse, kendisine ondan veririz. Kim de ahiret sevabı isterse, kendisine ondan veririz. (Şükredenleri) ŞAKİR'leri yakında mükâfatlandıracağız.

Birinci hadis imanın temel şartını ortaya koymuyormu? Peki onların iman tarifi nedir? Bugün uygulanan altı şart: Allah’a, Meleklerine, Kitaplarına, Peygamberlerine, Hayrın ve Şerrin Allah’tan geldiğine, Öldükten sonra Dirilmeye inanmaktır. Bu altı şartın içinde Allah’a Ulaşmaya iman yok. Dolayısıyla daha birinci safhayı gerçekleştiremeyen diğer altı safhayı nasıl gerçekleştirecek? Bunlar, EHLİ SÜNNET, EHLİ HAK olabilirlermi?

Mülaki olamakla ilgili bir Hadis daha ama bunun her şeyi açık:

Allah’ım 'SANA MÜLAKİ OLMAYA İMAN EDEN, KADERİNE RAZI OLAN, VERDİĞİNE KANAAT EDEN NEFSİ MUMAİNNE İSTERİM'

Hadisi kutsi-nasihul ibad

Sahihi –Buhari 4.Cilt 575. hadiste:

Peygamber (S.A.V) Efendimiz teheccüd namazındaki duasında 'Yarabbi sana Mülaki Olmak HAKTIR' buyuruyor.

İşte Ehli Sünnet Alimlerinden birisi olan Abdul Vahabi Şarani (D.İŞL.BAŞK.İSLAMİ İLİMLER ANSİKLOPEDİSİ) *İTTİBA:

*'Mezhep imamlarına tabi olmak, yani onların yazdıklarına tabi olmak, dört mezhepten birine tabi olmak.

Bir diğeri: Ahmet Tahtavi (D.İŞL.BAŞK.İSLAMİ İLİMLER ANSİKLOPEDİSİ):

* Mezhep imamlarına tabi olmayan EHLİ SÜNNETTEN ayrılmıştır.

Ama İmamı Rabbani Hz. Şöyle buyuruyor:

*NAKIS olanların yani tasavvufta yetişmemiş olanların sohbeti öldürücü ZEHİRDİR.

(D.İŞL.BAŞK.İSLAMİ İLİMLER ANSİKLOPEDİSİ) Yine İmamı Rabbani Hz.Tabiyet konusunda Şöyle buyuruyor:

*Ehli sünnet alimlerine tabi olmayanlar (DALALETTEDİRLER) kurtuluşa eremezler.

Burada ki ehli sünnet alimlerinin hep mezhep imamları veya Hadis, Fıkıh Alimleri olduğunu zannederler. Eğer bir önceki sözü (tasavvufta yetişmemiş olanların sohbeti öldürücü ZEHİRDİR) olmasaydı belki bizde öyle zannedecektik. Zaten bir Mürşid ve zamanının İmamı olan bir zatında bu ALİMLERİ kasdetmediği açıktır. Peki neyi kastediyor İmamı Rabbani HZ. Sahabenin yaşadığı hayatı kendi hayatına tatbik eden yedi safha dört teslimini gerçekleştiren kişi salihlerdendir. Allah tarafından İrşada memur ve mezun kılınanlardır.

 

ALLAH (C.C) HEPİNİZDEN RAZI OLSUN

Ferhat BAŞTUĞ