HİDAYET ÇAĞI - HASAN BARAN

 

1- ÂYET VE HADÎSLERDE, HZ. MEHDİ (A.S)’IN DEVRİ OLAN HİDAYET ÇAĞI

 

1.1- Hz. Mehdi (A.S) ile ilgili Kur’ân âyetleri

1.1.1- Hz. Mehdi (A.S)’ın şeriatı tasdik etmesi

1.1.2- Bir velî resûl olan Hz. Mehdi (A.S)’ın hidayet ve hak dînle gönderilmesi

1.1.3- İnsan ve cin şeytanların Kur’ân’ı unutturup insanları resûlden uzaklaştırması

1.1.4- Duhan fitnesi ve herşeyi açıklayan Hz. Mehdi (A.S)’dan yüz çevirmeleri       

 

1.2- Hz. Mehdi (A.S) ilgili hadîsler, Muhyiddin Arabi ve Said-i Nursi Hz.’nin Hz. Mehdi (A.S) ile ilgili görüşleri

            1.2.1- Peygamber Efendimiz (S.A.V), her yüz senede bir müceddid gönderileceğini haber vermiştir.

1.2.2- Hidayet Çağı’nda (ahir zamanda) Hz. Mehdi (A.S)’ın geleceğinden emin olanlar

1.2.3- Said-i Nursi’ye göre Hz. Mehdi (A.S)’ın çıkış zamanı olan Hidayet Çağı

 

2- Hz. MEHDİ (A.S)’IN ÇIKIŞINDA DÜNYANIN DURUMU

 

2.1- Hz. Mehdi (A.S)’ın geldiği Hidayet Çağı’nın öncesinde ve giriş
dönemindeki ekonomik durum.

 

3- Hz. MEHDİ (A.S)’IN HİLÂFET MERKEZİNİN BULUNDUĞU YERDEN ÇIKMASI

 

3.1- Hz. Mehdi (A.S)’ın gelişinde İslâm’ın başında halife yoktur.

3.1.1- Bediüzzaman: “Hz. İsa (A.S) geldiğinde müslümanların başında Hz. Mehdi (A.S) olacaktır.” demektedir.

 

4- Hz. MEHDİ (A.S)’IN ÇIKIŞINDA GERÇEKLEŞEN OLAYLAR

 

4.1- Hz. Mehdi (A.S)’ın dönemi olan Hidayet Çağı’na ait alâmetler birbiri ardınca gerçekleşmektedir.

4.1.1- Fitnelerin çoğalması, Hz. Mehdi (A.S)’ın geldiğini göstermektedir.

4.1.2- Yaygın katliamların meydana gelmesi, Hz. Mehdi (A.S)’ın geldiğini göstermektedir.

4.1.3- Dünyanın her tarafında karışıklık ve kargaşanın olması, Hz. Mehdi (A.S)’ın geldiğini göstermektedir.

4.1.4- Kadın ve çocukların katledildiği fitnelerin yaşanması, Hz. Mehdi (A.S)’ın geldiğini göstermektedir.

4.1.5- Günümüzde, ambargolarla ticaret yollarının kesilmesi, Hz. Mehdi (A.S)’ın geldiğini göstermektedir.

4.1.6- Dünyanın her tarafında müslümanların zulme uğraması, Hz. Mehdi (A.S)’ın geldiğini göstermektedir.

4.1.7- Afganistan ve Irak’ta mescid ve camilerin savaşta atılan bombalarla yıkılması, Hz. Mehdi (A.S)’ın geldiğini göstermektedir.

4.1.8- Sahte Mehdilerin çıkması, Hz. Mehdi (A.S)’ın geldiğini göstermektedir.

 

5- Hz. MEHDİ RESÛL’ÜN HİDAYETLE GÖNDERİLMESİ

 

6- KUR’ÂN-I KERİM'E GÖRE HANİF DÎNİ, ARAPÇA ADIYLA İSLÂM

 

6.1- Tevrat’ta, İncil’de ve Kur’ân-ı Kerim’de sadece hanif dîni emrolunmaktadır.

6.2- Hanif dîninde birleşmek

6.3- Hiç değişmeyen hanif dîni; şeriatı, dostluğu emreder, düşmanlığı nehyeder.

 

7- GÜNÜMÜZDE DÜNYA, DÜŞMAN FIRKALARA AYRILMIŞTIR.

 

8- DÎNLERİN BİRLEŞTİRİLMESİ

 

8.1- Yeryüzünde adalet, ancak dîn birliğinin sağlanmasıyla gerçekleşir.

8.2- Hidayet Çağı’nda tüm dünyada yaşanan savaşlar, çatışmalar, terör ve anarşi ortamı son bulacaktır.

8.3- Hidayet Çağı’nda insanlar arasında sosyal adalet gerçekleşecektir.

 

9- DÎN HÜRRİYETİ

 

9.1- Sahâbe gibi 7 safha ve 4 teslimi yaşayan sabikûn-el ahirînle ikinci asr-ı saadetin yaşanması

9.2- Hidayet Çağı’nda, herkesin ibadetini özgürce yerine getirdiği bir hoşgörü ortamının sağlanması

 

10- KEHF SURESİNİN HİDAYET ÇAĞI’NDAKİ DECCAL FİTNESİYLE İLİŞKİSİ

 

10.1- Deccal

10.2- Hz. İsa, Deccaliyet’i etkisiz hale getirecektir.

10.3- Hz. Mehdi (A.S) ve Hz. İsa (A.S)’ın birlikte Deccaliyet’i yok edecekleri hadîslerde bildirilmiştir.

10.4- Allahû Tealâ’nın Hz. Mehdi (A.S) ile nurunu tamamlaması

10.5- Hidayet Çağı’nda, Hidayet Güneşi olan Hz. Mehdi (A.S), Hz. İsa (A.S) ile birlikte Roma’yı fethedecek ve güneş batıdan doğacaktır.

10.6- Hz. Mehdi (A.S)’ın herşeyi açıklayan Kur’ân-ı Kerim’i öğretmesi

10.7- Dabbet’ül arz

 

11- KEHF SURESİNİN HİDAYET ÇAĞI’NA AİT İŞARETLERİ

 

11.1- Ashab-ı Kehf kıssası

11.2- Ashab-ı Kehf, gençlerden oluşan bir topluluktur.

11.3- Sayıları az, küçük bir topluluktur.

11.4- Bu gençler, Allah'a gönülden bağlı hakk mü'minlerdir.

11.5- İçinde yaşadıkları kavim, dînden uzaklaşmıştır.

11.6- İnkârcı yapıya karşıdırlar.

11.7- Ashab-ı Kehf’in mağarada çok uzun süre kalması

11.8- Ashab-ı Kehf’in mağarada yaşadıkları

11.9- Ashab-ı Kehf’in daha sonra uyanıp kavimlerinin arasına karışması

11.10- Ashab-ı Kehf, Allah’ın düşmanlarına karşı çok dikkatli ve tedbirlidirler.

             11.11- Kapalı bir mekânda bulunan Ashab-ı Kehf’in gençlerden oluşması

             11.12- Gençlerden oluşan Ashab-ı Kehf’in mücâdele yeri mağaradır.

11.13- Mağaranın geniş bir orta yeri vardır.

11.14- Mağaranın kapısında bir bekçi bulunmaktadır.

11.15- Allah’ın vaadinin hak olduğunu, kıyâmet hakkında şüphe olmadığını bilsinler diye onları uyandırdık.

11.16- Onların kaç kişi olduğunu Allahû Tealâ ve Allah’ın gaybı bildirdiği kişilerden başka kimse bilmez.

 

12- ALLAH’IN DİLEMESİYLE YAPACAĞINI SÖYLE

 

12.1- Allah’ın Vech’ini (Zat’ını) isteyerek Rabbine dua edenlerle beraber nefsini sabırlı tut.

12.2- Allah’ın Vech’ini (Zat’ını) dilemediği için ameli boşa gidenlere, iki adamın durumunu örnek ver.

12.3- Kıyâmet saati yakındır.

12.4- Ölmeden evvel ruhun Allah’a ulaşmasını inkâr edenlerin amelleri heba olur (boşa gider).

12.5- Allah’ın Vech’ini (Zatını) dileyenlerin mükâfat ve dilemeyenlerin ceza günü

12.6- Kur’ân-ı Kerim’de, insanlara bütün meseleler misaller açıklanmış.

12.7- Hz. Mehdi Resûl, hidayet ile geldiği zaman, Rab’lerinin mağfiretini dilemekten ve mü’min olmaktan insanları men eden şey “Ruhun Allah’a ulaşması yoktur. Kul ile Allah arasına insan resûl giremez. Allah’a ulaştırmakla vazifeli insan resûl yoktur.” demeleridir.

12.8- Her devirde Hakk’a (Allah’a) ulaştıran ve Allah’ın emriyle adaleti yerine getiren hidayetçiler

 

13- Hz. MUSA (A.S) VE Hz. HIZIR (A.S) KISSASI

 

13.1- Hz. Musa (A.S)’ın genç yardımcısıyla “iki denizin birleştiği yere” yolculuk yapması

13.2- Azıkları olan pişmiş balığın canlanıp denize girmesinin Hz. Musa (A.S) ile Hz. Hızır (A.S)’ın buluşma yerine bir işaret olması

13.3- Hz. Musa (A.S)’ın ilim sahibi Hz. Hızır (A.S) ile buluşması

13.4- Hz. Musa (A.S)’ın, Hz. Hızır (A.S)’a tâbî olmak istemesi

13.5- Hz. Hızır (A.S)’ın Hz. Musa (A.S)’a verdiği cevap

13.6- Hz. Musa (A.S)’ın inşaallah diyerek söz vermesi

13.7- Hz. Hızır (A.S)’ın, konuyu açıklayıncaya kadar Hz. Musa (A.S)’dan kendisine soru sormamasını istemesi.

13.8- Hz. Hızır (A.S) ile Hz. Musa (A.S)’ın beraber bindikleri gemiyi delmesi

13.9- Hz. Musa (A.S)’ın, Hz. Hızır (A.S) ile olan beraberliğin devamını istemesi

13.10- Hz. Hızır (A.S)’ın çocuğu öldürmesi ve Hz. Musa (A.S)’ın tepkisi

13.11- Hz. Musa (A.S): “Eğer bundan sonra sana bir şey sorarsam artık benimle arkadaşlık etme!”

13.12- Kasaba halkının Hz. Musa (A.S) ve Hz. Hızır (A.S)’ı misafir etmekten kaçınmaları

13.13- Hz. Musa (A.S)’ın sorduğu son soru sebebiyle Hz Hızır (A.S), ayrılma vaktinin geldiğini bildirmektedir.

13.14- Allahû Tealâ’nın Hz. Hızır (A.S)’a gemiyi deldirmesi

13.15- Allahû Tealâ, çocuğun canını almak için Hz. Hızır (A.S)’ı vesile kılmıştır.

13.16- Hz. Hızır (A.S)’ın öksüz çocuklara ait olan duvarı inşa etmesinin hikmeti

 

 

14- Hz. MEHDİ (A.S) VE Hz. ZÜLKARNEYN’İN KISSASI

 

14.1- Allahû Tealâ herşeyi Kur’ân’da açıklamıştır.

14.2- Allahû Tealâ hiçbir şeyi Kur’ân’da eksik bırakmamıştır.

14.3- Hz. Zülkarneyn (A.S)'a yeryüzünde sapasağlam bir iktidarın verilmesi

14.4- Hz. Zülkarneyn (A.S)’ın tuttuğu birinci yol

14.4.1- Güneş’in batıdan doğması

14.4.2- Said-i Nursi Hazretlerine göre Hidayet Güneşi Hz. Mehdi (A.S)’ın göreve başlaması

14.5- İkinci yol

14.6- Üçüncü yol

14.7- Ye'cuc ve Me'cuc'e karşı bir set inşa etmesi

14.8- Ashab-ı Kehf, Hz. Hızır (A.S) ve Hz. Zülkarneyn (A.S) kıssaları arasındaki benzerlikler

 

15- TALUT KISSASI VE Hz. MEHDİ (A.S)

 

15.1- Hz. Mehdi (A.S) ile Talut'un mücâdelelerinde başka benzerlikler de bulunmaktadır.

 

16- Hz. MEHDİ (A.S)’IN Hz. SÜLEYMAN (A.S) KISSASI İLE OLAN BAĞLANTISI 

 

16.1- Hz. Mehdi (A.S)’a Hz. Süleyman (A.S) gibi vahyedilmesi

16.2- Dönemlerinde çok büyük bolluk ve bereketin olması

16.3- Hz. Mehdi (A.S)’ın da Hz. Süleyman (A.S) gibi adaletli olması

16.3.1- Hz. Mehdi (A.S) dönemi olan Hidayet Çağı’nda yeryüzü adaletle dolacaktır.

16.4- Hz. Süleyman (A.S) öncesinde büyük bir fitne ortamı vardır.

16.4.1- Hz. Mehdi (A.S)’ın tıpkı Hz. Süleyman (A.S) gibi kendisinden önce yeryüzünde var olan tüm fitneleri önleyeceğini, Peygamber Efendimiz (S.A.V) hadîslerinde bize haber vermiştir.

16.5- Devirlerinin kutsal emanetleri onların yanındadır.

16.6- Dönemlerinde imara çok büyük önem verilir.

16.7- Hz. Süleyman (A.S) gibi Hz. Mehdi (A.S)’ın 40 yıl başta kalması

16.7.1- Hidayet Çağı’nda tüm varlıkların Hz. Mehdi (A.S)’ın yönetiminden razı olacakları hadîslerde bildirilmiştir.

 

 

 

 

 

 

HİDAYET ÇAĞI

 

Allah'ın izniyle 30 yıllık Hidayet Çağı’nın giriş dönemini geride bıraktık. Şu an Hidayet Çağı’nın gelişme, yükselme devresindeyiz. Bu devrede 7 safha ve 4 teslimden oluşan Kur’ân’daki İslâm, tüm dünyaya hâkim olacaktır. Kur’ân’daki İslâm’ın tüm dünyaya hâkim olacağı HİDAYET ÇAĞI’nda her türlü zorluk, sıkıntı ve acının yerini huzur, barış ve bolluk alacaktır. Kur’ân-ı Kerim'de, dünya hayatında Allah’a ulaşmayı dileyerek mürşidine ihsanla tâbî olan kullarına, Allahû Tealâ’nın bir vaadidir.

 

24/NUR-55: Vaadallâhullezîne âmenû minkum ve amilûs sâlihâti leyestahlifennehum fil ardı kemestahlefellezîne min kablihim, ve leyumekkinenne lehum dînehumullezîrtedâ lehum ve le yubeddilennehum min ba’di havfihim emnâ(emnen), ya’budûnenî lâ yuşrikûne bî şey’â(şey’en), ve men kefere ba’de zâlike fe ulâike humul fâsikûn(fâsikûne).

Allah, sizden âmenû olanlara ve salih amel (nefs tezkiyesi) işleyenlere, kendilerinden öncekileri yeryüzünde halife kıldığı gibi mutlaka onları da halife kılacağını ve onlara, onlar için razı olduğu dînlerini mutlaka sağlamlaştıracağını ve korkularından sonra (korkularını) mutlaka güvenliğe çevireceğini vaadetti. Bana kul olurlar, hiçbir şeyle (Bana) şirk koşmazlar. Bundan sonra kim inkâr ederse, işte onlar, onlar fasıklardır.

 

Bugün dünyamızda yaşanan sıkıntıların hepsi, aslında Hidayet Çağı’nın ve Hz. Mehdi (A.S) ve Hz. İsa (A.S) gibi müjdeli şahısların habercisi niteliğindedir. Âyetlere göre mehdi; hidayete ermiş, Allah katından hidayetle gönderilen hidayetçi, hidayete erdiren mânâsını ihtiva eder. Hz. Mehdi (A.S), Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in kendi ailesinden olup ahir zamanda (Hidayet Çağı’nda) geleceğini müjdelediği, Mübarek Zat’a Allah’ın verdiği isimdir. Hidayet Çağı, hidayete erdiren (emanet olan ruhun dünya hayatında Allah’a ulaştıran) mânâsı itibariyle, Hz. Mehdi (A.S)’ın vazifeli olduğu dönemin adıdır. Hidayetin unutulduğu dönemde, yeryüzü zulüm ve haksızlıkla dolmuş iken, hidayet ve adalet ile dolduracaktır; O, Konstantiniyye’de (Roma’da) Hz. İsa Mesih ile birlikte olacak. Arap’a ve Arap olmayan herkese hükmedecek, Deccal’i öldürecek.

Şu anda Hidayet Çağı’ndayız (ahir zamandayız). Fitneler, insanları alabildiğine kemiriyor. Bugün insanlık; dünyanın, malın, fakirliğin, şiddet ve terörün, cehennemin bir imtihan konusu olduğu bir dizaynda yaşamaktalar. İnsanı, dîni yaşamaktan alıkoyan, Allah’a ulaşmayı dilemeye engel olan ve cehenneme sürükleyen âmil ve sebeplerin hepsi, aslında gerçekten bir fitne konusudur. Anlaşmazlıklar had safhadadır. En büyük fitne, ümmetin birliğini bozan (tevhidi-dünya hayatında Allah’a ulaşma dileğini unutturan) dînde fırkalara ayrılmadır. Ama günümüz dîn öğreticileri ve İslâm’ın beş şartının muhtevası içinde dîni yaşadıklarını iddia edenler, dînde fırkalara ayrılmış darmadağın bir durumda olmalarına rağmen kendilerini hidayette zanetmektedirler. Fırkalara ayrılmak, had safhada gerçekleşmiştir. Allahû Tealâ: “Dînde fırkalara ayrılmayın.” demesine rağmen, insanlar bunları gözardı etmektedirler. Gerçekten insanlık, alabildiğine bir herc-ü merc içindedir.

Söylediğimiz gibi; fitnenin çok çeşitli sebepleri vardır. Anarşi ve katliamlar, açlık, hayat pahalılığı ve özelikle bid’atlerin ortaya çıkması yani dînin aslında olmadığı halde, sonradan ortaya çıkan adetlerin, dînin esaslarıymış gibi kabul edilmesi bu sebeplerin başında gelmektedir. Allahû Tealâ, kâfirlerin birbirinin velîsi olduklarını ve tek ümmeti oluşturduklarını, bu Hidayet Çağı’nda fitnede birleşen bir tek ümmetin söz konusu olduğunu Enfal-73’te açıklamaktadır.

Allahû Tealâ aynı âyet-i kerimede bizlere seslenerek: “Siz de dünya hayatında Allah’a ulaşmayı dileyerek tevhide, birlik beraberlik içerisine girmediğiniz taktirde, yeryüzünde çok büyük bir fesat oluşacaktır.” buyurmaktadır.

Duhan Suresinde ifade edilen duman, semayı ve bütün âlemleri kaplayan duhan; bu fesattır, bu dînde fırkalara ayrılma fitnesidir.

 

44/DUHAN-10: Fertekib yevme te’tîs semâu bi duhânin mubîn(mubînin).

Artık göğün, apaçık duman (fitne) getireceği günü gözle.

44/DUHAN-11: Yagşân nâs(nâse), hâzâ azâbun elîm(elîmun).

(O fitne ki) insanları (insanların büyük kısmını) sarmıştır. İşte bu, elîm bir azaptır.

44/DUHAN-12: Rabbenekşif annel azâbe innâ mû’minûn(mû’minûne).

Rabbimiz, azabı bizden kaldır. Muhakkak ki biz mü’minleriz.

44/DUHAN-13: Ennâ lehumuz zikrâ ve kadcâehum resûlun mubîn(mubînun).

Onlara (herşeyi) açıklayan bir RESÛL gelmişti. (Buna rağmen RESÛL’ÜN söylediklerinden) ibret almadılar.

44/DUHAN-14: Summe tevellev anhu ve kâlû muallemun mecnûn(mecnûnun).

Ve (O’NA) (şeytan tarafından vahyedilerek) “öğretilmiş” ve “deli” dediler ve sonra O’NDAN yüz çevirdiler.

 

Peygamber Efendimiz (S.A.V) buyuruyor ki:

“Ahir zamanda Kur’ân-ı Kerim bir vadide, insanlar başka bir vadide olacaktır.”

Neden?

Çünkü el yazması kitaplar, Kur’ân-ı Kerim’in önüne geçirilmiştir.

Yine Peygamber Efendimiz (S.A.V) buyuruyor ki:

“Ahir zamanda Kur’ân’ın resmi, İslâm’ın ismi kalacaktır. İnsanlar, İslâmî isimlerle adlandırılacaktır. Camiler dıştan mamur ama içleri hidayetten harabe halinde olacaktır.”

İşte dîn öğreticilerinin, hidayeti gizlemeleri sebebiyle hidayet tamamen yok olmuştur.

Gerçekten Allahû Tealâ’ya ne kadar hamdetsek, şükretsek az ki; Hidayet Çağı’nda Allahû Tealâ, bizi Efendi Hazretleri ile beraber kıldı.

Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V): “O’nunla, fitne ortadan kaldırılacak.” dediği zaman, O’nun tebliğine uyarak dünya hayatında Allah’a ulaşmayı dileyenlerin, dînde fırkalara ayrılmaktan kurtulacağını, dîn özgürlüğünün bu dilekle sağlanacağını ifade etmiştir. Dînde zorlama yoktur. Dünya hayatında Allah’a ulaşmayı dilemeyerek Allah’ın dînini yaşamak istemeyen insan, Allah’ın kendisine verdiği cüz’i (serbest) iradenin sahibidir. İradesini dilediği gibi kullanarak hesabını Allah’a verecektir. Ama Allah’ın dînini yaşamak istemeyen bu insanlar da, kesinlikle fitneye sebep olmadan (başkasının hidayetine mâni olmadan), İslâm toplumu içerisinde devlete verdikleri vergiyle, Allah’ın hükümleriyle adaletin sağlandığı bir dizayn içinde hayatlarına devam edebileceklerdir.

 

 

 

1- ÂYET VE HADÎSLERDE, HZ. MEHDİ (A.S)’IN DEVRİ OLAN HİDAYET ÇAĞI

 

1.1- Hz. Mehdi (A.S) ile ilgili Kur’ân âyetleri

 

1.1.1- Hz. Mehdi (A.S)’ın şeriatı tasdik etmesi

 

Hz. Mehdi (A.S)’ın Peygamber Efendimiz (S.A.V) ve sahâbenin birlikte yaşadığı 7 safha ve 4 teslimden oluşan İslâm ahlâkını hâkim kılmak için, kıyâmet kopmadan önce Hidayet Çağı’nda (ahir zamanda) yeryüzüne mutlaka geleceği, Kur’ân âyetleri ve hadîslerde belirtilmiştir.

 

3/AL-İ İMRAN-81: Ve iz ehazallâhu mîsâkan nebiyyîne lemâ âteytukum min kitâbin ve hikmetin summe câekum resûlun musaddikun limâ meakum le tu’minunne bihî ve le tensurunneh(tensurunnehu), kâle e akrartum ve ehaztum alâ zâlikum ısrî, kâlû akrarnâ, kâle feşhedû ve ene meakum mineş şâhidîn(şâhidîne).

Hani o zaman ki; Allah, peygamberlerin (nebîlerin) MİSAK’ini (yeminini) almıştı: “Andolsun ki; size Kitap ve hikmet verdim, sizlerden sonra sizinle beraber bulunanı (Allah’ın sizlere verdiği kitapları) tasdik eden Resûl gelince, O’na mutlaka îmân edecek ve O’na mutlaka yardım edeceksiniz. Bunu ikrar ettiniz mi ve bu ağır ahdimi üzerinize aldınız mı?” “İkrar ettik.” dediler. “Öyle ise şahit olun. Ben de sizinle beraber şahitlerdenim.” buyurdu.

 

Al-i İmran-81’e göre Allahû Tealâ şeriat kitaplarını, nebîlere vermektedir. Şeriat kitaplarının hükümleri, her devirde bütün insanları bağlamaktadır. Hz. Mehdi resûl, şeriat sahibi bir nebî değildir. Bir velî resûl olan Hz. Mehdi (A.S), âyetten de anlaşıldığı gibi, kendisinden önceki ulûl’azm peygamberlerine verilen şeriatı tasdik etmektedir.

Şeriat kitaplarının kavim resûllerine (nebî olmayan resûllere) değil, nebîlere (peygamberlere) indirildiği gayet açıktır. Velî resûllerin görevi, insanları uyarmak ve onları Allah'a kul etmektir.

Peygamber Efendimiz meşhur hadîsinde: “En hayırlınız Kur’ân’ı öğrenen ve öğretendir.” buyuruyor. Bir başka hadîsinde: “Ümmetimin en hayırlısı Hz. Mehdi (A.S)’dır.” buyuruyor. Allah’a ulaşmayı dilemeyen ve mürşidlerine tâbî olmayan günümüz dîn öğreticileri, aslî mânâsından saptırılmış hidayeti öğretmektedirler. “HİDAYET doğru yoldur.” deyip HAKKI BÂTIL kılarak Kur’ân’ın nurunu söndürmektedirler.

Allah’ın koruması sebebiyle, Kur’ân’ın âyetlerini değiştirmeye gücü yetmeyen şeytan, HİDAYET kavramını değiştirmek suretiyle insanların HİDAYET’ine mâni olmaktadır. İblis, diğer Kur’ân kavramlarını aslî mânâsından saptırdığı gibi HİDAYET’i de “doğru yol” adını vererek değiştirmiş ve bunu günümüzde bütün dîn adamlarına kabul ettirmiştir. Çünkü 22 Kur’ân-ı Kerim mealinin hepsinde, nerede “HİDAYET” kelimesi geçmişse “doğru yol” olarak Türkçeleştirilmiştir. Neticede 14 asırda HİDAYET’in simgesi “doğru yol” olmuştur ve bütün dîn adamlarınca benimsenmiştir. Yani “HİDAYET”in gerçek anlamı şeytan tarafından yok edilmiştir.

 

9/TEVBE-32: Yurîdûne en yutfîû nûrallâhi bi efvâhihim ve ye’ballâhu illâ en yutimme nûrehu ve lev kerihel kâfirûn(kâfirûne).

(Onlar) ağızları ile Allah’ın nurunu söndürmeyi istiyorlar. Ve Allah, kâfirler kerih görseler bile nurunu tamamlamaktan başka bir şey istemez.

 

1.1.2- Bir velî resûl olan Hz. Mehdi (A.S)’ın hidayet ve hak dînle gönderilmesi

 

Günümüz dîn öğreticileri, iblisin negatif tesiriyle, hakkı batıl ile iptal etmeye çalışarak, yanlış dîn öğretileriyle, farkında olmadan, Allah’ın nurunu söndürmektedirler. Örneğin; “Dünya hayatında ruhun Allah’a ulaşması yoktur. Ruh bize hayat verir. Ruh vücuttan çıkarsa kişi ölür. Ancak ölümle insan ruhu Allah’a ulaşır.” diyerek Allah’ın âyetlerine karşı mücâdele ederek Allah’ın nurunu söndürenle karşı Allahû Tealâ da Hidayet Çağı’nda (ahir zamanda) nurunu tamamlamak ve 7 safha ve 4 teslimden oluşan, Kur’ân ahlâkını tüm kâinata hâkim kılmak için, Hz. Mehdi (A.S)’ı hidayet ve hak dîn ile göndermiştir.

 

9/TEVBE-33: Huvellezî ersele resûlehu bil hudâ ve dînil hakkı li yuzhirehu aled dîni kullihî ve lev kerihel muşrikûn(muşrikûne).

Müşrikler kerih görseler bile; resûlünü, dîn üzerine, dînin bütününü (bütün özelliklerini) izhar etmesi (ortaya çıkarması) için hidayetle, hak dîn ile gönderen, O’dur.

 

18/KEHF-56: Ve mâ nursilul murselîne illâ mubeşşirîne ve munzirîn(munzirîne), ve yucâdilullezîne keferû bil bâtılı li yudhıdû bihil hakka vettehazû âyâtî ve mâ unzirû huzuvâ(huzuven).

Biz, resûlleri sadece müjdeleyici ve uyarıcı olarak göndeririz. Kâfirler (ise) hakkı bâtılla iptal etmek için mücâdele ederler. Âyetlerimi ve uyarıldıkları şeyleri alay (konusu) ederler.

 

Velî resûller sadece müjdeleyici ve uyarıcı olarak her kavme, ardı arkası kesilmeksizin gönderilirken, her devirde onlara karşı Allah’a ulaşmayı dilemeyerek hakkı bâtılla iptal etmek için mücâdele eden dîn adamları, bilmeyerek ağızları ile Allah’ın nurunu söndürmektedirler.

 

1.1.3- İnsan ve cin şeytanların Kur’ân’ı unutturup insanları resûlden uzaklaştırması

 

Hidayet ve hak dîn ile gelen Hz. Mehdi (A.S), Kur’ân’a dayalı olarak 30 küsür yıldır hidayeti tebliğ etmektedir. Allah’a ulaşmayı dileyip mürşide tâbî olanları müjdelemekte, Allah’a ulaşmayı dilemeyip dalâlete kalanları cehennemle uyarmaktadır. Allah’a ulaşmayı dileyen fırka hidayete ermesine karşılık, Allah’a ulaşmayı dilemeyerek üzerlerine dalâlet hak olanlar, Allah’tan başka, şeytanları dostlar edinerek kendilerinin hidayete erdiklerini zannetmektedirler.

 

7/A'RAF-30: Ferîkan hadâ ve ferîkan hakka aleyhimud dalâletu, innehumuttehazûş şeyâtîne evliyâe min dûnillâhi ve yahsebûne ennehum muhtedûn(muhtedûne).

Bir kısmı hidayete erdi ve bir kısmının üzerine dalâlet hak oldu. Muhakkak ki; onlar, Allah’tan başka şeytanları dostlar edindiler. Ve onlar kendilerinin hidayete erdiklerini zannediyorlar (hesap ediyorlar).

 

İşte Allah’tan başka şeytanları dostlar edinerek kendilerinin hidayete erdiklerini zannedenler, öldükleri zaman bakın pişmanlıklarını nasıl dile getiriyorlar:

 

25/FURKAN-27: Ve yevme yeadduz zâlimu alâ yedeyhi yekûlu yâ leytenîttehaztu mear resûli sebîlâ(sebîlen).

Ve o gün, zalim ellerini ısırır: “Keşke resûlle beraber (Allah’a giden) bir yol ittihaz etseydim.” der.

25/FURKAN-28: Yâ veyletâ leytenî lem ettehız fulânen halîlâ(halîlen).

Yazıklar olsun, keşke ben filanı (o kişiyi) dost edinmeseydim.

 

Neden böyle diyor? Çünkü filan diye dost edindiği kişi, kendisini hidayete zannetmesine rağmen aslında şeytanı dost edinen birisidir.

 

25/FURKAN-29: Lekad edallenî aniz zikri ba’de iz câenî, ve kâneş şeytânu lil insâni hazûlâ(hazûlen).

Andolsun ki; bana zikir (Kur’ân’daki ilim) geldikten sonra beni zikirden saptırdı ve şeytan, insana yardımı engelleyendir.

 

Hz. Mehdi (A.S) hidayet ve hak dîn (Kur’ân’daki ilimle) kendisine gelmesine rağmen, hidayette zannettiği kişi sebebiyle Allah’ın Resûl’ünden yüz çevirmiş ve şeytanı dost edinmiştir.

 

25/FURKAN-30: Ve kâler resûlu yâ rabbi inne kavmîttehazû hâzel kur’âne mehcûrâ(mehcûran).

Ve resûl: “Ey Rabbim! Muhakkak ki benim kavmim, bu Kur’ân’dan ayrıldı (Kur’ân’ı terketti).” dedi.

 

Hz. Mehdi (A.S): “Ey Rabbim! Muhakkak ki benim kavmim, bu Kur’ân’dan ayrıldı (Kur’ân’ı terketti).” dedi.

 

9/TEVBE-33: Huvellezî ersele resûlehu bil hudâ ve dînil hakkı li yuzhirehu aled dîni kullihî ve lev kerihel muşrikûn(muşrikûne).

Müşrikler kerih görseler bile; resûlünü, dîn üzerine, dînin bütününü (bütün özelliklerini) izhar etmesi (ortaya çıkarması) için hidayetle, hak dîn ile gönderen, O’dur.

 

Hadîslere göre HİDAYET ÇAĞI, Hicrî 1400’lü yıllar, Allah’ın izniyle, Hz. Mehdi (A.S)’ın ihsanla tâbî olanları hidayete erdirdiği, Deccal’in çıktığı olağanüstü bir dönemdir. İkinci kere yeryüzüne dönecek olan Hz. İsa (A.S), Allah’ın izniyle, Deccal’i öldürecektir. Hz. Mehdi (A.S), Hz. İsa (A.S) ile ittifak yaparak dîn birliği sağlanacaktır. Böylece tüm dünyada insanların kitleler halinde İslâm’a yönelmesi gibi büyük olayların Hidayet Çağı’nda gerçekleşeceğini Peygamber Efendimiz (S.A.V), 14. asır önce hadîslerinde bize haber vermiştir.

 

1.1.4- Duhan fitnesi ve herşeyi açıklayan Hz. Mehdi (A.S)’dan yüz çevirmeleri  

 

Hz. Mehdi (A.S)’a karşı çıkan Prof. Yaşar Nuri Öztürk, Allahû Tealâ’nın resûl olarak gönderdiği Mehdi Aleyhisselâm ile bir özel TV programında beraber oldular. Ceviz Kabuğu Rezaleti adlı programda, bir taraftan nefsin temsilcileri Yaşar Nuri Öztürk, Hüseyin Hatemi, Ayhan Songar, Hüseyin Atay ve bunların zanlarını tescil eden, programı yürüten Hulki Cevizoğlu; öbür yandan da Allah’ın temsilcisi Efendimiz, Mehdi Resûl vardı.

Olay, şeytanın taraftarlarının Efendimiz’e yaptıkları bir hileydi, bir tuzaktı. Özellikle Ayhan Songar, Efendimiz’i “delilikle” itham etti. Bu olay, Duhan Suresinin 10, 11, 12, 13 ve 14. âyet-i kerimelerinin de aynı zamanda ispatı idi. İşte bu olayla Efendimiz’e bağlı olanların bir kısmı O’ndan yüz çevirdiler ve böylece fıska düştüler.

Duhan, günümüzde bütün dünyayı saran bir fitnedir. Allah’ın seçtiği insanların %90’dan fazlası, Allah’a ulaşmayı dilemeyerek gizli şirk sebebiyle “hanif dînininden” saparak dînde fırkalara ayrılmışlar. Duhan fitnesini oluşturan bu duman, bütün dünyayı saran bir azaptır. Ama bu insanlar (bugünün insanları) Allah’a ulaşmayı dilemedikleri için mü’min değillerdir. Allah’a inandıkları için kendilerini mü’min sanıyorlar. Hem dünyada her hatalarından sonra Allah’ın azabını yaşıyorlar hem de cehennemde azap çekecekler. Ve toplumun büyük kısmı, 1996 yılında Ceviz Kabuğu programında Allah’ın Resûl’ünün şeytandan vahiy alan, (şeytan tarafından) öğretilmiş ve deli olduğuna inandılar. Allah, o programda Resûl’üne sadece insanların kurtuluş (felâh) reçetesini (ALLAH’A ULAŞMAYI DİLEMEYİ) tekrar tekrar söyletti. Allah’ın asıl muradı ise “öğretilmiş ve deli” olduğu topluma kabul ettirilen Resûl’ün, Duhan-13 ve 14’teki Resûl olduğunu kesin olarak ispat etmek idi… Ve ispat etti.

Görülüyor ki Allah, Resûl’ünün gerçek kimliğini (Allah’ın indindeki payesini) bütün Türkiye halkına ispat etti. 4 dîn profesörü mizanseni öyle güzel hazırlamışlardı ki; toplumun çok büyük bir kısmı, Allah’ın Resûl’ünün şeytandan vahiy aldığına (şeytan tarafından öğretildiğine) ve deli olduğuna inandılar.

Böylece Allah, Resûl’üne TUZAK kuranları, kurdukları TUZAKLA, TUZAĞA DÜŞÜRDÜ.

Televizyonları parselleyenler, HİDAYET ÇAĞI’nın Önderi, Mehdi Resûl’e “öğretilmiş ve deli” dediler:

 

44/DUHAN-10: Fertekib yevme te’tîs semâu bi duhânin mubîn(mubînin).

Artık göğün, apaçık duman (fitne) getireceği günü gözle.

44/DUHAN-11: Yagşân nâs(nâse), hâzâ azâbun elîm(elîmun).

(O fitne ki) insanları (insanların büyük kısmını) sarmıştır. Işte bu, elîm bir azaptır.

44/DUHAN-12: Rabbenekşif annel azâbe innâ mû’minûn(mû’minûne).

Rabbimiz, azabı bizden kaldır. Muhakkak ki biz mü’minleriz.

44/DUHAN-13: Ennâ lehumuz zikrâ ve kadcâehum resûlun mubîn(mubînun).

Onlara (herşeyi) açıklayan bir RESÛL gelmişti. (Buna rağmen RESÛL’ÜN söylediklerinden) ibret almadılar.

44/DUHAN-14: Summe tevellev anhu ve kâlû muallemun mecnûn(mecnûnun).

Ve (O’NA) (şeytan tarafından vahyedilerek) “öğretilmiş” ve “deli” dediler ve sonra O’NDAN yüz çevirdiler.

 

1.2- Hz. Mehdi (A.S) ilgili hadîsler, Muhyiddin Arabi ve Said-i Nursi Hz.’nin  Hz. Mehdi (A.S) ile ilgili görüşleri

 

1.2.1- Peygamber Efendimiz (S.A.V), her yüz senede bir müceddid gönderileceğini haber vermiştir.

 

Öncelikle Peygamber Efendimiz (S.A.V) hadîslerinde, her yüzyıl başında dînî hakikatleri devrin ihtiyaçlarına göre açıklamak üzere “dîni canlandıran, yenileyen” bir “müceddid” gönderileceğini belirtmiştir.

Ebu Hüreyre’nin rivayetine göre; Peygamber Efendimiz (S.A.V) şöyle buyurmuş:

 

“Gerçekten Azîz ve Celil olan Allah, HER YÜZ SENENİN BAŞINDA şu ümmetin dînini bid’atten (dîne sonradan karışmış bâtıl uygulamalardan) ayıracak, yenileyecek (ilim sahibi) bir zatı gönderir.”

(Sünen-i Ebu Davud, 5/100)

 

Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in, Hz. Mehdi (A.S)’ın çıkış tarihi olarak hadîslerinde açıkça Hicrî 1400 tarihini vermesi, içinde bulunduğumuz Hidayet Çağı’nda Hz. Mehdi (A.S)’ın çıktığını bize bildirmektedir. Çünkü Hicrî 1400 yılının başlangıcı, Milâdî 1980 yılına denk gelmektedir. Efendimiz, vazifeye başladığı günden bugüne kadar Allah’tan öğrendiği Kur’ân-ı Kerim’i aralıksız tebliğ etmektedir.

 

1.2.2- Hidayet Çağı’nda (ahir zamanda) Hz. Mehdi (A.S)’ın geleceğinden emin olanlar

 

Birçok evliya, Hidayet Çağı’nda (ahir zamanda) Hz. Mehdi (A.S)’ın gelişinde hiçbir şüphe olmadığını bildirmişlerdir. Bunların başında gelen Muhyiddin Arabi Hazretleri Futuhat-ı Mekkiye isimli eserinde şunları söylemiştir:

 

“Muhakkak ki, yeryüzü zulüm ve haksızlık ile dolduğu sırada Allah’ın halifesi kıyam edecek, yeryüzünü adalet ve eşitlikle dolduracak… Genel kazancı, halka arasında eşit olarak paylaştıracak, halka adaletle hükmedecek ve anlaşmazlıklarda hakemlik edecek. Allah, O’nun işini bir gecede düzene koyacak, zafer hep O’nun önünde yürüyecek. Ayağını, Peygamber’in Ayağı’nın yerine koyacak (O’nun izinde yürüyecek) ve hiçbir zaman sapmayacak. Dağınık dînleri (bâtıl inançları) ortadan kaldırıp, sadece hak dîni hâkim kılacak.”

(Muhyiddin Arabi, el-Futuhat El Mekkiye, 366. bab, C.3, s. 327-328)

 

1.2.3- Said-i Nursi’ye göre Hz. Mehdi (A.S)’ın çıkış zamanı olan Hidayet Çağı

 

“Her yüz sene başında dîni tecdid edecek bir müceddidi gönderiyor.” müjdesinin ihbarına muvâzi olarak Hz. Mevlâna Halid, ekser ehli hakikatin tasdikiyle, 1200 senesinin yani on ikinci asrın müceddididir.”

(Barla Lahikası, 120)

 

“Madem tam yüz sene sonra, aynen dört cihette tevafuk ederek Risale-i Nur eczaları aynı vazifeyi görmüş, kanaat verir ki; nass-ı hadîs ile Risale-i Nur tecdidi dîn hususunda bir müceddid hükmündedir.”

(Barla Lahikası, 121)

 

Üstad, Hicrî 1200 yılında Mevlâna Halid’in müceddid olduğunu, yüz sene sonra (1300 yıllarında) Risale-i Nur’un aynı vazifeyi yaptığını belirtmiş. Dolayısıyla bir yüz yıl sonraki müceddid olarak (1400’lü yıllarda) Hz. Mehdi (A.S)’ın geleceğini anlıyoruz.

 

“Bu zamanda öyle fevkalâde hâkim cereyanlar var ki; herşeyi kendi hesabına aldığı için, faraza hakikî beklenilen ve bir asır sonra gelecek o zat (mehdi) dahi bu zamanda gelse…

(Kastamonu Lahikası, 57)

 

Bediüzzaman Said-i Nursi, “hakikî beklenilen ve bir asır sonra gelecek o zat” diyerek Hz. Mehdi (A.S)’ın henüz gelmediğini, müslümanlar tarafından beklendiğini ve kendi yaşadığı devirden bir asır sonra geleceğini bildirmiştir. Bediüzzaman, Hicrî 13. asırda yaşamıştır. Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in bildirdiği ve Said-i Nursi Hazretleri’nin kendisinden bir asır sonra geleceğini bize müjdelediği Efendimiz Mehdi (A.S), Hicrî 14. asrın müceddidi olarak 30 yıldan beri tebliğ yapmaktadır.

 

“Ta ahir zamanda, hayatın geniş dairesinde asıl sahipleri yani Hz. Mehdi ve şakirtleri (talebeleri), Cenab-ı Hakk’ın izniyle gelir, o daireyi genişletir ve o tohumlar sünbüllenir. Bizler de kabrimizde seyredip Allah’a şükrederiz.”

(Sikke-i Tasdik-i Gaybi, 138- Kastamonu Lahikası, 72)

 

“Çok zaman evvel bir ehl-i velâyetten (velî şahıstan) işittim ki; o zat, eski velîlerin gaybî işaretlerinden istihrac etmiş ve kanaati gelmiş ki: ‘Şark tarafından bir nur zuhur edecek (ortaya çıkacak), bid’atler zulümatını (dîne sonradan girmiş hurafeleri) dağıtacak. Ben böyle bir nurun zuhuruna çok intizar ettim (gözledim) ve ediyorum. Fakat çiçekler baharda gelir. Öyle kudsi çiçeklere zemin hazır etmek lâzım gelir. Ve anladık ki; bu hizmetimizle o nuranî zatlara zemin izhar ediyoruz (hazırlıyoruz).”

(Sikke-i Tasdik-i Gaybi, 189)

 

Üstad, Mehdi’nin kendisi olmadığını, kendisinden sonra geleceğini “Bizler de kabrimizde seyredip Allah’a şükrederiz.” şeklinde belirterek açıklamıştır. Mehdi ve talebelerine ancak bir zemin hazırlayabildiklerini belirtmiştir.

 

“Bid’atler zulümatını (dîne sonradan girmiş hurafeleri) dağıtacak.” Mehdi’nin tüm bid’atleri ortadan kaldıracağını söylemiştir ki; bu konu Said-i Nursi Hazretleri’nin döneminde uygulamaya geçmemiştir. Kur’ân-ı Kerim’in terk edildiği, bid’atlerden oluşan bir dîn tatbikatı, İslâm’ın 5 şartıyla kimsenin kurtuluşa ulaşmayacağını tebliğ eden ilk kişi, Efendimiz Mehdi Resûl’dür. Ayrıca dînimize sonradan girmiş hurafelerin, bid’atlerin dînden temizlenerek dünyadaki tüm müslümanlar tarafından uygulanması gerektiğini, kurtuluşun buna bağlı olduğunu ilk söyleyen; Efendimiz Mehdi (A.S)’dır.

Bediüzzaman, İslâm âleminin üzerindeki zulüm ortamının kendisinden “bir asır sonra” ancak Hz. Mehdi (A.S) ile dağıtılacağını söylemiştir. Bediüzzaman açık bir tarih vermiştir. Kendisinden bir sonraki yüzyılda “Hz. Mehdi (A.S)’ın talebeleriyle birlikte yapacağı çalışmalarla, İslâm âlemini büyük sıkıntılardan kurtararak feraha kavuşturacağını ” bildirmiştir.

 

 

 

2- Hz. MEHDİ (A.S)’IN ÇIKIŞINDA DÜNYANIN DURUMU

 

“Ahir zamanda ümmetimin başına sultanlarından şiddetli belâlar gelir, öyle ki yerler müslümanlara dar gelir.”

(Kitab-ül Burhan Fi Alâmet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 12)

 

“Mehdi’den önce, yaygın katliamların vuku bulacağı büyük bir fitne görülecektir.”

(El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alâmet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 37)

 

“Masum insanlar katloluncaya kadar Mehdi çıkmayacak ve katliamlara yerde ve göktekiler, artık tahammül edemez bir hale geldiğinde zuhur edecektir.”

(El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alâmet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 37)

 

“Hiçbir tarafın ondan mahfuz kalmayacağı bir fitne zuhur edecek, bu fitne kaldığı yerden hemen başka bir tarafa yayılacak.”

(El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alâmet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 21-22)

 

“Dünya herc-ü merc (fitne, dağınıklık) içinde kaldığında, fitneler zuhur ettiğinde, yollar kesildiğinde, bazıları bazısına hücum ettiğinde, büyük küçüğe merhamet etmediği, büyüğe vakarlı davranmadığında Allah, bu sırada onlardan adavetin kökünü kazıyarak dalâlet kalelerini fethedecek ve evvelce benim ayakta tuttuğum gibi, ahir zamanında dîni ayakta tutacak, önceden zulümle dolu olan dünyayı adaletle dolduracak birini (Mehdi) gönderecektir.”

(Kitab-ül Burhan Fi Alâmeti-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s.12)

 

“Mehdi çıkmadan önce, milletler arasında ticaret ve yollar kesilecek, insanlar arasında fitneler çoğalacaktır.”

(El Kavlu-l Muhtasar Fi Alâmet-il Mehdiyy-il Muntazar, Ahmed Ibn-i Hacer-i Mekki, s. 39-40)

 

Peygamber Efendimiz (S.A.V), Hz. Mehdi (A.S) gelmeden önce bazı müslüman ülkelerde, dîn ahlâkından uzak, zalim ve acımasız karakterli kişilerin iktidarda olacağını hadîslerinde belirtmiştir. Gerçekten bugün iktidarda olan yöneticiler, müslüman halka eziyet etmekte, baskıcı rejimleri ile insanları ezmektedirler. Bir kısmında ise ehil olmayan yöneticiler nedeniyle halk çeşitli belâlara, doğal afetlere maruz kalmaktadır. Dünyanın pek çok yerinde müslümanlar, ülke yönetimindeki liderler tarafından baskı altına alınmakta, çeşitli zorluk ve sıkıntılara maruz bırakılmaktadırlar. Hak dîni yaşamak isteyenlerin özgürce ibadetlerini yerine getirmeleri engellenmekte, ekonomik sıkıntılar yaşamı zorlaştırmaktadır.

Hz. Mehdi (A.S)’ın gelişi ile ilgili hadîslerin büyük bir kısmında, Mehdi (A.S) gelmeden önce (günümüzde olduğu gibi) dünyada karmaşa, güvensizlik ve huzursuzluğun hâkim olacağı bildirilmektedir. Savaşlar ve çatışmaların yanı sıra, toplu katliamların yaşanacak olması, içinde yaşadığımız bu dönemin belirgin özellikleri arasındadır. Hadîslerde, tüm dünya çapında katliamların yaygın olarak yaşanacağına (Hz. Mehdi (A.S)’ın çıkışı ile ilgili hadîslerde katliamların yaygınlaşmasından bahsedilirken), bu katliamların günümüzde olduğu gibi masum insanları hedef alacağına özellikle dikkat çekilmiştir. Günümüzde hemen hemen tüm savaşlarda asıl hedef, sivil halk olmaktadır. Katliamlar ve terör eylemleri de asıl olarak sivil ve masum halka yönelik olarak gerçekleştirilmekte, çoğunlukla çocuklar, yaşlılar ve kadınlar katledilmektedir. Özellikle kendilerini savunma imkânı olmayan bu insanların seçilmiş olması, katliamların çapının geniş, hayatlarını kaybeden insanların sayısının yüksek olmasına neden olmaktadır.

“Fitne” kelimesi “cehalet, zaruret ve ihtilâflar, karışıklık, kavga, savaş” gibi anlamlara da gelmektedir. Kelimenin bu anlamları düşünüldüğünde özellikle son bir asırdır, hadîste de ifade edildiği gibi “kaldığı yerden hemen başka bir tarafa yayılan” savaşlar, iç çatışmalar, kargaşalar dünyanın dört bir yanında bitip tükenmeden devam etmektedir. Özellikle geride bıraktığımız 20. yüzyıl “Savaşlar yüzyılı” olarak anılmaktadır. İçinde bulunduğumuz 21. yüzyıl ise savaşlar ve terör olayları ile başlamıştır ve halen bu herc-ü merc olayı, dünyanın dört bir yanında devam etmektedir.

İçinde bulunduğumuz Hidayet Çağı’nda 1996’da Kanal 6 Televizyonu’ndaki programda Efendimiz, “Allah’ın bu devirde vazifeli kıldığı Resûl’üyüm.” dediğinde dünya hayatında Allah’a ulaşmayı dilemeyerek tebliğe karşı çıkan, Kur’ân ahlâkından yoksun Hulki Cevizoğlu: “Sen Resûl isen ispat sadedinde bize bir mucize göster. Biz o zaman inanacağız.” dediler. Yüce Rabbimiz, her devirde Allah’ın resûllerini yalanlayan insanların içinde bulunduğu halleri aşağıdaki âyetlerde veciz bir şekilde bize anlatmaktadır:

 

6/EN’AM-109: Ve aksemû billâhi cehde eymânihim le in câethum âyetun le yu’minunne bih(bihâ), kul innemel ayâtu indallâhi ve mâ yuş’irukum ennehâ izâ câet lâ yu’minûn(yu’minûne).

Ve eğer onlara bir âyet (mucize) gelirse, ona mutlaka inanacaklarına dair, Allah’a en kuvvetli yeminleri ile yemin ettiler. “Muhakkak ki; âyetler (mucizeler) ancak Allah’ın katındadır (İndi Ilâhi’dedir)” de. Ve (âyet) geldiği zaman onların inanmayacaklarının siz farkında değilsiniz.

6/EN’AM-110: Ve nukallibu ef’idetehum ve ebsârehum kemâ lem yu’minû bihî evvele merretin ve nezeruhum fî tugyanihim ya’mehûn(ya’mehûne).

Ve onların fuad hassalarını (nefsin kalbinin idrak hassalarını) ve basiretlerini (nefsin kalp gözünün görme hassalarını) evvelce O’na inanmadıkları (mü’min olmadıkları) ilk zamanki hallerine çeviririz. Onları, azgınlıkları içinde şaşkın bırakırız.

6/EN’AM-111: Ve lev ennenâ nezzelnâ ileyhimul melâikete ve kelleme-humulmevtâ ve haşernâ aleyhim kulle şey’in kubulen mâ kânû li yu’minû illâ en yeşâallâhu ve lâkinne ekserehum yechelûn(yechelûne).

Ve eğer Biz, gerçekten onlara melekler indirseydik, ölüler de onlarla konuşsaydı, herşeyi onların karşısında toplasaydık, Allah’ın dilemesi hariç inanacak değillerdi. Ve lâkin onların çoğu cahillik ediyorlar.

 

47/MUHAMMED-1: Ellezîne keferû ve saddû an sebîlillâhi edalle a’mâlehum.

İnkâr edenlerin ve (insanları) Allah’ın yolundan saptıranların amellerini (Allah) boşa çıkardı.

47/MUHAMMED-2: Vellezîne âmenû ve amilûs sâlihâti ve âmenû bi mâ nuzzile alâ muhammedin ve huvel hakku min rabbihim keffere anhum seyyiâtihim ve asleha bâlehum.

Âmenû olan ve salih amel (nefsi tezkiye edici ameller) yapanların ve Hz. Muhammed (S.A.V)’e indirdiğimiz Şey’e (Kur’ân-ı Kerim’e) ve O’nun Rab’lerinden bir hak olduğuna inananların günahlarını (Allah) örttü ve onların hallerini ıslâh etti.

47/MUHAMMED-3: Zâlike bi ennellezîne keferûttebeûl bâtıle ve ennellezîne âmenûttebeûl hakka min rabbihim, kezâlike yadribullâhu lin nâsi emsâlehum.

Bunlar, kâfirlerin bâtıla tâbî olması ve âmenû olanların, Rab’lerinden (inen) hakka tâbî olmaları sebebiyledir. Allah insanlara, işte böyle kendi durumlarını mİsal verir.

 

8/ENFAL-8: Li yuhıkkal hakka ve yubtılel bâtıle ve lev kerihel mucrimûn(mucrimûne).

Mücrimler kerih görse de hakkın gerçekleşmesi ve bâtılın yok olması için.

 

2.1- Hz. Mehdi (A.S)’ın geldiği Hidayet Çağı’nın öncesinde ve giriş
dönemindeki ekonomik durum

 

“Fakirler çoğalacak.”

(Ölüm-Kıyâmet-Ahiret ve Ahir Zaman Alâmetleri, s. 455)

 

“Açlık ve hayat pahalılığı alabildiğine yayılacak.”

(Ölüm-Kıyâmet-Ahiret ve Ahir zaman Alâmetleri, s. 440)

 

“Deccal’in zuhurundan üç yıl önce, son derece buhranlı günler olacak, açlık hüküm sürecektir…” (Kıyâmet Alâmetleri, s. 220)

 

“Deccal’in çıkmasından önce gökyüzü üç sene yağmurunu tutar. Birinci senede normal yağmurun üçte birini tutup üçte ikisini yağdırır. Yeryüzü bitkisinin üçte birini bitirmez. İkinci yılda gökyüzü normal yağmurunun üçte ikisini yağdırmaz. Yeryüzü de bitkisinin üçte ikisini bitirmez. Üçüncü yılda ise gökyüzü yağmurunun tamamını keser, yeryüzü de bitkisinden hiçbirini bitirmez.”

(Ebu Davud, İbni Mace, Taberani; Geleceğin Tarihi 3, s. 241)

 

Peygamberimiz Efendimiz (S.A.V), Hz. Mehdi (A.S) öncesinde ve Hidayet Çağı’nın giriş devresinde yeryüzündeki halklar arasında açlık ve fakirliğin yaygınlaşacağını hadîslerinde bildirmiştir. Hiç şüphesiz tarih boyunca açlık ve sefalet hep var olmuştur. Ancak ahir zamanda fakirlik tüm dünya genelinde çok büyük bir artış gösterecektir. Ve bu durum da Hz. Mehdi (A.S)’ın gelişinin habercisi olarak hadîslerde bildirilmiştir. Kur’ân-ı Kerim’de bu durumun Allah’ın bir sünnetullahı olduğu şöyle haber verilmektedir:

 

6/EN’AM-42: Ve lekad erselnâ ilâ umemin min kablike fe ehaznâhum bil be’sâi ved darrâi leallehum yetedarraûn(yetedarraûne).

Andolsun ki; Biz senden önce ümmetlere de (resûller) gönderdik.O zaman onları da sıkıntıya ve darlığa uğrattık, böylece yalvarırlar diye.

6/EN’AM-43: Fe lev lâ iz câehum be’sunâ tedarraû ve lâkin kaset kulûbuhum ve zeyyene lehumuş şeytânu mâ kânû ya’melûn(ya’melûne).

Böylece onlara darlığımız geldiği zaman yalvarsalardı olmaz mıydı? Fakat onların kalpleri kasiyet bağladı (katılaştı). Şeytan, onlara yapmış oldukları şeyleri süsledi (güzel gösterdi).

 

7/A’RAF-94: Ve mâ erselnâ fî karyetin min nebiyyin illâ ehaznâ ehlehâ bil be’sâi ved darrâi leallehum yaddarraûn(yaddarraûne).

Ve Biz hangi ülkeye bir peygamber gönderdiysek, onun halkını darlık ve sıkıntıya uğratmadığımız ülke yoktur ki; böylece onlar yalvarıp, yakarırlar.

7/A’RAF-95: Summe beddelnâ mekânes seyyietil hasenete hattâ afev ve kâlû kad messe âbâenad darrâu ves serrâu fe ehaznâhum bagteten ve hum lâ yeş’urûn(yeş’urûne).

Sonra seyyiatin yerini hasenatla değiştirdik. Ne zaman ki çoğaldılar ve şöyle dediler. “Babalarımıza da şiddetli darlık ve ferahlık dokunmuştu. (Allah’tan bilmediler, ders almadılar). Bunun üzerine onları farkına varmadan (şuurunda değilken) aniden aldık.”

7/A’RAF-96: Ve lev enne ehlel kurâ âmenû vettekav le fetahnâ aleyhim berekâtin mines semâi vel ardı ve lâkin kezzebû fe ehaznâhum bimâ kânû yeksibûn(yeksibûne).

O ülkenin halkı eğer âmenû olsalardı ve takva sahibi olsalardı elbette onlara semadan ve yerden bereketler (bolluk) açardık. Fakat onlar yalanladılar. Böylece kazandıklarından dolayı onları aldık (cezalandırdık).

 

 

 

3- Hz. MEHDİ (A.S)’IN HİLÂFET MERKEZİNİN BULUNDUĞU YERDEN ÇIKMASI

 

Hidayet Çağı (ahir zaman) hakkındaki rivayetlerin merkez noktasını Hz. Mehdi (A.S) teşkil eder. Ancak bu olayların yerleri hakkında farklı farklı rivayetler mevcuttur. Bediüzzaman bu konuya şu şekilde açıklık getirmiştir:

 

“Şimdi, Hz. Mehdi gibi şahsı hakkındaki rivayetin ihtilâfatı ve sırrı şudur ki; hadîs tefsir edenler, kendi bilgilerini bu hadîslerin açıklamalarına tatbik etmişler. Meselâ: Merkez-i saltanat o vakit Şam’da veya Medine’de olduğundan, vukuat-ı Hz. Mehdiyye veya Süfyaniyye’yi merkez-i saltanat civarında olan Basra, Kufe, Şam ve Medine gibi yerlerde tasavvur ederek öyle tefsir etmişler.”

(Sözler, 359)

 

“Merkez-i Hilâfet eski zamanda Irak’ta, Şam’da ve Medine’de bulunduğundan raviler kendi içtihatlarıyla daimî öyle kalacak gibi mânâ verip, “Merkez-i Hilâfet-i İslâmiye” yakınlarında tasvir etmişler, Halep ve Şam demişler. Hadîsin mücmel haberlerini kendi içtihatlarıyla tavsil etmişler.”

(Şualar, 492)

 

Yani Bediüzzaman’ın üstteki ifadelerinden de anlaşıldığı gibi, ahir zaman hadîslerini aktaran her âlim, Hz. Mehdi (A.S) olayının gerçekleşeceği yer olarak, kendi zamanının Hilâfet Merkezi olan Irak, Şam, Kûfe, Medine gibi şehirleri belirtmişler. Ahir zaman olaylarını kendi dönemlerindeki hilâfet merkezlerini esas alarak aktarmışlardır.

Ancak, ahir zaman olaylarının vuku bulduğu yerle ilgili rivayetlerin ortak noktası, bu olayların Hilâfet Merkezi’nde gerçekleştiğidir. Bilindiği gibi, son hilâfet merkezi İstanbul’dur. Halifelik bu yüzyılın başlarında resmî olarak kaldırılmıştır ve o günden bu yana dünya üzerinde başka hiçbir yere de taşınmamıştır. Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in iki sancağı, kılıcı ve gömleği ile diğer Mukaddes Emanetler İstanbul’dadır. Sonuç olarak, halen bu manevî unvanı koruyan tek şehir İstanbul’dur.

 

3.1- Hz. Mehdi (A.S)’ın gelişinde İslâm’ın başında halife yoktur.

 

“Dünyada ismi geçecek bir halife kalmayıncaya kadar çıkmayacaktır.”

(El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alâmet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 54)

 

“O’nun çıkacağı yıl insanlar hacca başlarında bir emir bulunmadan gidecekler.”

(Kıyâmet Alâmetleri, s. 168-169)

 

Yavuz Sultan Selim ile halifelik Osmanlı’ya geçmiştir. Son Osmanlı Padişahı Vahdettin’le halifelik sona ermiştir. 13. asrın mücedidi Said-i Nursi Hazretleri 1876 da doğmuştur. 13. asrın mücedidi Said-i Nursi Hazretlerinin döneminde İslâm’ın başındaki halife son Osmanlı Padişahı Vahdettin vardır. son Osmanlı Padişahı Vahdettinle halifeliğin sona ermesinden bu yana İslâm toplumu başsız, halifesiz kalmıştır. Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in hadîslerinde Hz. Mehdi (A.S)’ın ortaya çıkacağı dönemde İslâm ümmetinin başında bir halife yani manevî bir lider bulunmayacağını bildirmektedir.

Gerçekten Efendimiz’in vazife aldığı Hidayet Çağı’nda hadîslerde bildirildiği gibi müslümanların başında halife yoktur.

 

3.1.1- Bediüzzaman: “Hz. İsa (A.S) geldiğinde müslümanların başında Hz. Mehdi (A.S) olacaktır.” demektedir.

 

“Evet, hadîs-i şerifin ifadesiyle Hz. İsa’nın semavî nuzülü kat’i olmakla beraber; mânâ-yı işarisiyle başka hakikatleri ifade ettiği gibi bu hakikate de mu’cizane işaret ediyor.”

(Kastamonu Lahikası, 50)

 

“Şahs-ı İsa Aleyhisselâm’ın kılıncı ile maktül olan şahs-ı Deccal’ın teşkil ettiği dehşetli maddîyunluk ve dînsizliğin azametli heykeli ve şahs-ı manevîsini mahvedecek ancak İsevî ruhanileridir ki; o ruhaniler dîn-i İsevî’nin hakikatını hakikat-ı İslâmiye ile mezcederek o kuvvetle onu dağıtacak, manen öldürecek. Hattâ, “Hz. İsa gelir, Hz. Mehdi’ye namazda iktida eder, tâbî olur.” diye rivayeti bu ittifaka ve hakikat-ı Kur’âniye’nin matbuiyetine ve hâkimiyetine işaret eder.”

(Şualar, 493)

 

 

 

4- Hz. MEHDİ (A.S)’IN ÇIKIŞINDA GERÇEKLEŞEN OLAYLAR

 

Peygamber Efendimiz (S.A.V), Hz. Mehdi (A.S)’ın çıkışından önce ve kendi dönemi olan Hidayet Çağı’nda gerçekleşecek olaylar hakkında bizleri bilgilendirmiştir. Hz. Mehdi (A.S)’ın çıkışının alâmetleri olan bu olayları haber veren Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in hadîslerine baktığımız zaman, içinde bulunduğumuz dönemin ortam ve şartlarını açıkça tarif etiğini ve çok yakın geçmişte arka arkaya gerçekleşen bazı kritik olayları haber verdiğini görmekteyiz.

Gerek Hz. Mehdi (A.S)’ın çıkışı, gerekse kıyâmet alâmetleri ile ilgili hadîslerin ardarda gerçekleşmeleri, içinde bulunduğumuz dönem olan Hidayet Çağı’na işaret etmektedir. Ve tüm alâmetlerin Hicrî 14. yüzyıl başından (1979-1980) itibaren sırayla ortaya çıkmaları, içinde bulunduğumuz Hidayet Çağı, Hz. Mehdi (A.S)’ın yeryüzünde bulunuş yılları olduğunu çok net bir şekilde ortaya koymaktadır.

 

4.1- Hz. Mehdi (A.S)’ın dönemi olan Hidayet Çağı’na ait alâmetler birbiri ardınca gerçekleşmektedir.

 

                Hz. Mehdi (A.S)’ın çıkış alâmetlerinin bildirildiği hadîslerde, bu alâmetlerin arka arkaya, “tesbih taneleri” gibi meydana geleceği ifade edilmektedir. Gerçekten de bu alâmetler, birbiri ardınca ve Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in bildirdiği şekilde meydana gelmektedir. Hadîslerde belirtildiği gibi, dünyanın dört bir yanında kargaşa ve anarşi artmakta, arka arkaya fitneler meydana gelmekte, katliamlar ve büyük felâketler yaşanmakta, yokluk ve açlık artmakta, insanlar büyük sıkıntılar çekmektedir. Tüm bu alâmetlerin arka arkaya, içinde bulunduğumuz zamanda Hidayet Çağı’nda gerçekleşmesi, müslümanların asırlardır gelişini bekledikleri Hz. Mehdi (A.S)’ın dönemi olan Hidayet Çağı içinde olduğumuzu çok net olarak göstermektedir.

 

“Çok acıklı durumlar ve elîm manzaralar görülür. Fitneler arka arkaya devam eder.”

(Ali Bin Hüsameddin El Muttaki, Celaleddin Suyuti’nin Tasnifinden Hadîsler - Ahir Zaman Mehdisinin Alâmetleri, Kahraman Neşriyat, s. 36)

 

“Bir fitne görülür, bunu diğer fitneler takip eder.”

(Kitab-ül Burhan Fi Alâmeti-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 26)

 

Kıyâmet alâmetlerinin arka arkaya meydana gelmesi, Hz. Mehdi (A.S)’ın geldiğini göstermektedir. Kıyâmetin zamanını sadece Allah bilir. Ancak kıyâmet olmadan önce oluşan olaylar, işaretler alâmetleri vardır.

 

47/MUHAMMED-18: Fe hel yenzurûne illes sâate en te’tiyehum bagteh(bagteten), fe kad câe eşrâtuhâ, fe ennâ lehum izâ câethum zikrâhum.

Öyleyse “o saatin” gelmesinden başka bir şey mi bekliyorlar? Halbuki onun alâmetleri (işaretleri) gelmiştir. Fakat (o saat) kendilerine geldiği zaman, onlara hatırlatmanın ne (faydası) olur ki?

 

“Kıyâmet alâmetleri birbirini takiben meydana gelir. Bir dizideki boncukların ardarda kopması gibi.”

(Ramuz-El Ehadîs, 277/6; Camiü’s-Sagir, 3/167)

 

Kıyâmet alâmetleri aynı zamanda Mehdi (A.S)’ın çıkış alâmetleridir. Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in hadîslerinde bildirdiği 10 büyük kıyâmet alâmetlerinden bir tanesi duhan fitnesidir. Duhan olayını Yüce Rabbimiz, Duhan Suresinin 10, 11, 12, 13 ve 14. âyetlerinde bize açıklamaktadır:

 

44/DUHAN-10: Fertekib yevme te’tîs semâu bi duhânin mubîn(mubînin).

Artık göğün, apaçık duman (fitne) getireceği günü gözle.

44/DUHAN-11: Yagşân nâs(nâse), hâzâ azâbun elîm(elîmun).

(O fitne ki) insanları (insanların büyük kısmını) sarmıştır. Işte bu, elîm bir azaptır.

44/DUHAN-12: Rabbenekşif annel azâbe innâ mû’minûn(mû’minûne).

Rabbimiz, azabı bizden kaldır. Muhakkak ki biz, mü’minleriz.

44/DUHAN-13: Ennâ lehumuz zikrâ ve kad câehum resûlun mubîn(mubînun).

Onlara (herşeyi) açıklayan bir resûl gelmişti. (Buna rağmen resûlün söylediklerinden) ibret almadılar.

44/DUHAN-14: Summe tevellev anhu ve kâlû muallemun mecnûn(mecnûnun).

Ve (O’NA) (şeytan tarafından vahyedilerek) “öğretilmiş” ve “deli” dediler ve sonra O’NDAN yüz çevirdiler.

 

Bu âyetlerde sözü edilen Resûl’ün Efendi Hazretleri olduğunu, Yüce Rabbimiz 1996’da Kanal 6’da Hulki Cevizoğlu’nun programıyla bütün Türk halkına ispat etti.

Peygamber Efendimiz (S.A.V), Duhan Suresinin 10, 11, 12, 13 ve 14. âyetlerini okuduktan sonra başını kaldırarak sahâbeye: “Bu devre (duhan fitnesinin gerçekleştiği ahir zamana işaret ederek), ilmin ortadan kaldırıldığı zamandır.” buyurmuştur.

Ziya bin Lebit: “Ey Allah’ın Resûl’ü, biz Kur’ân’ı okurken çocuklarımıza öğretirken ilim (Kur’ân-ı Kerim) nasıl ortadan kalkar?” deyince Peygamber Efendimiz (S.A.V), evvelki zamanlarda yahudilerin ve hristiyanların düştüğü şeytanın tuzağına işaret edercesine: “Yahudi ve hristiyanların elinde Tevrat ve İncil olmasına rağmen onların ne işine yarıyor?” buyuruyor.

Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in, aşağıdaki hadîsleri bu konuyu ispat ediyor:

“İnsanlara bir zaman gelecektir ki; Kur’ân-ı Kerim’in yalnız resmi, İslâm’ın yalnız ismi kalacaktır. Onlar İslâm’dan en uzak insanlar oldukları halde İslâmî isimlerle isimlenecekler, mescidleri görünüşte mamur olduğu halde hidayet yönünden harap olacaktır.”

Abdullah b. Amr b. el-As (R.A) diyor ki: Ben Resûlullah (S.A.V)’ı şöyle söylerken işittim: “Allah ilmi (Kur’ân-ı Kerim’i) insanlardan söküp almak suretiyle kaldırmaz, bilâkis âlimlerin (daimî zikre ulaşmış ehli zikrin) canlarını almak suretiyle ilmi kaldırır. Aralarında hiçbir âlim (ehli zikir) kalmaz da insanlar cahilleri önderler edinirler, onlara sorular sorarlar, onlar da bilgisizce fetva verirler ve böylece hem kendileri sapıtırlar hem de başkalarını saptırırlar.”

İşte Peygamber (S.A.V) Efendimiz’den, sonra, savaşlarla ve normal ölümlerle Kur’ân’daki İslâm’ı yaşayan sahâbe, tâbiîn ve tebei tâbiînin sayısı gün be gün azalmıştır. Aralarında hiçbir âlim (ehli zikir) kalmadığında insanlar, cahilleri önderler edinmişler, onlara sorular sormuşlar, onlar da bilgisizce fetva vermişler ve böylece hem kendileri dalâlete kaldıkları gibi zanlarına dayalı hidayetine engel oldukları insanların da dalâlette kalmasına sebep olmuşlar. Günümüzde de meşhur dîn proflarımız, zanlarına dayalı insanların hidayetine mâni olmaya devam ediyorlar.

İşte 1996’da, Kanal 6 televizyon programında bu olay vuku bulmuştur. Hidayet Çağı’nda Allah’ın vazifeli kıldığı Mehdi (A.S)’ı yalanlayan Prof. Yaşar Nuri Öztürk, Hüseyin Hatemi, Ayhan Songar ve Hüseyin Atay’ın etkisinde kalarak izleyicilerin çoğu Efendi Hazretleri’nden yüz çevirdiler ve 3 kere “Allah’a ulaşmayı dilediğiniz taktirde mutlaka Allah’ın cennetine girersiniz.” demesine rağmen gerekli dersi almadılar. Efendi Hazretleri tıpkı Furkan Suresinin 30. âyet-i kerimesinde belirtildiği gibi Kur’ân’ın terkedildiğini, Kur’ân’ın İslâm âlemi tarafından yaşanmadığını defaatle açıkladı:

 

25/FURKAN-27: Ve yevme yeadduz zâlimu alâ yedeyhi yekûlu yâ leytenîttehaztu mear resûli sebîlâ(sebîlen).

Zalimlerin herbiri iki elini ısırdığı o günde şöyle diyecekler: “Ne olurdu, O resûl ile beraber, sebîli (Allah’a ulaştıran yolu) tutsaydım.”

25/FURKAN-28: Yâ veyletâ leytenî lem ettehız fulânen halîlâ(halîlen).

Yazıklar olsun bana, ne olurdu filânı dost edinmeseydim.

25/FURKAN-29: Lekad edallenî aniz zikri ba’de iz câenî, ve kâneş şeytânu lil insâni hazûlâ(hazûlen).

Andolsun ki; bana Kur’ân gelmişken o, beni zikirden saptırdı. Şeytan, insanı yalnız bırakır.

25/FURKAN-30: Ve kâler resûlu yâ rabbi inne kavmîttehazû hâzel kur’âne mehcûrâ(mehcûran).

Resûl dedi ki: “Yarab, kavmim Kur’ân’ı terkettiler.”

 

4.1.1- Fitnelerin çoğalması, Hz. Mehdi (A.S)’ın geldiğini göstermektedir.

 

“Hiçbir tarafın ondan mahfuz (saklı) kalmayacağı bir fitne zuhur edecek, bu fitne kaldığı yerden hemen başka bir tarafa yayılacak ve bu durum bir münadinin semadan seslenerek: ‘Ey insanlar, emiriniz artık Mehdi’dir.’ demesine kadar devam edecektir.”

(El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alâmet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 23)

 

İnsanların dînde fırkalara ayrılması demek olan duhan fitnesi, bütün insanları sarmıştır. Bu fitne gün geçtikçe şiddetini artırarak yayılmaktadır.

 

4.1.2- Yaygın katliamların meydana gelmesi, Hz. Mehdi (A.S)’ın geldiğini göstermektedir.

 

“Şu hadîseler meydana gelmedikçe kıyâmet kopmayacaktır. Ölümler ve katliamlar yaygın hale gelecek.”

(Camiü’s-Sagir, 3:211, Müsned, 2:492, 4:391, 392)

 

Ölümler ve çatışmalar her gün dozajı artarcasına yaygın bir halde devam etmektedir.

 

4.1.3- Dünyanın her tarafında karışıklık ve kargaşanın olması, Hz. Mehdi (A.S)’ın geldiğini göstermektedir.

 

“Dünya herc-ü merc (insanlar arasında meydana gelen fitne, fesat, darmadağınık, karmaşık, allak bullak ortam) içinde kaldığında, fitneler zuhur ettiğinde, yollar kesildiğinde, bazıları bazısına hücum ettiğinde, büyük küçüğe merhamet etmediği, büyüğe vakarlı davranmadığında Allah, bu sırada onlardan adavetin (düşmanlığın) kökünü kazıyarak dalâlet kalelerini fethedecek ve evvelce benim ayakta tuttuğum gibi, ahir zamanında dîni ayakta tutacak, önceden zulümle dolu olan dünyayı adaletle dolduracak birini (Mehdi) gönderecektir.”

(Kitab-ül Burhan Fi Alâmeti-l Mehdiyy-il Ahir Zaman)

 

Şu an dünyada bu herc-ü merc ortamı yaşanmaktadır.

 

4.1.4- Kadın ve çocukların katledildiği fitnelerin yaşanması, Hz. Mehdi (A.S)’ın geldiğini göstermektedir.

 

8/ENFAL-25: Vettekû fitneten lâ tusîbennellezîne zalemû minkum hâssah(hâssaten), va’lemû ennallâhe şedîdul ikâb(ikâbi).

Ve sizden (içinizden), sadece zalim kimselere isabet etmeyen, onlara has (özel) olmayan (diğerlerine de isabet eden) fitneden sakının (takva sahibi olun). Allah’ın azabının çok şiddetli olduğunu biliniz. (Biliniz ki, muhakkak Allah’ın azabı çok şiddetlidir.)

 

“Masum insanlar katloluncaya kadar Mehdi çıkmayacak ve katliamlara yerde ve göktekiler, artık tahammül edemez bir hale geldiğinde zuhur edecektir.”

(El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alâmet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 37)

 

“Bu fitnelerin en sonuncusu, günahsız insanların öldürülmesidir ki; artık o zaman kendisinden herkesin razı olacağı bir gidişatta olan Hz. Mehdi (A.S) çıkar.”

(Ali Bin Hüsameddin El Muttaki, Celaleddin Suyuti’nin Tasnifinden Hadîsler - Ahir Zaman Mehdisinin Alâmetleri, Kahraman Neşriyat, s. 38)

 

Anarşi, terör ve canlı bombalama olaylarında sadece savunmasız durumda masum insanlar zarar görmektedir.

 

4.1.5- Günümüzde, ambargolarla ticaret yollarının kesilmesi, Hz. Mehdi (A.S)’ın geldiğini göstermektedir.

 

“Ticaret ve yolların kesildiği ve fitnelerin çoğaldığı zaman.”

(El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alâmet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 39-40)

 

İçinde bulunduğumuz Hidayet Çağı’nda işgalden önce Irak’a ambargo uygulanmaktaydı, şu an ambargo tehdidi altında ülkeler vardır. (İran, Suriye gibi).

 

4.1.6- Dünyanın her tarafında müslümanların zulme uğraması, Hz. Mehdi (A.S)’ın geldiğini göstermektedir

 

“Rükû ve secdeye giden herkesi cezalandırır. Zulüm, fesad ve fısk çıkarır. Âlim ve zahidleri katleder, pek çok şehri de işgal eder. Kan akıtmayı helâl kılarak, Al-i Muhammed’e düşman kesilir.”

(Ali Bin Hüsameddin El Muttaki, Celaleddin Suyuti’nin Tasnifinden Hadîsler - Ahir Zaman Mehdisinin Alâmetleri, Kahraman Neşriyat, s. 37)

 

“Benden sonra halifeler olur. Halifelerden sonra emirler, emirlerden sonra zalim melikler gelir. Son olarak da Ehl-i Beytim’den birisi çıkar.”

(Kitab-ül Burhan Fi Alâmet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 84)

 

Günümüzde müslümanlar sıcak çatışmaların yaşandığı savaş ortamında yaşamaktalar. Her ülkede inançlarından dolayı iktidarlar tarafından müslümanlara büyük zulüm yapılmaktadır.

 

4.1.7- Afganistan ve Irak’ta mescid ve camilerin savaşta atılan bombalarla yıkılması, Hz. Mehdi (A.S)’ın geldiğini göstermektedir.

 

22/HAC-40: Ellezîne uhricû min diyârihim bi gayri hakkın illâ en yekûlû rabbunallâh(rabbunallâhu), ve lev lâ def’ullâhin nâse ba’dahum bi